Suriye’nin politik denklemini Kürtler çözüyor

Suriye’nin başkenti Şam’da 18 Temmuz 2012 tarihinde, Ulusal Güvenlik binasına yönelik yapılan saldırıdan Savunma Bakanı Davud Racha, İçişleri Bakanı İbrahim El Şaar, Esad’ın eniştesi Genelkurmay Başkan yardımcısı Asıf Şevket ve Esad’in özel temsilcisi Hasan Türkmani öldürüldü. Bu eylemin kimler tarafından örgütlendirildiğinden çok politik sonuçları bakımından önemlidir.

Eylem’in Baas rejimi muhalifleri tarafından yapıldığı iddia edilmesine rağmen, bunun örgütlenmesinde uluslar arası istihbarat güçlerinin olduğunu hemen herkesin tahmin ettiği bir durum. Eylem klasik olarak ele alındığından, bir kısım bakanların öldürülmesi ve psikolojik savaş boyutu bakımından Esad rejimine vurulmuş ciddi bir darbedir. Ancak bu eylemin kendisinin politik olarak ortaya çıkardığı önemli sonuçlar bulunuyor. Birincisi, Esad’ın bu hamleyle teslim olmayacağını, tersine saldırıları çok daha üst düzeye çıkartacağını gösteriyor. Annan planı çerçevesinde tank, top ve uçak gibi ağır silahların kullanılmasının yasaklanmıştı. Ancak bu noktadan sonra, Esad’a bağlı askeri güçler, mevcut ağır silahların tamamını kullanacaklardır. Özellikle iki generallin yaşamını yetirmesi, ordu içerisinde bir dağılmaya yol açmayacaktır, tersine saldırıları arttırarak devam edeceklerdir. Bu durum, aynı zamanda fiilen iç savaşın başlaması anlamına geliyor. Suriye’nin bütün bölgelerinde küçük ve orta şiddete çatışmalar çok daha yaygın olarak gündeme gelecektir. Çatışma ve patlamaların Şam ve çevresinde yoğunlaştırılması da, mevcut rejimin meşruluğunu tartışmaya açmak ve toplumsal psikolojiyi yönlendirmeye ve etkilemeye yönelik bir taktiktir.

Suriye ordusu, polisi ve ayrıca özel olarak örgütlendirilmiş Esad’a bağlı milis gücü ile muhalif güçler arasındaki çatışma çok daha artarak devam edecektir. Muhaliflerin üzerinde yükseldiği ciddi bir toplumsal tabanı henüz oluşmuş değil, bu bakımdan önemli bir dezavantaja sahiptirler. Muhalif saldırıların bir başka amacı da, halen devam eden dezavantajlı durumu avantajlı duruma çevirmektir. Bütün taktik yönelimler bir yana ulusal güvenlik binasına yönelik yapılan saldırı, güç ilişkilerin tamamen yeniden konumlandırıldığı bir sürecinin ilk halkası olacaktır.

İkincisi Uluslar arası güçlerin aldıkları tutumda özel bir değişikliğin olmamasıdır. 20 Temmuz günü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde yapılan oturumda, Suriye’ye yönelik müdahaleyi içeren tasarı, Rusya ve Çin tarafından veto edildi. Birleşmiş Milletler Gözlemci heyetinin görev süresi de bir ay süreyle uzatıldı. Şam’da bakanlara ve generallere yönelik gerçekleştirilen saldırıya rağmen Rusya’nın tutumunu olduğu gibi koruması, Esad için son derece önemlidir. Bu bakımdan Esad’ın çekilmesine yönelik uluslar arası kamuoyunun beklentisi gerçekleşmedi.

Üçüncü temel halka ise Kürtlerin başlattığı özgürleşmle hareketidir. Kürtler dünden beri Kürdistan bölgesindeki şehirlerin yönetimini ele almaya başladılar. Kürdistan Halk Savunma Birlikleri (YPG), Kobani ve Afrin, Cideris kentlerinde güvenliğini üstlendiğini açıkladı. Bu atılan adımlar Kürtlerin özgürlüğü bakımından stratejik öneme sahiptir. Bu gelişmeler, Batı Kürdistan’ın bütün şehirlerine kapsayarak gelişecek gibi görünüyor.

