“İstanbul ‘imdat’ diye bağırırdı”

“İstanbul ‘imdat’ diye bağırırdı”

0
PAYLAŞ

– Çiğdem Hanım öncelikle İstanbul’da Neler oluyor sorusuyla başlayalım mı, ne dersiniz?
– Gerçekten İSTANBUL ALARM VERİYOR İstanbul’u yok oluşa sürükleyen ve tarihi ve kültürel mirasları tehdit altında bırakan uygulamalardan tutun, kentsel dönüşüm ya da yenileme projeleri ile devlet gücünü kullanıp insanların evlerini kamulaştırma tehdidiyle gasp eden; mahalleleri ortadan kaldıran; insanları yıllarca edindikleri komşuluk ilişkileri ve bağlarından, iş yerlerinden ve geçim kaynaklarından kopararak kentin çeperlerinde kötü koşullarda yaşamaya iten; 3. Köprü ile orman arazileri ve yeşil alanların, özelleştirilerek hastane ve okul arsalarının ele geçirilip imara açıldığı; Haliç Metro köprüsü ile İstanbul’u İstanbul yapan Süleymaniye siluetinin gölgeleneceği boynuzlu bir köprünün yapıldığı; Osmanlı mimarisinin nadide eserleri ahşap evlerin yok edildiği, Tarihi adaya her gün 75 bin kişinin geçişini sağlayacak ve trafiği azaltmak amaçlanırken izdiham yaratacak İstanbul Boğazı Karayolu Tüp Geçiş Projesini hayata geçirildiği bu süreçte İstanbul’un alarm vermediğini kim söyleyebilir ki?

HALİÇ METRO KÖPRÜSÜ SÜLEYMANİYE’Yİ GÖLGELEYECEK…

– Bütün bu başlıklar önemli konular; Önce Haliç köprüsünden başlarsak, bildiğimiz kadarıyla 25 Temmuz’da Brezilya’da toplanacak olan UNESCO Dünya Miras Komitesi, Türkiye’deki yönetimin keyfi uygulamaları sonucu İstanbul’u ‘Dünya Kültür Mirası Listesi’nden ‘Tehlikede Olan Kültür Mirasları Listesi’ne almayı düşünüyor ve bunun gerekçelerinden biri olarak da Haliç Metro Köprüsünün İstanbul Siluetine vereceği zararı öne sürüyor, siz bu konuda ne dersiniz?
– Haliç Metro Köprüsünün yapımına 1998 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından başlanmıştır. Uzunluğu 936 metre olan bu köprü Taksim-Yenikapı Metro hattında Haliç geçişi olarak projelendirilmiştir.

Taksim-Şişhane-Unkapanı-Şehzadebaşı-Yenikapı istasyonlarından oluşan bu hatta metro, Şişhane eteklerinde; Azapkapı’da yeryüzüne çıkmakta daha sonra bu köprü üzerinden Haliç’i geçtikten sonra Süleymaniye eteklerinde tekrar yer altına girmektedir. Bu köprü ile ilgili en çok tartışılan konu köprüdeki taşıyıcı kulenin 82 metre olmasıdır. Koruma Kurulu’nun bu teklifi kabul etmemesi üzerine kule yükseklikleri önce 65metreye sonra 55 metreye kadar düşürülmüş ve uygulama bu şekilde başlatılmıştır. Bu konu ayrıca UNESCO Dünya Miras Komitesinin de gündemine gelmiş, Komite’nin 2006’da Litvanya Vilnius’daki 30.toplantısı sonunda çıkan kararda; “Avan projesi 2005’de onaylanan Haliç metro köprüsü 65 metre yüksekliğindeki ayaklarıyla Süleymaniye Camiinin manzarasını olumsuz biçimde etkileyecektir” şeklinde net bir ifade kullanılmıştır. Dünya Miras Komitesinin 25.Temmuz – 03.Ağustos 2010 Brezilya’da gerçekleştirilecek olan 34. Toplantısının taslak metninde de “…Haliç üzerindeki metro köprüsünün, DMK Uygulama Rehberinin 179 b maddesi kapsamında Üstün Evrensel Değere ve Varlığının bütünlüğüne geri döndürülemez zararlar vereceği…” görüşü bildirilmiştir. Brezilya toplantısında sunulacak ve oylanacak olan taslak metinde “…şu andaki köprü projesi inşa edildiği takdirde İstanbul’un 2011 yılında Dünya Miras Listesinden tamamıyla silinmesini değerlendirmek üzere bu yıl Tehlike Altındaki Dünya Miras Listesi’ne yazmaya karar verir…” denilmektedir.

