Suriye’de ikinci cephe

Suriye’de ikinci cephe

0
PAYLAŞ

Güle oynaya savaşa giden bir milletiz. Sonunu düşünmeden hareket etmeyi de çok severiz. Hele bu savaşa gidenler bizim aile yaşamının, kan bağımızın dışındaysa savaşı daha çok benimser ve o savaşı çok severiz. Ölülere övgü dizmek de üzerimize yok!

Ölü sever bir millet olup çıktık doğrusu! Yıllardır Ortadoğu denkleminin dışında kalmayı bilirken 1980’den sonra Orta Doğu bataklığına dalmak için uğraşan siyasetçilerimiz bir biri ardına peydah oldular. Bu savaşçı siyasetçileri bizler de yere göğe sığdırmayız, ilahi bir misyon yükleyerek onlara tapınırız! Nerdeyse celladına aşık olan bir millet olup çıktık! Siyasetçilerimiz mağduru oynayarak bizleri savaşa sürüklemeyi asli görev bilmişler! Ölen biz. Ağlayan onlar! Yoksul biz, varlıklı onlar! Biz, onların malı mülkü için savaşırız. Onlar servet sahibi olarak bizim hakkımızda karar verirler!

Kendi iyiliklerini bizim iyiliğimiz gibi bize anlatırlar! Biz de onlara inanırız. Onlar, bizleri savaşa yollayacağını söyler! Bizler, onlara bravo çekeriz. Çok mu safız yoksa çok mu salağız? Bu pek anlayamayız. Hep akıntıya kürek çekeriz? Savaşların bilinmezliği için de, muamma deryasın da kayıp olup gideriz! Bilinmezler içinde yüzmeyi, bir de, övünmeyi çok severiz! Onurlu, gururlu millet olduğumuzu söylemeyi hiç ihmal etmeyiz. Onur ve gururdan ne anladığımız ise hep karanbolde kalır, bir türlü anlaşılmaz.

Etrafımızda bu milletin büyük çoğunluğu aç olur! Bizler onları görmeyiz. Onların neden aç olduğunu dahi sorgulamayız. Sorgular gibi davrandığımızda topu taca atarak suçu onlarda ararız, suçu onlara yükleriz! Bir de, dolandırıcıları, üç kağıtçıları çok severiz. Bunların vurgun paraları olduğu için iyi adam olduklarını anlata anlata bitiremeyiz! Onun içinde ,savaş naralarının köpüğünde hep boğulur kalırız. Bataklıkta kurtuluş umudu arasak da bulamayız. Umutsuzluğun kaynağına yönelip asla derinlere inmeyiz.

O nedenle de, ülkede ve dünyada savaş diyenleri el üstünde tutarız, barış diyenleri hainlikle suçlarız. Bütün yazılı ve görsel basınımızın büyük çoğunluğu savaş güzellemesi yapmakta yarışırlar. Barış diyenlere hain gözüyle bakarlar. Suriye de ikinci cephe meselesinin özü biraz da bu olsa gerek! Gazete haberlerine bakınca insanın nevri dönüp, nutku donuyor. Bu kadar kıyım severmiyiz diye düşünmeden edemiyoruz.

O gazetelerin manşetlerine, haberlerine bakınca oldukça cafcaflı ve savaş yanlısı olarak karımıza çıkıyor, hepimizi bir biçim de onlar içine çeker oluyor. Bu savaşın girdabında bizleri boğuyor. İyiyi, kötüyü seçemez de oluyoruz. O savaşın için de kaybolur gidiyoruz. Savaş yanlıları bağırıp çağırarak yollarını temizliyorlar. Dün söylediklerini, yazdıklarını bir gün sonra unutarak bu gün ne söyleyecekler ne yazacaklarını bize dikta ediyorlar. Onların söylediklerine, yazdıklarına dikkat kesilmemizi istiyorlar.Güzelim bu ülkede, insanlarımızın değeri bilinmez, görünmez oluyor.

Varsa, yoksa o karşıya koydukları gurupların savaş zayiatı artması; ve suyun başında olanların borusunun ötmesi! Gerilim ve hüzünün doğallaşması bunlar için çıkış oluyor!… Savaşların insani olmayan yönünü görünmez kılmakla, savaş politikasına destek vermekle meşguller. Arkasından cenazeler gelmeye başlayınca yüzleri kızarmadan ölülere tapınma seansları düzenliyorlar! Savaş yanlısı kendileri değilmiş gibi bir de o gençlerin aile yapılarını dram ize ederek anlatmaya, aldatmaya başlıyorlar.

