İstanbul`a vize hangi akla hizmet?

İstanbul`a vize hangi akla hizmet?

0
PAYLAŞ

“kendiliğindenleşmiş”, “olağandışılığını yitirmiş” bir bilinç (dışı) durumunun da semptomlarını gözler önüne serdi. Bilindiği gibi Psikoanalizin ve yönteminin kökleri antik Yunan`a kadar giden diyalektik sosyolojinin araştırmalarının temelinde “Bilinçdışı” kavramı vardır ve bu çalışmaların amacı “bilinçdışı olanı“ bilince çıkarmak, onu aydınlatmak ve böylece özgür bir toplum kurmaktır. Bu çerçeveden hareketle Başbakanın önerisinin bu yönünü (bilinç dışı) anlatmaya çalışacağım. Ve buna ilaveten bu tür toplumsal sorunlara getirilen bu tür çözüm önerilerinin hangi aklın eseri olduğu da ortaya çıkacak, ki bunun belirmesiyle de bilinçdışı olan da aydınlanmış olacak.


Öncelikle bu türden önerileri hangi akllın yapabileceğini bulmak gerekir. Bunu için “Araçsal Akıl” adlı eseriyle Max Horkeimer bize yol gösterici olur. Horkheimer`a göre “Araçsal Akıl” (teknik olarak da okunabilir) ile “Araçsal Olmayan Akıl” kavramları arasında bunların objektifliği ve subjektifliği ve bunların fonksiyonları açısından bir ayrım yapıyor. Buna göre araçsal akıl amaçlara ulaşmada hangi araçların uygun olduğu ve bunların neler olduğunu ortaya koymaya çalışan akıldır ve bu bakımdan teknik olarak çözümler bulmaya çalışır ve bu süreçte amacın kendisinin ne olduğu ve amacın kendisinin akli olup olmadığını sorgulamaz tüm bunları kenara bırakır. Objektif akıl ise daha ziyade amaçlarla ilgilenir ve amaçları kendisine konu edinir. Fonksiyonları açısından bu her iki akıl birbirinden farklılaşır. Horkeimera göre bu iki akıl tarihin her döneminde mevcuttu, ancak insanlık tarihinin gelişiminde “aydınlanma” “sanayileşme” gibi dönüm noktalarının ortaya çıktığı yüzyıllarda araçsal (teknik) akıl subjektif akla üstün gelmeye, onu yok etmeye başlamış, onun üzerinde bir tahakküm kurmuş ve pozitivist çağın dominat aklı olmuştur. Günümüz dünyasına egemen olan, onu yöneten ve şekillendiren bu aklın hakimiyeti altındaki neoliberal dünya düzenin de bu aklın toplumsal (yapısal) sorunları, toplum-birey ikiliği arasındaki dengeyi algılayışı ve buna uygun çözümler üretmesi de doğal olarak degişmiştir. Yani atomize, soyut birey anlayışı yükselmiş, toplumsal yapı unutturulmuş yada arka plana itilmiş. Böylece de toplumu ve toplumsal sorunlara ilişkin açıklamalar, değerlendirmeler, çözümler vs.. tüm bunların hepsi bireyin kendisinden hareketle açıklanır hale gelmiştir. Bu aynı zamanda normalleşmiş, kendiliğindenleşmiş toplumsal bir bilinç (dışı) haline gelmiştir. Araçsal aklın egemenliğindeki bu toplumsal bilinç(dışı) toplumsal yapıya içkin olan pek çok olguyu bu “yapısalcı” kimliğinden çıkartmış ve ona “individuel” bir kimlik vermiştir. Bu akla göre işsizlik, kapitalizmin kronikleşmiş bir sorunu olarak değil, bireylerin tembelliği olarak, yoksulluk kapitalizmle birlikte kurumsallaşmış özel mülkiyet ve üretim ilişkilerinin bir sonucu olarak değil, tembelliğin ve haala aşılamamış olan doğa üstü güçlerin (Tanrı) insanlara bir cezası olarak, trafik kazaları, alt yapıya gerekli yatırımların yapılmamasının sonuçları ve buna bağlı ortaya çıkan yolların, köprülerin, sürücü kurslarının yetersizliği olarak değil, “Trafik Canavarı Olmayın” biçiminde formule edilmiş şoför ve sürücülerin hataları biçiminde tanımlanarak bireyselleştirilmiştir. Yani her sorunun altında “birey” yatmakta bu akla göre. Bu bağlamda da bireysel olan yani yapısal olmayan öneriler çözüm olarak sunulmakta. Yani işsizseniz bunun sebebi sizsiniz, yoksulsanız sorun sizsiniz, trafik kazası mağdurusaysanız sizden başka hatalı veya kusurlu kimse yoktur. Araçsal aklın egemenliğinde yaşadığımız bu neo-liberal dünya düzeninde Toplum ve Toplum idesi bir kenara bırakılmış, toplumsal yapı ve toplumsal sistemden kaynaklı sorunlar sorunun sorunların nedenleri olmaktan çıkmıştır. Bu akla göre kısaca, Serbest Piyasa Ekonomisi, Rekabet, Özelleştirme, Savaş, yani Kapitalizm sorunsal olarak değerlendirilmemekte. Bu, günümüzde “Küreselleşme, Sanayi Sonrası Toplum, Postmodern Toplum” vs. farklı biçimlerde tanımlanan dünya durumunun ideolojisi yada toplumsal bilinç(dışı)tir. Bu bilinç`in kendini ifadesi halk diliyle “böyle gelmiş böyle gider”  psikoanalitik ve diyalektik sosyolojik olarak ise kendiliğindenleşmiş, olağanlaşmış, ön kabul edilmiş, (bir anlamda teslim olmuş) bilinçdışılıktır. Bu dogmatik, konservatif, korku dolu bir bilinçtir. İşte sosyolojinin ve sosyologların görevi dilde, kültürde, bilinçte kısaca toplumun her kurumunda kendiliğindenleşmiş, normalleşmiş, sorgulanamaz bu bilinç (dışı) bilincin aydınlatılmasında yatmaktadır.


