Suçlular aramızda…

adeta vurgun yemiş gibi olurum ve bu durum beni altüst eder.


O ilk andaki damardan girme durumu bir süre sonra, yerini bir dinginliğe, huzura ve mutluluğa bırakır. O an, zamanı ve ölümü unuttuğum andır. Etrafta bunca hain pusu kurmuş, ölüm kol geziyorken bile…


Bazen düşünürümde; aynı zamanda ölümsüzlüğe giden bir yol mudur her ÖLÜM?…


Beni bu tür düşünceler içerisine sürükleyen durum; daha önce yitirmiş olduğumuz değerli insanlarımızı ölüm yıldönümlerinde anarken; (Şair Cemal Süreya – Araştırmacı/yazar- gazeteci Uğur Mumcu)diğer yandan da yeni yitirdiğimiz, acılarıyla bizi son derece üzen, sanatçısıyla, siyasetçisiyle; (Mümtaz Sevinç – Aydın Güven Gürkan) gibi değerli insanlarımızı toprağa vermemiz oldu.


Şair Cemal Süreya ;   sanatçı kişiliğini beğendiğim,  dünya görüşünü benimsediğim  ve aynı zamanda mahalle komşum olan değerli bir insandı. Kadıköy’ün Moda semtinde oturmuş olduğu sokağın eski adı ‘Cihan Serasker Sokağı’ idi. Benim oturduğum sokak olan ‘Hacı Hüsam’ sokağını  (T) şeklinde kesen sokakta oturuyordu. Ölümünden sonra sokağın adı Kadıköy Belediyesi tarafından ‘Cemal Süreya Sokak’ olarak değiştirildi.


Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği tarafından, ölümünün 16. Yılı nedeniyle Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde bir anma gecesi düzenlendi.


Ayşenur Yazıcı ve tiyatro sanatçısı Uğurtan Atakan’ın sunduğu gecede, dernek başkanı Prof. Dr. Itır Yeğenağa açılış konuşmasını yaptı. Ardından “Cemal Süreya’ya Saygı Filmi” izlendi. Yapım ve yönetmenliği Feride Bilgin’e ait olan filme İsmet Arasan, Gazel Kutlar, Ulaş Zeybek, Bülent Yarbaşı ve İvan Özer katkıda bulundular. Karikatür sanatçısı Semih Poroy’un çizgileri eşliğinde, Ayşenur Yazıcı ve Uğurtan Atakan, Cemal Süreya şiirleri okudular. Mehmet Aydan’ın seslendirdiği Cemal Süreya’nın “Beni Öp, Sonra Doğur Beni” adlı şiirinin bestesi çok beğenildi ve bis yapıldı.


Geceye; Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı şair Enver Ercan, şair Ahmet Necdet, ses sanatçısı Yaşar, şair Hüseyin Alemdar, ressam Yüksel Aydın, şair-ressam Engin Turgut, şair Ertan Mısırlı, şair Şerafettin Kaya, gazeteci-yazar Halim Bahadır, tiyatrocu Fügen Kıvılcımer ve ressam İpek Tekil’in yanı sıra okurlar ve dernek üyeleri katıldı.


Tiyatro sanatçısı Hümay Güldağ ve şair Nurullah Can tarafından okunan şiirlerin ardından ödüllerin verilmesine geçildi.


Haydar Ergülen “Keder Gibi Ödünç” adlı yapıtıyla kazandığı ödülünü Cemal Süreya’nın kız kardeşi Perihan Bakırcı’nın elinden aldı. Dosya dalında ödül kazanan Murathan Çarboğa (Yağmalanmış Hayat) ödülünü Zuhal Tekkanat’tan aldı. Nurduran Duman’ın “ Yenilgi Oyunu “ dosyası da, jüri özel ödülüne değer görüldü. Ödülü Prof. Dr. Itır Yeğenağa verdi.


