Sırça Köşkün Masalcısı

Sırça Köşkün Masalcısı

0
PAYLAŞ

Bugün size geçen yıl aldığım, ancak birkaç gün önce elime alıp karıştırmaya, ilgimi çekince de okumaya fırsat bulduğum “Sırça Köşkün Masalcısı”ndan söz edeceğim. Can Yayınlarından çıkan bu kitapta, bizim çocukluğumuzun en popüler yazarı olan Kemalettin Tuğcu anlatılmış. Kitabın yazarı Nemika Tuğcu, amcası Kemalettin Tuğcu’yu, kuru bir biyografiden çok, roman tadında anlatmış.


Kitap ister istemez geçmişe, ta çocukluk günlerime döndürdü beni. Kemalettin Tuğcu’dan aklımda neler kaldığını hatırlamaya çalıştım. İlk aklıma gelenler acı ve sefalet içinde geçen yaşamlar oldu. Anasız babasız sokak çocukları, üvey anneler, kötü babalar, köprü altında yaşayan çocukların üşüyen elleri belirdi hafızamda. Ardından “Üvey Baba”sı, “Korkunç Yıllar”ı, “Çocuk Hırsızları” canlandı  gözümde.


Onun romanlarında keskin hatlarla iyiler ve kötüler vardı. Kötüler çok kötü, iyiler çok iyiydi. Ama sonunda daima iyiler kazanır, kötüler dize gelir, yaptıkları kötülük için pişman olup, af dilerlerdi.


Onun romanlarında yoksulluk ve zenginlik temaları da, tıpkı iyilik ve kötülük gibi keskin hatlarla çizilmişti.


Onun anneleri çilekeşti. Bu çileli anneler gaz ocaklarda yemek pişirir, çocuklarının pantolonlarını, çoraplarını yamalardı.  Sonra bu anneler verem olup ölürdü. Abla anne yerine geçer, kötü adamlar ablayı yoldan çıkarır, baba hapse girer,  çocuklar köprü altına düşer vs. vs.


Bunca kötülüğün içinde iyi adamlar da vardı. Bu iyi adamlar kimsesiz, fakir çocuklara kol kanat gerer, onları yedirir, giydirir, evlerine alıp ısıtır, okula gönderirdi.


Bu kadar tanıyordum Kemalettin Tuğcu’yu. Onun hakkında bildiklerim bu satırlarla sınırlıydı. İşte bu yüzden, kitaplarını okuyarak büyüyen biri olarak, ben bile onu doğru dürüst tanımazken, günümüz gençlerinin ve çocuklarının Kemalettin Tuğcu’yu tanımamasını normal karşılamak gerekir diye düşünüyorum.


“Sırça Köşkün Masalcısı”nı okumadan önce Kemalettin Tuğcu’nun fotoğrafını bile görmemiştim. Nasıl biri olduğunu bilmiyordum. Oysa neredeyse asırlık bir çınarmış. Dile kolay 1902 den 1996 yılına kadar yaşamış. 94 yaşında hayata gözlerini kapamış. Kısacası bir tarihe tanıklık etmiş; Osmanlının çöküşünü, Cumhuriyetin kuruluşunu, iki dünya savaşını görmüş.


Uzun ömrü boyunca hep yazmış. Ne kadar yazmış bilmiyorum. Yaşından daha çok yazdığına eminim. 300’den fazla kitabı olduğu söyleniyor. Tabii bunlar bilinenler. Bir de bilinmeyenler var. Nemika Tuğcu, amcasının bir gün evinin bahçesine çıkıp elindeki yüzlerce sayfayı yakıp, kül ettiğini anlatıyor kitabında.


Doğrusunu söylemek gerekirse Kemalettin Tuğcu’nun bedensel engeli olduğunu da bilmiyordum. Babasının küçük yaştayken tedavi için sarılan ayaklarının sargılarını açmasıyla sakat kalmış olması, onun hayatını şekillendiren en önemli olay olmuş. Babasını hiç affetmemiş… Romanlarındaki kötü baba karakterleri bu duyguyla şekillenmiş kafasında.


Bedensel engeli yüzünden evinden hiç çıkmadan büyüyen bir çocuk olmuş. Okula hiç gitmemiş örneğin…. Okuma yazmayı kendi kendine öğrenmiş. Fransızcayı da öyle… Engelli olmayı hiçbir zaman içselleştirememiş.


Bu yüzden içine kapanmış. İşte bu içine kapanış onu yazmaya itmiş. Durmaksızın yazmış. Çocukluğunda yaşayamadığı her şeyi yazmış. Her duyguyu tek tek içinde hissederek yazmış. Bir anlamda kendini yazmış. Kendi hayatını değilse bile kendi duygularını yazmış.


Ve onun yazdıklarını tam 40 yıl boyunca okumuş çocuklar. Onun yazdıklarıyla büyümüşler.


Her ne kadar Nemika Tuğcu, amcası Kemalettin Tuğcu’nun yazdığı kitaplarla, çocuklara acıma duygusuyla birlikte yardımlaşma ve iyilikseverlik gibi erdemleri aktardığını, bunun da çocuk gelişiminde çok önemli olduğunu söylüyorsa da; birçok kişi bunun tam tersini düşünüyor. Hatta Türk çocuklarını ağlamaya alıştırdığı için onu suçlayanlar bile var.


Kaderci ve arabesk bir toplum olmamızda Kemalettin Tuğcu’nun etkisi var mı bilemem ama; bildiğim bir şey var ki, kana, şiddete, savaşa alıştırılan bir toplum olarak, artık onun romanlarındaki acı ve hüzün bizi kesmez ne yazık ki…

BİR CEVAP BIRAK

11 − 11 =