Üstadların raundu

PAYLAŞ

Küresel krize karşı çeşitli önlemler alınırken, krizin etkilerinin birbuçuk yıl kadar devam edeceği ifade edilmektedir. 1929 Krizi gibi bu kriz de zamanla unutulacak. Buzdağının temelinde nasıl bir yapılanma yatmaktadır ki, tepede dalgalı bir seyir yaşanmaktadır? Bu sefer, son yazıda söz vermiş olduğum Marks-Keynes-Friedman yaklaşımlarını elimden geldiğince irdelemeye çalışacağım.

Uzun dönemli eğilim içinde gelişen bir doku kısa dönemlerde farklı yönlerde gelişmeler gösterebilir. Bu tür gelişmeler kısa ve uzun dönemli yaklaşımlar halinde, iki farklı açıdan ele alınabilir. Bu farklılığın nedenleri de, oluşturacağı sonuçlar da farklıdır. Yaklaşım farklılığı, biri akademik, diğeri ise siyasîdir.

Kapitalist sistemde yaşanan yoğun rekabet, devamlı olarak teknolojiye yatırımı hızlandırır. Bunun sonucunda üretim hızla artarken, piyasalar daralır ve kâr oranları  düşer. Bu süreç kapitalizme özgüdür. Batı dünyası bu sıkışıklığı, bir dönemde sosyal demokrasi uygulamasıyla, daha sonraları ise küreselleşme politikası ile aşmaya çalıştı. Tarihsel dönüşüme bilimsel açıdan uzun dönemli dönüşümler temelinde bakmayıp, kısa dönemli siyasetler açısından bakanlar, maalesef, Birinci ve İkinci Paylaşım Savaşlarını,  1929 Krizi’ni, sosyal devlet politikasını, ve küreselleşmeyi açıklayamadıkları gibi, şimdi de 2008 Küresel Krizi açıklamada zorlanmaktalar. Kısa dönemli bakış açısı, dönemsel çevrimlerin uzun dönemli ve ana nedenini açıklayamadığı gibi, dönemsel önlemlerle yaşanan kısmî oluşumları da krizden çıkış olarak algılayabilmektedir. Günümüz krizinde de bazı palyatif önlemlerle durum düzelir gibi olduğunda, krizden çıkıldığı ve yeniden yükseliş dönemine girildiği izlenimi alınacak ve toplumsal bakış açısı da buna göre şekillendirilecektir.

İşte bu noktada Marks ile Keynes’in bakış açı farkları gündeme gelmektedir. Marks, bilindiği gibi, uzun dönemli ve tarihsel yaklaşımı ile kapitalizmin genetik yapısını irdelemiş ve krizlerin kapitalizme özgü devinimler olduğunu ortaya koymuştur. Kısacası Marks, sistemin süreci hakkında bilimsel bir yaklaşım yapmıştır. Buna karşın Keynes ise, böylesi bir tarihsel yaklaşımdan yoksun olarak ve kısa dönemli analizi ile, 1929 Krizi’nin piyasaların  genişletilerek aşılabileceğini düşünmüştür. İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında ve elverişli tarihsel koşulda, bu görüş sosyal devlet politikaları olarak uygulanmış ve 20 yıla yakın sürede de oldukça başarılı olmuştur. Ancak, bu analiz sistemin genetik yapısını ele almadığından, sosyal devlet politikaları da 1965’ler ve 70’lerde güç kaybederek, bu kez küreselleşme politikalarının ortaya çıkması yolu açılmıştır. Bu raundda Keynes Marks’a yenik düşmüştür.

Küreselleşmenin yeni bir açılım olduğu görüşü ile Keynes politikalarını bir tarafa iten  Friedman da bu açılımı sonucunda Keynes’e yenik düşmüştür. Zira küreselleşme, piyasaların genişetilmesi anlamında küresel keynescilikten farklı bir şey değildi. Küreselleşme politikaları ile hem üretim faktörleri piyasaları, hem de tüketici piyasaları dünya çapında genişletilmiş oluyordu. Bu ise, küresel boyutta keynescilikten çok farklı bir politika değildir. Friedman’ın Keynes karşısındaki mağlubiyeti bununla da bitmemekte; devletin küçültülmesine karşı son krizde yapılan, finansal piyasaların düzensiz ve sorumsuz büyümesi vb gibi bazı yüzeysel analizler ve uygulanan politikalar da Friedman’ı bir kenara itmektedir. Bu raund da Keynes’indir.

Şu halde, sonuç olarak, Marks hem Keynes’e hem de Friedman’a başat olmuştur. Konuyu isimlerden soyutlarsak, aslında, bilimsel yaklaşımın ad-hoc ve pratik yaklaşıma başat olduğunu kabul etmemiz gerekir. Diğer bir bakış açısı ile, süreci açıklayan bilimsel yaklaşımların ad*hoc ve pratik yaklaşımlara başat olduğu, bilimsel yöntem açısından da geçerlidir.   

Kısa dönemli yaklaşımın iki grup tarafından yapılması kapitalist mantığın doğal sonucudur. Birincisi, sistemin çok temel bir üst-yapı kurumu olan siyasal yapının kapitalist krizlere sistem-içi yaklaşım yapmak durumunda olduğudur. Kısa dönemli yaklaşımın ikinci önemli grubu da akademik çevreler ve sistem mümini aydın çevrelerdir. Kendileri, sisteme hakim sermaye çevrelerin ideolojisini topluma yaymakla sorumlu gören bazı akademik çevreler ve bazı aydınlar(!), topluma karşı sorumluluklarını ve asıl görevini ihmal ederek, kısa dönemli analize yönelerek, krize çare olarak sermaye yanlı çözümler önerirler.  

Durum böyle olunca da, krizler sürer, palyatif önlemlerle zaman içinde geçti gibi algılanır ve, maalesef, büyük halk yığınlarının yoksullaşması pahasına küçük gruplar varsıllığa kavuşur!

____________

* Prof. Dr.

CEVAP VER