TÜP GEÇİT TARİHİ YARIMADANIN ÇOK KÜLTÜRLÜ YAPISINI BOZACAK…

– Bu kararın çok yakın bir zamanda verileceğini biliyoruz. Bu arada UNESCO’nun altını çizdiği konulardan biri de İstanbul Boğazı Karayolu Tüp Geçiş Projesi, bu konuda neler söylemek istersiniz?
– Bu proje gerçekleşirse, yetkililerin kendi ağızlarıyla da belirttikleri gibi günde 75 bin araç tarihi yarımadaya geçiş yapabilecektir. Oysa ki doğru olan tarihi yarımadadaki trafik yoğunluğunu arttırmak değil azaltmaktır. ‘İstanbul Boğazı Karayolu Tüp Geçiş Projesi’nde şimdiye kadarki süreç genelde kamuoyunun bilgisi dışında gerçekleşmiştir. Edinilen sınırlı bilgiler ışığında bile tüp geçişin Tarihi Yarımada için tehlike oluşturduğu açıktır. İstanbul’un çok kültürlü yapısının birinci derece temsil alanı olan Tarihi Yarımada İstanbul Boğazı Karayolu Tüp Geçiş Projesinin yarattığı izdihamla gelecekte müthiş bir dönüşüm baskısı altında olacaktır. Projede Anadolu yakasında Haydarpaşa’dan denizin altına giriş yapan karayolu tüp geçişi Tarihi Yarımada’nın en kıymetli noktasında; Sarayburnu’nda deniz üstüne çıkmaya başlayarak Kumkapı’da Sirkeci-Florya sahil yoluna ulaşmaktadır. Sekiz şeritli ve erişme kontrollü bir yol olarak tasarlanan bu ulaşım hattında günde 75 000 aracın Anadolu yakası ile Avrupa yakası arasında hareket etmesi düşünülmektedir. Bu projeyle Tarihi Yarımada’nın tüm kültür değerleri, fonksiyonel yapısı, arsa fiyatları ve yoğunluk dengelerinin tamamen değişeceği kesindir.

5366 ÖRTÜLÜ BİR İMAR YASASIDIR

-UNESCO Dünya Miras Komitesi’nin 2010’da Brezilya’da gerçekleşecek olan 34. Toplantısı’nın taslak metninde ayrıca 5366 sayılı Yasa kapsamında getirilen uygulamaların da Tarihi Yarımada’nın Üstün Evrensel Değeri’ne zarar vereceği ileri sürümektedir. Sizce 5366 Nolu yasanın İstanbul’un Tarihi Yarımadası’ ve diğer ‘Kültürel ve Tarihi Miras Alanları için anlamı nedir?
– Benim görüşüme göre ‘5366 örtülü bir imar yasasıdır’. Daha önce kanunlarla ve Anıtlar Kurulu tarafından korunan ve imara açık olmayan ‘tarihi sit alanları’ bu yasa ile ‘imara ve inşaata’ açılmaktadır; yani 5366 tarihi alanları ve özellikle İstanbul’un tarihi yarımadasını tamamen müteahhitlerin arsız iştahına teslim etmiştir. Çünkü bu yasa ülkede daha önce kabul edilen imar ve iskan yasalarının hepsinin üstünde ve onlardan muaf kabul edilerek ‘özel bir hukuk alanı’ yaratmıştır. Daha önce kamusal alan olarak korundukları için buralara giremeyen ranttan gözü dönmüş, genellikle iktidar yanlısı özellikle de Çalık Holding gibi başbakana veya iktidara yakın firmalar 5366’nın sağladığı bu özel hukuk zırhı içinde kolayca bu bölgelere girmeye ve bu nadide yerleri kaba müteahhit yaklaşımları ile adeta talan etmeye başlamışlardır.

