İstanbul’u Brno’da dinlerken…

Konserden birkaç hafta evvel, gidilecek konserlerimi sıraya dizerken Fazıl Say’ın, yaşadığım şehir olan Viyana’ya pek de uzak olmayan Brno’da konser vereceğini; hem de konserin ikinci yarısında Brno Filarmoni’nin İstanbul Senfonisi’ni çalacağını öğrendiğimde hiç vakit kaybetmeden biletimi ayırttım.
İstanbul Senfonisi; içinde solist olarak ney, kanun, kudüm ve bendir gibi Türk enstrümanlarını barındıran, yabancı bir şef için idrak etmesi pek de kolay olmayan bir eser. Bu yüzden eseri canlı dinlemenin benim için ayrı bir önemi vardı.

Brno şehri, ülkesinin yetiştirmiş olduğu önemli bestecilerden gelen bir birikimle, iyi müziği ayırt edebilen bir dinleyici kitlesine sahip… Çek beşlerinin en önemli isimlerinden biri olan Leos Janacek, Brno’ya çok yakın bir bölgede doğdu. En sevdiğim eserlerinden biri olan ‘1.X. 1905 Sonatı’nı bestelemesine ilham veren , 17 yaşında ki bir çek işçinin, askerler tarafından öldürüldüğü yer olan Besedni Dum ‘un merdivenlerine 10 dakika uzaklıktaki adını bu besteciden alan konser salonunu dolduran dinleyicilerin, konserin başlamasına dakikalar kala yüzlerindeki heyecan ve özellikle merakı süzmek pek de zor olmadı.

Konserin başlamasından önce yapılan anonsun üslubu ayrıca hoşuma gitti. Şöyle diyordu anonsu yapan: “We wish you a pleasant culture expirience.”
Mozart’ın Saraydan Kız Kaçırma uvertürü ile başlayan konser, Fazıl Say’ın Mozart’ın 21. Piyano Konçertosu yorumuyla devam etti. Mozart çalmanın Fazıl Say’a ayrı bir yakıştığını düşünürüm hep, ayrı bir tattır benim için.

Say; Mozart’ı yorumlarken dinleyici ile daha bir yakınlaşır, başka bir samimiyette bulunur kanımca. Say için Mozart yorumlamak; kendi içindeki çocuğu dışarı çıkarabilmesinin, o çocuğu dinletmesinin, en kolay yoludur gibi gelir bana…

Öyle de oldu, eserin son notasının duyulmasının ardından 2000’e yakın kişi ayaklandı. Ancak Say, alkışlar arasında dinleyici hiç soğutmamaya kararlı bir şekilde, oturduğu piyanosunun başında, şakacı bir tavırla Ah vous dirai-je, Maman’dan 3 varyasyon ve Rondo Alla Turca’nın kendi düzenlediği caz varyasyonlarını dinleyicinin yüzündeki gülücükler ve eserin icrası esnasında, heyecan ve şaşkınlıktan gelen alkışlar eşliğinde icra etti.

Fazıl Say’ın konserlerinin en büyük özelliği seyircisini her zaman tetikte tutmasıdır. Say’ın bugüne kadar kalıplaşmış icralara getirdiği, sıra dışı yorumlardır bunu sağlayan.

İkinci yarı başlamadan önce herkesle beraber beni de bir heyecan sardı. Dinleyiciler, harıl harıl program kitapçığından İstanbul Senfoni’sine dair bilgi edinmeye çalışırken, ben gurbette hasret gidermeme en çok yardımcı olan eseri, Çek Orkestrasının nasıl yorumlayacağını merak ediyordum.

Eserin 1. bölümü olan Nostalji’nin bitimiyle beraber merakımı bir kenara bıraktım.

Çek Orkestrasının keskin tuşesi, yaylılardaki sert icra ve üflemelilerin parlak tınısı orkestranın genel karakterini yansıtır nitelikteydi. Bence İstanbul’u anlatmak için gerekli özelliklerdi bunlar.

Orkestranın Avusturyalı şefi Aleksandar Markovic’in dinamizminin esere ayrı bir tat verdiği kanaatindeyim. Eseri iyi özümsemişti… Ayrıca Markovic’in bana, Borusan Filarmoni’nin şefi Sacha Goetzel’i de anımsattığı notlarımın arasındaydı. Konser sonu yaptığımız kısa sohbette Fazıl Say da şefin icrasından oldukça memnun kaldığını belirtti.

Solistler için kesinlikle ayrı bir parantez açmak istiyorum. Neyzen Burcu Karadağ’ın performansı büyük bir istikrar içinde devam ediyor. Esere İstanbul tadını veren başlıca enstrümanlardan birini çalan Karadağ, özellikle Sultan Ahmet Camii ve Final bölümlerindeki içten ve virtüöz niteliğindeki performansıyla, belki de çoğu Çek seyircinin ilk kez dinlemiş olduğu bu enstrümana hayran bıraktı.

Kanunda Hakan Güngör, çalınması oldukça güç olan bu enstrümanla yine harikalar yarattı. Özellikle Alem Gecesi bölümündeki performansı beni mest etti. Güngör’ün tekniğinin düzeyi başka sanatçıların da ilgisini çekmiş olacak ki, geçtiğimiz sene, Erken Müzik denince ilk akla gelen isimlerden Jordi Savall ile beraber konserler verdi. İnternete düşen bir Katibim kaydı var ki. Dinlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.

İstanbul Senfoni’sindeki bir başka solist olan kudüm ve bendirin başında yeni bir isim vardı bu sefer: Tansu Karpınar. Karapınar’ın performansı üst düzeydi. Enstrümanları diğer solistlerden daha gerideymiş gibi gözükse de, eserin en önemli görevlerinden birini üstleniyor.

İstanbul Senfonisi’nde özellikle timpani ve davula düşen görev fazladır. Vurmalıların partisyonun hakkını kesinlikle verdiğini söyleyebilirim. Yanımda oturan genç ve hamile hanımın Final bölümünün girişindeki sessizlikten sonra gelen oldukça gürültülü timpani ve davul vuruşlarından sonra nefes nefese, eli karnında yerinden fırlaması bu görüşümü doğrular nitelikte bir olay olmasıyla beraber yüzümde bir tebessüm yaratmadı dersem, yalan söylemiş olurum.

Eserin bitmesiyle beraber dinleyicilerin ayaklanması, birbirlerine övgü ve hayranlık barındıran gözlerle bakmaları, benim için ayrı bir gurur kaynağıydı. Eller dakikalarca, adeta kızarıncaya dek, eserin yaratıcısı Fazıl Say’ı, solistleri ve bu sene klasik müzik alanındaki en önemli ödüllerden ‘ECHO KLASSİK’ ödülünü kazanan İstanbul Senfoni’sini alkışladı.

Ne büyük bir gururdur İstanbul’u Brno’da dinlemek!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.