Stein: Trump Türkiye hakkında bilgili değil

Trump’ın, Brunson’ın tutukluluğunu “rezalet” kelimesiyle nitelendirmesi sonrası Türkiye-ABD arasında gerilim hakim. ABD’li Türkiye uzmanı Aaron Stein yakın gelecekte neler yaşanabileceğini DW Türkçe’ye değerlendirdi.

ABD’nin Terörizmin Finansmanıyla Mücadeleden Sorumlu Hazine Bakan Yardımcısı Marshall Billingslea başkanlığındaki bir heyet, İran’a karşı yaptırımları görüşmek üzere bugün Ankara’da.

Hazine ve Ticaret Bakanlığı’nın yanı sıra Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ile görüşecek heyetin, Türkiye’nin İran ile ticareti ve Washington’ın 8 Mayıs’ta çekildiği nükleer anlaşma konularında bir takım mesajlar vermesi bekleniyor.

Bu ziyaret aynı zamanda iki ülke arasındaki üst düzey ilişkilerin gergin olduğu bir döneme denk geliyor. Gülen yapılanmasıyla ilişkide olduğu gerekçesiyle Aralık 2016’dan bu yana tutuklu bulunan Papaz Andrew Brunson’ın Çarşamba günkü duruşmada tutukluluk halinin devamı kararı sonrası ABD Başkanı Donald Trump Twitter’dan bir mesaj yayınlayarak gelişmeyi “rezalet” sözleriyle değerlendirdi. Trump ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da seslendi.

Bu gelişmeler ışığında, Washington merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi’nin Türkiye ve Ortadoğu uzmanı Aaron Stein, Türkiye ile ABD arasındaki çalkantılı dönemi ve önümüzdeki süreçte yaşanması muhtemel gelişmeleri DW Türkçe’ye değerlendirdi.

– Trump’ın Twitter mesajı ve Brunson konusundaki kaygıları malumunuz. F-35 uçaklarının teslimatı konusunda Türkiye’nin Rusya’dan satın alacağı S-400 füze savunma sistemleri de ayrı bir ihtilaf unsuru. Siz bu son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
– İlişkileri sıfırlamak için açıkça bir çaba olduğunu görüyoruz ancak aradaki fikir ayrılıklarının azaldığını gösteren işaretlere rastlamıyoruz. Ve bu yüzden ikili ilişkilerdeki gerginlik ile siyasette ve dış politikada ayrışan çıkarlar devam edecek gibi görünüyor.

– Erdoğan ve Trump arasında ilginç bir ilişki var. İki liderin benzer yönetim özelliklerine sahip olması bir araya geldikleri toplantılarda kimi zaman birbirlerini destekleyici açıklamalara ve görüntülere sahne olsa da, Twitter mesajı örneğinde olduğu gibi birbirlerine karşı bir anda sert çıkışlarda bulunabiliyorlar.Siz bu ikilinin ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
– Türkiye, ABD için ikincil derecede öneme sahip bir ülkeyken, ABD ise Türkiye için birinci derecede önem teşkil ediyor. Taraflar arasında çıkarlar bakımından bir uyuşmazlık var. Başkan Trump net bir şekilde ikili ilişkilerin samimi olmasını diliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da aynı şekilde bir yaklaşımı olduğunu düşünüyorum. Ancak tarafların büyük ölçüde farklılık gösteren çıkarları bulunuyor ve bu çıkar faklılıkları iki liderin samimi bir ilişki kurmasını sağlayacak adımlar atmasının önünde engel olarak beliriyor.

– Başkan Trump’ın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-Un gibi liderlere olumlu yaklaşımının karşısında Almanya Başbakanı Angela Merkel ya da Kanada Başbakanı Justin Trudeau gibi isimlere karşı olumsuz çıkışlarda bulunması bize Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yaklaşımı konusunda sizce ne söylüyor?
– Bence tuhaf bir durum yaratıyor. Ben Trump’ın, Erdoğan ya da Türkiye hakkında çok fazla bilgisi olmadığını düşünüyorum ama gene de Erdoğan’dan hoşlanıyormuş gibi bir görüntü çiziyor. Ben her zaman Türkiye’nin, son başkanlık seçimlerinde kaybeden Hillary Clinton yerine Trump’ı tercih edeceğini düşünmüştüm, çünkü Erdoğan ve yakın çevresi Trump’ın ahmak ve yozlaşmış olduğunu ve bundan dolayı da kolaylıkla etki altına alınabileceğine inanıyordu. Bu gerçekleşmedi ve Ankara denemeye devam ediyor.

– 24 Haziran sonrası süreçte Türkiye’de artık yetkileri güçlendirilmiş bir cumhurbaşkanlığı sistemi var. Türkiye ile ABD arasındaki ihtilaf konularını dikkate aldığımızda önümüzdeki günlerde sizce nelere hazırlıklı olmalıyız?
– Papaz Brunson konusundaki son gelişmeler bize ilişkilerde tekrar bir gerileme dönemi yaşanacağını gösteriyor. ABD, 24 Haziran’da Erdoğan’ın kazancağını tahmin ediyordu ve bu anlamda Türkiye’nin Washington siyaseti konusunda bir sürpriz yaşanmadı. Ancak ABD’de, Ankara’nın Brunson’ı serbest bırakacağına dair bir iyimserlik havası vardı. Bunun gerçekleşmemesi dolayısıyla ilişkilerin tekrar bozulacağını tahmin ediyorum.

