İsteyen dini eğitim aldırır

15 gün önce elektrik sorunuyla uğraşıyorduk. Geçen Hafta Bulut İnşaatı konuştuk, bu hafta ise gündemimiz Haspolat’ta yapımı planlanan ilahiyat okulu.

İlk olarak Çarşamba günkü Bakanlar Kurulu toplantısının ardından Başbakanımızın yaptığı açıklamadan duydum Haspolat’taki arazinin bir vakfa kiralanması olayını.
Sonra detaylandırdı Başbakanımız. Elçiliğin arkasındaki okulların da oraya taşınacağını, LTB tarafından yapımı planlanan külliyenin de şehir içi yerine orada olacağını, kısacası komple bir kültür merkezi olacağını açıkladı.

Bunun ardından konu Meclis’e taşındı. Gündemdışı konuşmaların ana konusu oldu ilahiyat okulu.

Belli bir kesimin, Türkiye’den gelen her şeye, anlamadan, dinlemeden, beklemeden toptan retçi tavır göstermelerine alışık olduğumuzdan çok fazla üzerinde durmasak ta, konunun “din” olmasına binaen bir şeyler yazmak gerekiyor.

DAÜ kolejinin, -Türkiye’nin tartışmasız en iyi okullarından- Doğa kolejine devri esnasında bir kaşık suda fırtına koparan zihniyetin, külliye, ilahiyat okulu ve caminin bir araya toplandığı komplekse ses çıkarmaması beklenmiyordu elbet. O yüzden şaşırmadık, ne var ki, dinden korkmak ayrı şey, Vakıflar arazisinin bir vakfa düşük bir kira ile verilmesi ayrı şey, anlayıp dinlemeden ahkam kesmek ayrı şey.

İnsanların her türden maliyeti ölçüp biçip tartmasını, bugünü kurgularken, gidilebilecek en uç noktayı görerek konuşmasını/ davranmasını sağlayacak bir alet henüz icat olmadı. Tüm olaylar kişilerin fikir yapılarına göre değerlendirildiğinden, onu dinlediğinizde o, bunu dinlediğinizde bu haklı. O yüzden de külliyeye/camiye/ ilahiyat okuluna karşı koyanların samimi görüşüdür, buna bir şey diyemeyiz. Ne var ki bu okulları talep edenleri, çocuklarına dini eğitim vermeyi isteyenleri de es geçemeyiz.
***
(Konuyu Türkiye’nin empozesi veya dayatması olarak algılama bizde zaten var olan kompleksi besliyor. İçselleştirdiğimiz bu komplekse yenilerek “benim ülkem, ben istersem açarım; ki istemiyorum” noktasına gelen Kıbrıslıya çok sevdiğimiz Amerika’nın ve Kanada’nın sistemini örnek verebiliriz. Amerika’ya gidenler bilir. Orada kimse kendini gurbette hissetmez. Kendi vatanındaymışcasına rahat eder, çünkü farklılıkları göze sokan bir şey yoktur.)

Gelelim meseleye; Türkiyelinin yatırım yapma iradesine sahip olup olmadığını, yapılacak olan okulun ülkeye getirilerini/götürülerini tartışmanın daha şık ve daha bilimsel yöntemleri mutlaka var. Türkiye’den gelen her ne varsa reddettiğini bildiğimiz zihniyetin konuyu din üzerinde dolandırması işin komik kısmı. Açıkça “ben Türkiye’den gelen hiçbir şeyi istemiyorum. Velev ki, ülkemi cennet yapsın” dese kifayet edecek zaten.

Bu noktada söylenecek son söz; Sen istemiyorsan çocuğuna din eğitim aldırmazsın. Kimsede seni “çocuğunu o okula göndereceksin” diye zorlamaz. Nasıl ki Güney’deki okullara göndermene hiç kimse karışmıyorsa… Ancak sende çocuğuna dini eğitim aldırmak isteyenlere de karışamazsın. Demokrasi nalıncı keseri değildir, hep senden yana yontsun…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.