İSTANBUL’DAN… Sokaktaki çocuklar için…

Sokaktaki çocuklar için…


Son iki yazısını sokak çocukları üzerine yazan ve “artık dayanamıyorum” diye isyan eden gazetemiz yazarlarından sevgili arkadaşım Çiğdem Şahin her iki yazısında da çaresizce “birileri veya bizzat aileleri tarafından mağdur edilen, işkenceye maruz kalan, kötü alışkanlıklara, dilenciliğe, hırsızlığa, fahişeliğe alıştırılan çocukları koruma altına alan, onları kullananların elinden kurtaran ve sonra da sahiplendiren hiçbir yetkili makam, otorite yok mu?” diye soruyordu. Duyarlı bir insan olarak mağdur olmadan ve yasalar karşısında suçlu duruma düşmeden ya da bunları kullananlarla başımızı belaya sokmadan bu çocuklara nasıl yardım edilebileceğini sorguluyordu…


Gerçekten sokak çocukları için devlet ne yapıyordu ve vatandaş ne yapabilirdi? Çiğdem Şahin’in bu sorusuna daha yetkili makamlardan cevap gelmesi, hem kendisinin hem de benim ortak temennimiz aslında ama böyle bir konuya el atmışken ben de kendimi sorumlu hissederek bir araştırma yaptım ve sonuçta bu konuda iyi niyetli çabaların olmasına ve her dönemde birtakım düzenlemeler getirilmesine rağmen uygulamada işin çözülememesinin arkasında çok farklı nedenler yattığını fark ettim.


Örneğin en son çalışmalardan bahsetmek istersek, bu konuda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Sokakta Yaşayan ve Çalışan Çocuklara Yönelik Hizmet Modeli ile ilgili bir genelge yayımladığını görüyoruz. Bu genelgede ele alınan önlemler ve çözümler bana diğerlerinden pek farklı gelmedi. Hatta genelge öncesi hazırlanan rapora bir göz atıldığında, raporun gerçekleri yansıtmadığı, Avrupa Birliğine kendini hoş gösterme çabalarının bir eseri olarak, rakamların yumuşatılmış olduğu düşünülebilir. Örneğin aşağıda diğer rakamları da vereceğim ama, sokak çocukları arasında uyuşturucu kullananların sayısının Ankara’da üç olarak verilmesi bana hiç inandırıcı gelmedi. Bu üç çocuğun istatistiklere girmemesi için kurtarılması büyük bir sorun olmazdı her herhalde. Böylece, Ankara, büyük metropollerimizden biri olarak, hiç uyuşturucu kullanmayan soka! k çocukları olmakla övünebilirdi…


Yukarıda bahsettiğimiz genelge çerçevesinde yer alan diğer istatistiklere gelince, Türkiye genelinde sokaklarda yaşayan çocukların sayısı 1641. Bu çocukların 1098´i Antalya´da.204´ü İstanbul´da, 169´u Ankara´da, 312´si ise İzmir´de yaşıyor. Adı üzerinde bunlar sokak çocukları, yani sokaklarda yaşıyor, sokaklarda barınıyorlar. Elbette ki soğuktan donacakları karasal iklimi olan şehirler yerine deniz kıyısındaki sıcak iklimi olan şehirleri seçecekler. Hem bu şehirler turizme açık olduğu için iş bulmaları daha kolay. Bu gerçek göz önün alınırsa bu şehirlerdeki sokak çocuklarının sayısının fazla olması doğru bir sonuçtur ama bu rakamların gerçeği yansıttığı şüphelidir. En azından İstanbul’da yaşayan ve bu çocuklardan birini, hemen her gün her bölgede sıkça gören biri olarak şunu söyleyebilirim ki, İstanbul’da bu sayı kesin olarak bil! inmemektedir ve belirtilenlerden çok daha fazladır.