O anda, orada insanlar bir an da değişiyor! İnsanlık, oldukça acizleşip, kırılganlaşmış bir sefaya ulaşıyor. Acizliğin içinde, iyimserliği yakalamak istiyor insan.. “Fırat kalkanı, Suriye de, ikinci cephe” savaşı şarlatanlığı bu boyutta karşımıza çıkar. O da yetmiyor: Savaşa sürülen askerler zayiat verdiğinde şu kadar PKK’li öldürüldü gibi haberleri manşetleştirip öne çıkarıyorlar. Bütün bunlarda: yer , mekan, zaman belirtilmiyor. Bunlar haberi oldukça köpürterek topluma sunuyorlar.

Savaş üzerine köpürterek anlattıkları şeyler de işin balı kaymağı olarak etrafa taşınmış oluyor. Suriye’ye niye girdik demedikleri gibi biz niye savaşıyoruz da dememekte direniyorlar. Savaşın dramatik yönünü bunlar her gün evlerimizin içlerine kadar taşımak için ellerinden geleni artlarına bırakmaz oluyorlar. Suriye üzerinden Rusya’ya efelendiklerini bir an da unutarak Putin oldukça sever olup çıkıyorlar!

Düne kadar vurup kırmaktan söz edenler bir anda Rus dostu olup kardeşlikten söz etmeleri de anlaşılmıyor. Rus uçağını düşürdüklerinde attıkları manşetlere bir baksalar belki utanacaklar ama asla o manşetlere bakmıyorlar. Yüzleri kızarmadan her gün yalan üstüne yalan sıralayarak savaş güzellemesi yapıyorlar. Attıkları o manşetlerde 104 PKK’li öldürüldü derken öç alma mantığını ayakta tutuyorlar. Öçalma mantığıyla yeni çocukları ölüme gönderiyorlar. Biraz da ailelere yalakalık etmiş oluyorlar. Savaşın diğer yüzünde ise işçiler emekçiler duruyor.

Onların hak kayıpları artarak, budanarak devam ediyor. Esnafların vergi yükü artmakta. Vatan, millet hengenamesi içinde vergi yükleri ağırlaşarak devam ediyor. Bu emekçilerden yana haber yapan gazetelerin muhabirleri gözaltına alınarak işkenceden geçirilmekte. Eğitim emekçilerine eylem yaptınız, pkk’ye destek oldunuz gibi abu zurt gerekçelerle işlerine son verilmekte. Yasa, hukuk tanımadan, OHAL altında, ezip, işlevsizleştirilmekteler. Keyfi yönetim mantığı OHAL’le zirveleşerek, çılgınlık derecesin de, önüne geleni ezip geçmekte! Ben bildirimcilik, kahramanlık sosuna bulanarak, almış başını gidiyor. Nerede duracakları hiç bilinmiyor.

Darbe şarlatanlığı altın da zulüme masumiyet yaratarak bir oyun oynanmakta. O oyunla da yapılan işkenceler gizlenmekte. Kıyım ve cellatlığın nerede, nasıl duracağı hiç bilinmiyor! Feto deyip de, ülkenin devrimcilerine, demokratlarına vuruyorlar. Savaş güzellemesi altında insanlar sesini çıkaramaz oldular. Bu durumda insanlardan doğrudürüs bir itirazda gelmiyor. Dediğim dedik, çaldığım düdük misali dalga dalga insanlar aşından işinden edilip hapishanelere dolduruluyor.

Darbeye karşı demokrasi çığlığını atarak darbenin en alasını bu şekil de yapmış da oluyorlar! Halada mağduruz diye ortalığı velveleye vererek demokrasicilik oynuyorlar. Demokrasi bu ise bu yapılan uygulamalar darbeye rahmet okutacak mahiyettedir! Halkın, ne yaşam güvencesi, nede iş güvencesi kaldı! Toplum olarak deli Dumrul meselesi ile yüz yüze kaldık! Geçende geçmeyen de haraç alan deli Dumrul!

Bugünün siyasal iktidarı da suçlu olanı da suçsuz olanı da bedel ödemek zorunda bırakıyor. Savaşa karşı olan da olmayan da savaşın içinde yerini almak durumunda oluyor. İşte geldiğimiz nokta bu. Burada insanlar, bunlar tarafından, ağır bir cendereye alınarak ,ekonomik,politik baskılarla savaşın içine çekilmekte, savaşın altında ezilmekte. Bütün o tartışmalar, polemikler bir gevezelikten ileri gitmiyor.

O gevezeliğin deryasında savaşın basit sosu yaratılmakta. Cezaevleri dolup taşmakta! Yüz binlerce insan darbe bahanesiyle açlığa mahkum edilmekte. İşte sizin demokrasiniz de insanlığınız da bu kadar(!) 9 Eylül 2016 Tahir Canan.

BİR CEVAP BIRAK