İSTANBUL DİLE GELSEYDİ İMDAT DİYE BAĞIRIRDI

– Bunlar çok keskin sözler, çok ciddi tespitler; bu tespitleri neye dayanarak yapıyorsunuz?
– Evet tespitlerimin çok keskin olduğunun farkındayım, ama bunlar gerçek ne yazık ki… İstanbul’un dili olsaydı inanın İmdat, beni kurtarın diye bağırırdı… Bunu niçin söylüyorum, bugün İstanbul’da yüze yakın belki de daha fazla ‘kentsel dönüşüm’ ve ‘yenileme projesi’ var; bu projelerle İstanbul adeta yeniden inşa ediliyor; rant uğruna sapasağlam binalar, tarihi yapılar, mahalleler yerle bir ediliyor, orman arazileri, arkeolojik rezerv alanları talan ediliyor, İstanbul’da milyonlarca insan evlerinden, yaşam alanlarından koparılıp sürgün ediliyor; böyle bir İstanbul’un isyan etmediğini, S.O.S vermediğini söyleyebilir misiniz? Habitat raporlarına göre son yıllarda milyonlarca insan kentsel dönüşüm projeleri ile ya yerinden edilip evsiz bırakılıyor ya da İstanbul’un çeperlerinde daha kötü yerlerde yaşamaya mecbur bırakılıyor; iş yerleri, geçim kaynakları, hayatla bağları alt üst edilerek, yok edilerek gerçekleşiyor üstelik bu süreç… Bu tabloda nasıl bir İstanbul görüyorsunuz? Hem tarihine, kültürüne, tarihi binalarına, sokaklarına, müdahale edilerek yapısı tamamen bozulan hem de insanlarının evlerinin, mahallelerinin kamulaştırma tehdidiyle ellerinden alındığı, yok edildiği, hayatlarına birden bire giren tepeden inme projeler yüzünden psikolojilerinin bozulduğu ve yılgınlıkla yaşam alanlarını terk etmeye zorlandığı bir İstanbul…