R.T. Erdoğan İstanbula “vize uygulayalım” önerisi araçsal aklın bir önerisidir ve bilinçdışılaşmış bilincin bir önerisidir.  Başbakana göre İstanbul`a olan emek ve zorunlu göçü durduracak yatırımlar yapmaya, bölgeler arası adil kalkınmayı desteklemeye, İstanbulun toplu ulaşım sistemini bir an önce geliştirmeye ne zaman ne de yeterli kaynak vardır. Bu akıl böyle toplumsal sorunları, özel araçlarıyla trafiğe çıkmaya zorunlu bırakılmış bireylerin neden olduğu sorunlar olarak görmektedir. Dahası “gelişmiş ve modern bir toplu taşımacılık” sistemini bir amaç olarak görmekten uzaktır. Şu rakamlar İstanbul`un trafik sorunun ne ölçüde yapısal olduğunu bizlere göstermektedir: İstanbul da bugün ortalama 2785 adet İETT otobüsü çalışmaktadır. Ortalama 15 milyon insanın yaşadığı İstanbulda 5000 kişiye sadece bir belediye otobüsü düşmekte. Durumun vahimiyeti ortada. Özelde İstanbulun genelde ise Türkiyedeki büyük kentlerin gittikçe artan trafik ve diğer kentleşme sorunlarının bu ve benzeri temel toplumsal nedenlerini sorgulamayan, bunları neredeyse görmezden gelen bir bilinç, yönetim sürecinde diğer sorunların da nedenlerine ilişkin temel öğeleri gözden kaçıracak ve belki de çok kısa zamanda çözümleri mümkün olan ülke sorunlarını reformsal nitelikteki rütuşlarla gelecek yıllara aktaracak ve bu problemler içinde acı çeken insanların acılarını hafifletmede yetersiz kalacaktır.


İşte araçsal aklın bu tahakkümünden bizleri kurtaracak, teknik rasyonel olmayan, amaçları ve hedefleri sorgulayan, doğru ve insanlığın çıkarlarına uygun amaçların neler olduğunu bulmaya yetkin olan bu amaçları belirledikten sonra araçların neler olacağını tespit eden ve bu bakımdan insanlığı özgür kılacak olan subjektif ve objektif aklın dominant olduğu bir dünyadır.


___________


* cetinguerer@yahoo.de

BİR CEVAP BIRAK