– Türkiye’de ABD’nin artık güvenilir bir müttefik olmadığına dair bir algı var. Bu algı özellikle Suriye’deki gelişmeler ve Menbiç’te yaşanan ufak çaplı krizde kendini gösteriyor. Ortalama bir Türk okuyucusu konuyu tek taraftan öğreniyor, o da Türkiye tarafı. Washington’ın gözünde uyuşmazlık yaratan ana meseleler sizce nedir?
 Papaz Brunson’ın durumu, ABD’nin Türkiye’deki temsilciliklerinde çalışanlar hakkında yapılan soruşturmalar ve tutuklamalar, Erdoğan’ın ABD ziyareti sırasında korumalarının karıştığı kavga ve S-400 füze sistemleri. S-400’ler F-35’ler hakkında bilgi toplayabiliyor ve Rusya’nın böyle bir sisteme erişiminin olması, Moskova için bu yeni nesil savaş uçağını takip ve tespit etme konusunda çok değerli bilgilere sahip olması anlamına geliyor. Bu da envanterinde F-35 uçaklarını bulunduran ABD ve diğer devletler için çok büyük bir mesele. Bruson meselesi de ABD yönetimindeki üst düzey yetkililer için kişisel bir hale geldi ve bunu kolayca unutacağa benzemiyorlar. Erdoğan’ın Brunson’ın salıverilmesini sağlama gücünün olmadığına kimse inanmıyor. Cumhurbaşkanı, papazın serbest kalmamasını tercih ediyor ve bunu yaparak da Washington’a, ilişkilerin sıfırlanmasına hazır olmadığı sinyali göndermiş oluyor.

– Sizce ABD Kongresi, F-35 uçaklarının Türkiye’ye teslimatını nihai olarak engelleyecek mi? Eğer böyle bir gelişme yaşanırsa, Başkan Trump’ın nasıl bir adım atmasını öngörüyorsunuz?
– Bence Kongre’nin kullanacağı dil F-35’lerin Türkiye’ye teslimatının engellenmesi noktasına kadar gitmeyecek, ancak daha ileri bir tarihte buna olanak sağlayacak şekilde tasarlanacak. Kongre’de görüşülen tasarının “ulusal güvenlik muafiyeti” diye bilinen ve Başkan’a yeni bir Kongre oylaması olmadan bazı hükümleri kaldırma yetkisi veren ifadeler içerip içermeyeceği henüz belli değil. Bunu zaman gösterecek. Ancak Türkiye, ABD’de şu anda çok popüler değil ve Kongre F-35’ler konusunda birleşik hareket ediyor. Dolayısıyla “muafiyet” maddesi tasarıya eklense bile, Trump’ın yetkisini kullanarak bunu devreye sokması Kongre’de pek hoş karşılanmaz.

– ABD’den bir heyet İran’a olan yaptırımları görüşmek üzere bugün Ankara’da. Türkiye ham petrolünün yarısından fazlasını İran’dan ithal ediyor ve ABD, İran’la petrol ticareti yapan tüm devletlerin bir an önce buna bir son vermesini talep ediyor. Türkiye’nin buna uyarak İran’la olan tüm petrol ticaretini kesmesi büyük bir sorun yaratabilir. Diğer yandan da Rıza Sarraf’ın İran’a yaptırım rejimini delmesi ile ilgili görülen Halkbank davası ve Mehmet Hakan Atilla hakkında verilen mahkûmiyet kararı Türkiye’deki bankacılık sektörünü hedef alan cezalara neden olabilir. ABD’nin Halkbank ve Türkiye’nin İran’la olan ticari ilişkileri konusunda nasıl adımlar atmasını bekliyorsunuz?
– Açıkça söylemek gerekirse Halkbank konusunda ne yapılacağını ve nasıl cezalar öngörüldüğünü bilmiyorum. Ancak ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlar konusunda Türkiye’ye bir muafiyet tanımasının kolay olmayacağını düşünüyorum. ABD Türkiye’den, İran’dan enerji ithalatını azaltmasını talep edecek ve Ankara da Washington’ın bu ikincil yaptırımlarının Türkiye’de geçerli olmadığını söyleyerek tepki gösterecektir. Ankara’nın sonunda boyun eğeceğini düşünüyorum. Ancak ikili ilişkilerdeki gerginlikler, Türk lirasının hızlı bir şekilde değer kaybetmesi ve İran yaptırımları nedeniyle artan enerji fiyatları göz önünde bulundurulduğunda bunun zamanlaması korkunç. Çağrı Özdemir/ Deutsche Welle Türkçe

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

two × one =