EVLERİMİZ HABERİMİZ OLMADAN KAT KARŞILIĞI ÇALIK HOLDİNG’E İHALE EDİLDİ…

– Çiğdem hanım siz bir çok alanda faaliyetleri olan birisiniz. İ.Ü. İktisat Fakültesinde Öğretim Üyesisiniz; Kent Hareketleri içinde yer alıyorsunuz ve şimdi de İstanbul S.O.S oluşumu içindesiniz. Ama bunların hepsinden önce FEBAYDER’in hem genel sekreteri ve kurucu üyesi hem de basın sözcüsüsünüz. Bu anlamda kendi yaşam alanınız da kentsel dönüşüm projeleri kapsamında yenileme alanı ilan edilmiş durumda? Ne dersiniz Fener-Balat-Ayvansara’da önümüzdeki süreçte neler olacak? Bu tarihi semti de yıkıp bir alışveriş ve turizm merkezine haline dönüştürmeyi başarabilecekler mi? Diğer kentsel dönüşüm mağdurları gibi siz de evlerinizi, yaşam alanınızı kaybedecek ve mahallenizden gönderilecek misiniz?
– Fener-Balat-Ayvansaray Fatih Belediyesi tarafından 2007 yılında ‘yenileme alanı’ ilan edilerek Çalık Holdinge bağlı GAP inşaat şirketine ‘kat karşılığı’ ihale edildi. Bakın bu aşamada biz kendi tapulu evlerinde oturan mahalle sakinlerinin hiçbir şeyden haberi yok. Fatih Belediyesi kendi malıymış gibi bizim evlerimiz üzerinde tasarruf hakkı kullanıyor ve haberimiz olmadan evlerimizi ÇALIK Holding’e kat karşılığı veriyor. Fatih belediyesinden sözleşmenin bir örneğini istedik, vermediler. CHP İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız da meclise bir soru önergesi vererek ihale sözleşmesini istedi. Ona da vereceklerini sanmıyorum.… Bunlar akıl almaz şeyler; hem mülkiyet ve barınma hakkımız çiğneniyor hem de 5366 nolu yasaya aykırı davranılarak uzlaşmadan, rıza almadan, hatta haberimiz olmadan adımıza evlerimiz için, yaşam alanımız için pazarlık yapılıyor ve anlaşmaya varılıyor. 280 bin metrekarelik Fener-Balat-Ayvansaray yenileme alanının yüzde 58’i daha anlaşmayı imzaladığı andan itibaren Çalık Holding’e geçmiş oluyor. Çalık Holding burada tek bir toprak parçasına bile sahip değilken belki de, bir anda Fatih Belediyesinin tepsiyle sunmuş olduğu fırsatla yenileme alanı içinde kalan 280 bin metrekarelik bölgenin yüzde 58’ine sahip oluyor. Biz mülk ve bina sahipleri de durup dururken hissemizin yüzde 58 üzerindeki tasarruf hakkımızı kaybediyoruz ve bir anda evlerimizin sadece yüzde 42’sine sahip olduğumuzu öğreniyoruz; bunu da Fatih Belediyesinin Çalık Holdinge bağlı GAP inşaatla yaptığı sözleşmeden 2 yıl sonra (onlar sözleşmeyi 2007 de imzalamıştı) biz 2009 Temmuz ayında belediyeden gelen tebligatlardan öğreniyoruz… O tarihten itibaren mahallemizde Fatih Belediyesi garip bir yıldırma politikası ve psikolojik baskı uygulamaktadır.

EVLERİMİZDEN VAZ GEÇMEYECEĞİZ…

– Akıl almaz bir süreç… Peki ne yapmayı düşünüyorsunuz, yaşam alanınızı, evlerinizi onlara bırakıp gidecek misiniz?
– Öncelikle tabii ki yaşam alanımızdan, evlerimizden vazgeçmeyi düşünmüyoruz; Bunun için ne gerekiyorsa yapacağız.Derneğimiz FEBAYDER’i bu amaçla kurduk. Halkı bu konuda uyarmak ve bunun bir soylulaştırma ve rant projesi olduğunu anlatmak için halk toplantıları yaptık. Bu konuda deneyimi olan platformlardan, Mimarlar Odası gibi meslek odalarından ve derneklerden temsilciler çağırarak gerçekleri halkımıza anlatmalarını sağladık. Herkes artık her şeyi biliyor; Fatih Belediyesi ve Çalık Holding’in gerçek niyeti sayemizde iyice deşifre oldu; bölge halkı artık belediyenin sözlerini ciddiye almıyor…

– Deşifre ettik derken, bunu biraz açabilir miyiz? Fatih Belediyesi size yanıltıcı bilgi veriyordu da siz gerçekleri deşifre ettiniz öyle mi?
– Evet söylediğim bu… Avan Projemizi bin bir zorlukla alana kadar evlerimize ne olacağını, nerde ne yapılacağını bilmiyorduk. Her gideni benzer sözlerle oyalamaya çalışıyorlardı; Amaç gerçeği anlayana kadar bizleri oyalayıp zaman kazanmaktı. Bu yüzden her gidene evlerine dokunmayacaklarını, binalarının yerinde durduğunu, kimseyi mahalleden göndermek gibi bir niyetleri olmadığını söylüyorlardı. Belediye’ye gidip projede evinin durumunu görmek isteyenlere de sadece ön cephe çizimlerini göstererek ‘bak sizin binanız yerinde duruyor, size dokunulmuyor’ diye insanların gözlerinin içine baka baka yalan söylüyorlardı…

TARİHİ TESCİLLİ BİNALAR BİLE YIKILIYOR!