Cemal Süreya mahalle komşum olmadan yıllar önce; yani fakülte yıllarımla birlikte ben ve  onu seven birçok arkadaşımla beraber onun müdavimi olduğu; kendisiyle birlikte çok sayıda yazar-çizer- sanatçı dostunun da uğrak yeri olan Bostancı’daki o meşhur ‘HATAY RESTORAN’a onu ve sanatçı dostlarını görmeye onlarla sohbet etmeye giderdik.  Ama başlangıçta yanlarına gitme cesaretini kendimizde bulamaz, oturduğumuz masada kendi çapımızda bir şeyler atıştırıp,  ufak ufak demlenirken içten içe bir hayranlıkla onları uzaktan izlemekle yetinirdik.


Bu konu başlı başına yazılması gereken bir konu olduğu içindir ki, fazla uzatmadan daha sonra yazma hakkımı da saklı tutarak “hey gidi günler hey!” demek geliyor içimden…
***
Uğur Mumcu anılıyor…


Uğur Mumcu’yu ölümünün 13.yılında anarken; haksızlığa, vurguna, soyguna, talana, yalana karşı; doğruluğun, dürüstlüğün, özgür düşüncenin, demokratik- evrensel insan haklarının, laikliğin ve gerçek gazeteciliğin (araştırmacı/gazeteci) simgesi olmuş, kısacası ‘adam gibi adam’ olan ‘kuvvacı’ birisini sizlere tanıtmaya, tanımlamaya ve anlatmama gerek var mı? Yani onu aramızda bilmeyen var mı?


Teröre kurban giden gazeteci-yazar Uğur Mumcu, ölümünün 13’üncü yılında tüm yurtta düzenlenecek etkinlikler ile anılacak. Kadıköy Belediyesi, Adalet ve Demokrasi haftası kapsamında Uğur Mumcu ve tüm devrim şehitleri için bir anma programı düzenledi.


21 Ocak Cumartesi. Saat: 19.30  Katılımcılar: Mazlum Çimen Suavi.
Mehmet Esen “Kuşkulu Bir Gösteri”  Nebil Özgentürk “Uğur Mumcu’ya selam…” portre film.


22 Ocak Pazar. Saat 16.00  Katılımcılar: Metin Uca, Moğollar, Nebil Özgentürk “Uğur Mumcu’ya selam..” portre film.


24 Ocak Salı. Saat 19.00  Katılımcılar: Sunay Akın, Selda Bağcan, Nebil Özgentürk “Uğur Mumcu’ya selam…” portre film.


CHP’nin etkinlikleri…


Kadıköy CHP İlçe örgütü de Uğur Mumcu için anma programı düzenliyor. 24 Ocak Salı günü de saat 19.00.  CHP Kadıköy İlçe örgütü her yıl olduğu gibi Kadıköy İskele Meydanı’ndan Altıyol’a kadar geleneksel Uğur Mumcu yürüyüşü yapacak.  Salı günü saat 17.00’de başlayan bu büyük yürüyüşü tüm dostlarla birlikte tek bir yürek ve tek bir ses olarak coşkuyla ve aynı zamanda derin bir hüzünle “Vurulduk Ey Halkım! Unutma Bizi”, “Ankara’nın taşına bak/ Gözlerimin yaşına bak!/ Uyan uyan! Gazi Kemal!/ Şu feleğin işine bak!” ve “Uğurlar olsun!” diyerek  tamamladık.


21 Ocak Cumartesi günü de Kadıköy Evlendirme Dairesi’nde konuşmacı olarak Dr. Erdal Atebek’in katıldığı “Uğur Mumcu’yu ölümünün 13. Yılında anıyoruz” adlı etkinlik ve düzenlenmiş olan Erdal Erzincan konseri yapıldı.


Bu değerli insanların ölümlerinin üzerinden yıllar geçti. Ama bir Ocak ayında onların ocağını söndürmeye çalışanlar, unutturamadılar onları bize, zaman alışmayı öğretir ama unutmayı ASLA!!!


Bir de; acıları henüz daha taptaze olan ve Aşık Veysel’in ‘Kara Toprak’ şiirinde; “Benim sadık yarim kara topraktır”dediği  sözlerine adeta nazire yaparcasına toprağa vermek zorunda kaldığımız değerli bilim ve siyaset adamı sayın Aydın Güven Gürkan ve değerli tiyatro, televizyon ve seslendirme sanatçısı Mümtaz Sevinç gibi insanlarımız var.