Yine rapora göre, Türkiye genelinde uyuşturucu kullanan çocuk sayısı 2550’dir. Uyuşturucu bağımlısı çocukların yaşadığı illerin başında Gaziantep geliyor. Gaziantep’in göç alan bir il olduğu göz önüne alınırsa bu sonuç doğal gibi görünüyor fakat Gaziantep´te uyuşturucu kullanan çocuk sayısı 632.olup İstanbul´da bu rakamın 381 olması gerçekçi gelmiyor. Özellikle İstanbul’un nüfusunun Gaziantep’in kaç katı olduğu düşünüldüğünde… Yine devam edersek, Balıkesir´de 200 çocuk uyuşturucu kullanırken, Mersin´de 102, İzmir´de 29, Ankara´da ise 3 çocuk kullanıyormuş. Bu da, yukarıda vurguladığım gibi inandırıcılıktan uzak…


Rapora göre sokakta çalıştırılan çocukların sayısı ise Türkiye geneli için 16 binin üzerinde olarak kabul ediliyor. Ben bu sayının daha fazla olduğunu düşünüyorum ve her geçen gün arttığına da şahit oluyorum. Örneğin yine İstanbul’da, ellerinde kağıt mendillerle sabahlara dek sokaklarda dolaşan, çiçek satan, dilenen, araba camı silen çocukların sayısının dünden bugüne arttığı görülüyor. Gerçi son bir yıldır bu çocuklar yöntem değiştirip başka alanlara kaydılar.


Öğretim çağında olan bu çocukların okullarda eğitilmesi gerekirken, her türlü kötülüğe maruz kalacak şekilde sokaklarda bulunması gerçekten toplumsal bir yaraya işaret ediyor. Daha çok doğu illerimizden İstanbul’a göç eden, tek göz evlerde belki de on kişi yaşamak zorunda olan bu aileler, yaşam mücadelesi içinde gerek cahillikten gerekse çaresizlikten bu çocukları düşüncesizce sokağa itmekte ve hatta para getirdikleri sürece suç işlemelerine göz bile yummaktadırlar.


Yani burada çocuğu bizzat sokağa iten kendi ailesi olmaktadır. Bu hem sokakta yaşayan çocuklar için geçerlidir, hem de evi olup sokakta çalışanlar için…


Öyleyse işe aileden başlamak gerekecek. Çünkü evde sorun yaşamayan çocuk sokağa kaçmaz. Sokak çocukları adına yapılan çalışmalar gösteriyor ki, çocukların büyük bir kısmı aile içi şiddet, cinsel istismar, üvey anne ve baba, sevgisizlik ve ihmal gibi nedenlerle sokaklara kaçıyor. Evdeki sorundan kurtulmak için sokağa kaçan çocuk, sokakta da benzer sorunlarla karşılaşıyor. Ya şiddete maruz kalıyor ya da suç örgütlerinin eline düşüyor.


Peki bu noktada soruyorum; sokağa bir şekilde düşen veya çalıştırılan, bizzat ailesi tarafından istismar edilen bu çocuklar için ne yapılabilir? Yeni ceza kanunu bu konuya ne şekilde ele adı bilemiyorum ama bildiğim kadarıyla Medeni Kanun’da, özellikle sokakta çalıştırılan çocuklarla ilgili şu uygulamalar bulunmaktadır. Eğer anne ve baba velayet ilişkisine dair yükümlülüklerini yerine getirmiyorsa, mahkeme onlara çeşitli tedbirler uygulayabiliyor. Önce aileyi uyarıyor, sonra, eğer sokakta çalışan çocuğun ailesinin, çocuğun getirdiği kazanca muhtaç olduğu saptanırsa, aileye devlet tarafından, çocuğun kazancı kadar destekte bulunuluyor. Buna rağmen yine çocuk sokakta çalıştırılıyorsa işte o zaman devlet, çocuk istismarı nedeniyle aileyi cezalandırabiliyor ve gerekirse çocuğu koruma altına alabiliyor. Bu arada her koruma altına alınan çocuğun ihtiyacı birbirinden farklı olduğu için her birine ayrı bir program ve ayrı bir rehabilitasyon uygulanması gerekiyor.