– Peki evlerinize ne oluyordu?
– Onların gösterdiği planlarda evlerimizin dış cepheleri korunuyor gibi görünse de, iç planlar tamamen boş bırakılmıştı ve bütün binalar yan parseldeki binalarla binleştirilmişti. Yani üç dört tane bina yıkılarak tek bir büyük blok bina yapılıyor ve onun önüne de tarihi ev görüntüsü vermek için cumba giydiriliyordu. Ön cephedeki cumbalar yeni yapılan binalara aynen orijinal cephe görüntüsü verilerek giydirildiği için, siz iç planlara bakmadan evinizin yıkıldığını anlayamıyordunuz. Biz bunu gerek web sitemiz www.febayder.com’da gerek ilgili yayın organlarında iyice deşifre ettiğimiz için bu sefer Fatih belediyesi ağız değiştirerek yıkımları kabul etti ve binaları tevhit (birleştirme) yoluyla yenilediğini kamuoyu önünde açıklamaya başladı. Bunun üzerine biz de kendilerine bu binaların tarihi tescilli binalar olduğunu, bu projeleri burada uygulamak için kamusal yarar olarak gösterdikleri ‘tarihi koruma ve yaşatma amaçlarına’ sadık kalmak zorunda olduklarını, bunu yapmazlarsa bu projelerde olmazsa olmaz koşul olan kamusal faydanın sağlanmayacağını, aksine tarihi binalar yıkılarak ve bölgenin kültürel ve mimari yapısı tamamen değiştirilerek tarihin yok edileceğini, bunun yanı sıra insanların yerinden edilmesi ve evlerini kaybetmesi nedeniyle de kamusal fayda bir yana aksine kamusal zarar oluşacağını yine kendi web sitemiz www.febayder.com’dan anlatmaya başladık. Bu arada hukuki yollara da baş vurarak Proje iptal davası açtık.

“AHİM’E DE BAŞ VURDUM”

Ben şahsen AHİM’e de baş vurdum. İç hukuk tüketilmeden başvuru yapılamıyor ama bizim davamız eğer AHİM davayı kabul ederse ‘iç hukuk tüketildi’ gerekçesiyle değil, artık Türkiye’de hukukun işlemediği iddiası ile görülecek… Bakın burada bizim en temel insan hakkımız, barınma hakkımız ve mülkiyet hakkımız çiğneniyor. 5366 nolu yasa ihale kanunları ile ilgili bütün ulusal yasaların üstünde ve muaftır ama uluslararası anlaşmalarla koruma altına alınmış en temel insan hakları olan barınma hakkı, mülkiyet hakkı gibi haklar söz konusuysa o da uluslararası yasalara tabidir. Bu en temel insan hakları Türkiye’nin de taraf olduğu Uluslararası anlaşmalarla güvencesi altında alınmıştır… Bu konuda ülkemizden AHİM’e giden yüzlerce dava vardır… Üstelik bu davalar çoğalarak artmaktadır. Çünkü bunlar dur durak bilmiyorlar, Türkiye’nin her yerini inşaat sahasına çevirdiler; yandaş müteahhitlerini zengin etmek için bütün Türkiye’yi karış karış, sit alanı, orman arazisi, tarihi alan, arkeolojik alan demeden ihaleye açtılar; dokunulmamış, ele geçirilmemiş toprak parçası bırakmadılar… Yeni geçen kent yasası ile artık yetkilerini daha da genişlettiler, şimdi insanların evlerine daha kolay el koyabilecek daha kolay kamulaştırma yapabilecekler… Çok insafsızlar ve çok ah alıyorlar… Yüz binlerce insanın eviyle, ekmeğiyle, hayatıyla oynuyorlar…

BİR CEVAP BIRAK