Sayın Aydın Güven Gürkan’ın adında ne tesadüftür ki ironik bir biçimde, gerek bir bilim adamı olarak, gerekse bir siyaset adamı olarak bir insanda olması gereken olmazsa olmazların başında gelen; ‘aydın’ olma, ‘güven’ duyulma gibi özelliklerin yanı sıra birleştirici, bütünleştirici, sevgi ve şefkatle yüreğine dolan o ‘gürkan’ı da barındırdığını görebilmekteyiz.


Uzun süredir kafamı karıştıran bir reklam sloganı var; hani o “iyiler daima kazanır” diyen. Ne yazık ki adına yaşam dediğimiz uzun soluklu maratonda her zaman kazanan iyiler olmuyor. Bunun böyle olmadığının somut örneklerini hemen hemen hepimiz gerek kendi yaşam deneylerimiz, gerekse başkalarının yaşam deneyleri içerisinde  bir şekilde görmüş ya da şahit olmuşuzdur.


Ne yani böyle bir durumda “yaşasın kötülük mü diyelim?” diyenlerinizi duyar gibi oluyorum. Elbette hayır, biz yine de enseyi karartmayalım ve umudu elden bırakmayalım! Her ne kadar değerli sanatçı Selda Bağcan’da bir türküsünde “Adaletin bu mu dünya?/ İyilerin öldüğü kötülere kalan dünya!” dese de… Ve bundaki gerçek payı çok büyük olsa da.


Sayın Aydın Güven Gürkan’da yaşamın her alanında, sağlıklarında birtakım ayak oyunlarıyla bir şekilde  dışlanan ve gerçek değerleri yitirildikten sonra anlaşılan birçok insanda olduğu gibi, siyaset sahnesinden bir anlamda dışlanmış, oyun dışı bırakılmıştır.


Ruhun şad olsun büyük insan! Herkes biliyor senin adın gibi ne kadar ‘aydın’ ve ‘güven’ veren insan olduğunu… Rahat ve huzur içinde uyu! Umarım birileri kendi uygun yerlerine ‘kına’ yakmışlardır.
***


Sanatçının ölümü…


Zor şeydir sanat ve sanatçı olmak! Tıpkı gönül yapmanın, gönül almanın bazen hem çok zor hem de çok kolay olduğu ve gönül yıkmanın, gönül kırmanın ise; tek bir sözle bile çok kolay olması gibi…


İki insan ikisi de birbirini sevmiş ve yedi yıl gibi uzun bir süre sayılabilecek bir birliktelik yaşadıktan sonra; yüreğe dolan hırs, kin, ihtiras,intikam duygularıyla yaşamış oldukları o büyük aşktaki ‘sevgi’ dışarıda kalmış.


Bir taraftan da ayrılık çanları çalmaya başlamışsa sevenler arasında…


Yaman olur ayrılıklar. Önceleri insan kabullenmek istemez, “olmaz(!) olamaz (!) bu bana yapılamaz” diye kendi kendine söylenir. İçindeki yenilmişliğin vermiş olduğu öfke yavaş yavaş büyür, kontrolden çıkmaya başlarsın, her iki tarafta ağzına geleni birbirine söylemeye başlar. Hele bir de alkol almışsan daha bir cesaret gelir üzerine, normal şartlarda yapamayacağın hakaretleri de yapmaya başlarsın artık! Kim tutar artık seni, yanınızda size engel olabilecek birileri de yoksa…


Hani ülkem halkı tarafından da  çok benimsenen ve bana çok garip gelen adeta slogan haline gelmiş sözlerimiz vardır:


“Bizi ancak ölüm ayırır”… “Bana yar olmayanı başkasına da yar etmem!”… “Biz seversek ölümüne severiz!”… “Bu sevda burada bitmez!”…” Başkasını seversen inan yaşatmam seni!”… “Sevemez kimse seni, benim sevdiğim kadar”… “Beni böyle bırak git, git gide bilirsen”…”İstediğin kadar kaç ben yine peşindeyim!”…gibi daha ne kurşun gibi delip geçen sözler. Eminim sizlerin aklına çok daha iyileri gelecektir.


