Su yoksa, ekmek de yok!

Su yoksa, ekmek de yok!

0
PAYLAŞ

Dünyanın en fazla sulak alana sahip ülkelerinden biri olan Türkiye’nin, hatalı politikalar nedeniyle 1960’lı yıllardan buyana 1 milyon 600 bin hektarlık sulak alan habitatını geri dönüşümsüz biçimde kaybettiği belirtildi. Van Gölü’nün yaklaşık üç katı büyüklüğündeki sulak alan kaybının doğal yapıya müdahale sonucu ortaya çıktığını belirten SDÜ Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, suyun kötü yönetilmesinin kıtlık ve felaketle sonuçlanacağı uyarısında bulundu.

Sulak alanların ve su kaynaklarının en çok tahrip edildiği Göller Bölgesi başta olmak üzere Türkiye’nin değişik bölgelerinde 30 yıldır bilimsel çalışmalar yürüten Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, yanlış politikalar yüzünden 1960’lı yıllardan buyana Türkiye’nin kaybettiği sulak alanların Van Gölü’nün üç katına eşit olduğunu söyledi.

‘SULAK ALANLAR MASRAFSIZ SU FABRİKALARIMIZ’

Yakın geçmişe kadar bataklık veya sazlık olarak tanımlanan sulak alanların, göl, nehir, taşkın düzlükleri, tuzlalar, mercanlar ve deniz çayırı yataklarının yanı sıra yaşam için önemli katkılar sunan doğa ve insan yapısı başka bir çok alanı kapsadığını belirten Kesici, “sulak alanlar canlıların yaşamını sürdürülebilmesi için gerekli olan biyolojik çeşitlilik kaynaklarımızdır. Bulundukları bölgenin su rejimini dengelemede işlev ve katkılar sağlayan sulak alanlar içme suyunun yanı sıra tarım ve endüstride kullandığımız suyun tek doğal ve masrafsız fabrikalarıdır. Sulak alanlar aşırı yağışlarda suyu yavaş yavaş yeraltına sızdırarak, hem yeraltı suyunun artmasını sağlar hem de günümüzde acı sonuçlarıyla karşı karşıya kalınan sel baskınlarına ve fırtınalara engel olur. Tortu ve zehirli maddeleri alıkoyarak ya da besin maddelerini kullanarak suyu temizleyen sulak alanlar, karasal ve sucul ekosistem iç içe olduğundan en üst seviyede biyolojik üretimi gerçekleştirirler. Akarsu ağızlarındaki sulak alanlar, suya çeşitli kaynaklardan eklenmiş olan organik madde yüklü tortu ve parçacıkları tutarak biriktirirler. Dolayısıyla erozyonla birlikte zengin besinlerin denize akması önlenmiş olur” bilgisini verdi.

‘TÜRKİYE 3 VAN GÖLÜ BÜYÜKLÜĞÜNDE SULAK ALANINI KAYBETTİ’

Türkiye’nin 135’i uluslararası önemde, irili ufaklı yüzlerce sulak alana sahip olduğunu belirten Kesici, özellikle 1960’tan sora yaklaşık üç Van Gölü büyüklüğündeki 1 milyon 600 bin hektar sulak alan habitatının geri dönüşü olmayacak biçimde kaybedildiğini söyledi. Bataklık, sıtma, tarım, balıklandırma, yerleşim, havaalanı, çöp alanı, yol ve turizm gibi sosyo-ekonomik kaygılar öne sürülerek ortaya konulan uygulamalarla neyin nereye ve neden yapılacağına ilişkin bilimsel bakışın göz ardı edilerek sulak alanların kurutulduğu görüşünü savunan Kesici, “derelerin, çayların akışı ve yönleri değiştirildi. Sulak alanların kıyı kenar çizgileri ihlal ve işgal edildi. Her yer gölet ve HES’lerle donatıldı, donatılmakta. Sulak alanların beslenmesi sadece yağışlara bırakıldı. Sulak alanlar kurudukça insanlar oraları işgal etti. Binlerce yıldır kendi kendine yeten, yaşayan doğal oluşum; insan müdahaleleriyle son elli yılda yok edildi. Yollar, yamaçlar betonlaştırıldı. Toprağın, bırakın su tutmasını, nefes alamaz hale getirildi. Yüzey suları taşınamaz ve depo edilemez oldu. İşte; yağışlarda yerleşim alanlarının sular altında kalmasının, bölgede insanların yazın yaşam ve tarım alanı, kışın ise göle dönmesinin nedeni de bu müdahaleler değil midir?” dedi.

‘SU KÖTÜ YÖNETİLİRSE KITLIK VE FELAKET GETİRİR’

İstenmeyen sonuçlarla karşılaşmadan önlemler alınması ve doğaya bilimsel yaklaşılması gerektiğini dile getiren Kesici, “suyun yatağını işgal edersen, dereleri çayları kurutur, yönlerini insan isteğine göre yaparsan, dere yatağına yerleşirsen su yatağını bırakmaz. Su baskınlarının nedeni; küresel ısınma diyerek, işin içinden çıkılamaz. Çünkü bu yerler önceleri ova değil sulak alandı. Bu olanlar; doğanın değil insanın oluşturduğu felakettir. Sulak alanların şimdiki nesillere azami ve devamlı yararlar sunabilecekleri ve aynı zamanda, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını ve özlemlerini karşılayabilme potansiyellerini devam ettirebilecek şekilde koruma ve kullanılması gerekir/di. Unutulmamalıdır ki yaşamın kaynağı olan su iyi yönetilirse bolluk ve bereket, kötü yönetilirse kıtlık ve felaket getirir” uyarısında bulundu.

BİR CEVAP BIRAK