Yani bu işler sanıldığı kadar kolay değil. Bireysel çabalarla bir sonuca varılacağını düşünmek oldukça iyimser bir yaklaşım. Olaya daha gerçekçi bakıldığında işin ciddiyeti ve arkasındaki faktörler ortaya çıkıyor.


Peki bütün bunlar göz önüne alınarak ne yapılabilir? İşe öncelikle çocuğu sokağa iten nedenlerin yok edilmesi ile başlanılmalı sanırım. Bu zaten eğitim ve kalkınmışlıkla ilişkili bir durum. Sokakta çalışan çocuklar için de aynı koşullar mevcut. Eğitimli, bilinçli ve refah düzeyi yüksek bir ailenin çocuğu neden sokağa kaçsın ya da sokakta çalışsın ki… Çocuğu sokağa iten nedenleri ortadan kaldırırsak ya da azaltırsak işin büyük bir bölümü çözülecek elbette. Ama bu tür bir beklenti kısa vadede sadece ütopik bir hayal olur.


Bu çocukların sokağa düşmeleri kısa vadede engellenemeyeceğine göre, bizim burada çözümü, sokağa düştükten sonraki süreç için üretmemiz gerekiyor. Elbette ki bu arada bu çocukların sokağa düşmesine yol açan yoksulluk faktörü ve ekonomik sorunları çözmeye yönelik uzun vadeli programlar da ihmal edilmemeli. Bu bir yandan yapılırken diğer yandan da valilikler, belediyeler, kaymakamlıklar, jandarma komutanlıkları, emniyet, eğitim, sağlık ve il sosyal hizmetler müdürlükleri, vakıf, dernek, sivil toplum örgütleri ve gönüllü kuruluşlar hep beraber koordine olmalı ve mevcut projeleri hayata geçirmeye çalışmalı diye düşünüyorum.


Bu arada bu çabaların halktan kopuk olarak gerçekleşmesi düşünülemez. Bunun için halk da duyarlı ve bilinçli bir şekilde bu birimlerle ortak çalışmalı ve gerektiğinde de baş vurabilecekleri yerlerle ilgili bilinçlendirilmeli. Örneğin, sokak çocuklarına yönelik “Alo 183” hattının varlığından kaç kişinin haberi olduğunu merak ediyorum doğrusu. Gerçi haberi olsa da arandığında etkili bir sonuç alınacağı da şüpheli. Çünkü Çiğdem Şahin, bizzat kendi yazısında belirttiği konuyla ilgili bu numarayı arayıp yetkililere durumu bildirdi ama sonuç almanın ne kadar zor olduğunu fark etti aynı zamanda. Çok iyi niyetli olarak dinliyorlar ama konuşmalarından anlıyorsunuz ki onların da ellerini bağlıyan birtakım faktörler var.


Örneğin bu çocukların birçoğu mafya ve çetelerin elinde ve bunlarla uğraşmak çok farklı boyutlarda farklı çıkar dengelerine dokunuyor. Olayın içinde uyuşturucu, dilenci mafyası, fuhuş sektörü, hırsızlık, gasp vb çeteler bulunduğu gibi, bunların arkasında da sadece ulusal değil uluslararası birtakım güçler de olabilir. Hatta olayın kara para aklama boyutu da var.


Anlayacağınız bu işin içinden bireysel çabalarla çıkılması mümkün değil. Olayın dokunduğu öyle çok nokta var ki…Tek tek bunlara çözüm bulmak emniyet müdürlükleri ve İçişleri Bakanlığı’nın kararlı politikalarıyla gerçekleştirilebilir ancak. Çiğdem Şahin’in yazılarında anlattığı Sinem ve Taksim meydanındaki birbuçuk aylık bebek bireysel çabalarla kurtarılabilirdi belki ama burada izlenecek yöntem çürüyen meyveleriyle uğraşmak değil, ağacın kendini kurtarmak olmalı.


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.