Beynine, yüreğine bu tür duygu ve düşünceleri yerleştirmiş olan bir toplumun insanlarının yaşamış oldukları sevdaları, ölümüne yaşamış olmalarından daha doğal ne olabilir ki?… 


Mümtaz Sevinç, yıllarını Türk Tiyatrosuna, televizyonuna ve dublaj sanatına vermiş bir büyük sanatçı. Türk Tiyatrosu’na gelmiş geçmiş sanatçılar içerisinde en iyi ses rengine sahip sanatçılardan birisi.  Kendisini bugüne kadar birçok tiyatro oyununda izleme olanağım oldu. En son izlediğim aynı zamanda kendisinin de tiyatro yaşamındaki son oyunu olan; ‘Kamyon’ adlı oyunda yılların verdiği birikim ve oyunculuk gücüyle adeta sahnede devleşiyordu.


Diğer taraftan sevdiği adamı kendi elleriyle öldüren, felsefe eğitimi almış, okumuş bir kadın. Demek ki ‘sevda oyunları’ aynı zamanda tehlikeli ilişkiler de olabiliyor. Yani aşk ilişkilerinde bir noktadan sonra; tahsilmiş, kültürmüş, cahillikmiş gibi şeylerin bir önemi kalmayabiliyor. Yeter ki karşındaki insan gözünü karartmaya görsün; artık ölümlerden ölüm beğen(!) İnsanı en çok üzende sanırım bir hiç uğruna, boşu-boşuna, pisipisine ölmek olsa gerek!


Her nedense; aşklarımızı, sevdalarımızı, mutluluğumuzu ya da  mutsuzluğumuzu bir türlü birbirimizin canını yakmadan, acıtmadan yaşayamıyoruz.


Bu değerli insanlar bir şekilde öldü ya da öldürüldüler. Onlar seçkin kimlikleri, kişilikleri, meslekleri ve mesnetleriyle hep gönlümüzde olacaklar, unutulmayacaklar  ASLA!…


Sanırım işte böyle bir şey olsa gerek; ölümsüzlüğe giden yolda her  ÖLÜM!
Yani topluma mal olmak, sevenlerinin yüreğinde, bir şekilde yaşamak ve unutulmamak ASLA!..


Ne yazık ki hiçbirimiz masum değiliz ve ‘SUÇLULAR ARAMIZDA’…


“Anneme suçlu olduğumu söylemeyin! O benim suçsuz olduğumu sanıyor!”


METE KARAKAŞ’IN DİĞER YAZILARI


– Aşklar, şiirler ve şarkılar


– Gittim, gezdim, gördüm


– …bağlı kadınlara selam olsun! (1)


– Destan’dan destana yol gider (II)


– Bunu biliyor muydu Bay Bush? (III)


– ‘Amazon’ kadınlarından ‘Amansız’lara (IV)


– Panik Odası mı? Nanik Odası mı? (V.)


– Meryem ve Meryem (VI)


– İki farklı Recep öyküsü… (VII)


– Teflon insanlar (VIII)


– Hippiler (Hippie) ve bonomolar (IX)


– Hindi ve papağan (X)


– Şiir üstüne ne varsa… (XI)


– Sanat (zanaat) ve sanatın başlangıcı (XII)


– Erkek Olmanın Dayanılmaz Hafifliği (XIII)


– Düşünce yazıları…(XIV)


– Sigara – Nargile – Pipo (XV)


– Acele karar vermeyiniz… (XVI)


– Kararlı ol ve seçimini doğru yap! (XVII)


– Öğrenmenin yaşı yoktur (XVIII)


– Bitmeyen Senfoni (XIX)


– Nazım Hikmet Kültür Merkezi…(XX)


– Hayatın aynasıdır tiyatro! (XXI)


– Mağdurlar ve mağrurlar (XXII)


– Şu Çılgın Türkler (XXIII)


– Benim sinemalarım… (XXIV)


– Muhteşem gece! (XXV)


– Pamuk eller cebe! (XXVI)


– Yurttan Tipler Korosu! (XXVII)


– Anıların izinde radyo günleri! (XXVIII)


– Yaşamak ve sevmek üstüne! (XXIX)


Mete Karakaş araştırmacı/yazar    karakasmete@hotmail.com


  


 



 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here