Bütün uluslar arası güçler ve bölge devletler biliyorlar ki, Kürtler, Suriye’de en örgütlü güçtür. Dört ay önce yazmış olduğum bir makalede şu değerlendirmeyi yapmıştım: “Kürtler politik ve askeri olarak çok yönlü hazırlıkları söz konusudur. Oluşturulan Kürt ittifakı, Kürdistan bölgesinde Kürt nüfusunun yaklaşık olarak %80-85’ini temsil ediyor. Kürtler kendi Özerk sistemlerini inşa ederken, bölgesel dengeleri ve Suriye’nin iç politik durumunu çok yakında takip ediyorlar. Bu bakımdan Kürtler stratejik güç ve dengeyi temsil ediyor. Suriye eskisi gibi olmayacaktır. Esad rejimi ister devam etsin, ister gitsin her iki durumda da yeni bir Suriye gerçeğiyle karşı karşıya olacağız. Kürtlerin belirleyeceği strateji ve uygulayacağı taktik politikalar, sadece Suriye’nin değil bölge haritasının yeniden çizilmesinde önemli rol oynayacaklardır. Kürtlerin dikkate alması gereken nokta, Suriye’ye yönelik dışta askeri bir operasyonun olması son derece zordur. Bu bakımdan bütün politik güçler, iç dengelere oynayacaklardır. Bu bakımdan Kürtlerin atacağı adamlar, çok daha önemlidir ve dört parça Kürdistan coğrafyasında çok büyük bir etki yaratacaktır.” Bir başka yazımda şu değerlendirmeyi yapmıştım; “Suriye’de Kürtler için nesnel koşullar tahmin edilenden çok olgunlaşmış bulunuyor. Suriye’de hedeflerine ulaşabilmeleri ve kendi Özerk yapılarını korumaları için mevcut olanaklar oldukça gelişmiş durumda. Muhaliflerle Esad arasındaki her çatışma veya rekabet Kürtlerin durumunu güçlendirecektir. Her iki tarafından Kürtlere ihtiyacı var. Bundan dolayı Kürtler politikalarını belirlerlerken çok boyutlu düşünmek zorundadırlar. Öncelikli olarak askeri müdahaleye karşı çıkmalılar ve Suriye’deki iç dengeleri iyi değerlendirmeliler. Zaman geçirmeden kendi aralarında tam bir birlik oluşturarak ‘Kürt Ulusal Meclisini’ oluşturup, ‘Özerk Yönetimlerini’ ilan etmelidirler. Özellikle kendi askeri güçlerini oluşturup, Kürdistan bölgesini korumaya almalıdırlar. Ayrıca Kürdistan bölgesi dışındaki hiçbir askeri sürece dâhil olmamalıdırlar. Aksi durum, Kürtlerin meşruiyetini tartışma konusu yapacaktır. Suriye’nin iç politikasının ana halkası Kürt sorunudur. Bu noktadaki bir çözüm Suriye ve Kürtler bakımından önemli politik sonuçlar doğuracağı gibi bölgesel ilişkileri yeniden şekillendirecektir. Dengeler ülkesi Suriye’de değişimler artık kaçınılmazdır.” Şimdi bu süreç, Kürt Halk Savunma Güçlerinin Kobani ve Afrin kentinde yönetimi ele almalarıyla fiilen başladı.

Bu ilk adım, stratejik dengeleri değiştirecek düzeyde bir önem arz ediyor. Bundan sonrası oldukça önemlidir. Suriye’nin iç politik ve askeri krizini hesaplayarak yeni taktik planların hızla uygulanmaya konulması gerekiyor. Suriye’nin mevcut rejiminin ve Muhalif denen kesimlerin ‘Kürt politikası’ aynıdır. Suriye Milli Misaki’nin korunmasıdır. Bu bakımdan birbirleriyle çatışmalı olan mevcut durumdan dolayı Kürdistan bölgesine saldırmamaları, onları niyetleriyle ilişkili olmayıp, aralarındaki çelişki ve çatışmalarla ilgilidir. Bu bakımdan, Kürt Halk Savunma Güçleri ve Kürt Ulusal Konseyi, bütün Kürtlerin kucaklayacak bir örgütle modelini mutlaka uygulamalıdır. Kürt politik güçleri arasında en ufak bir çatışmaya izin verilmemelidir. Ayrıca halkın bütünlüklü olarak bu sürece katılması yetmez, esas mesele mevcut yönetimlerin korunmasıdır. Özellikle askeri hazırlıkların çok yönlü ve kapsamlı olarak yapılması son derece önemlidir. Güneyli kardeşlerinden aktif destek almalıdırlar. Suriye’nin statükocu yapısını savunan güçlerin, bir biçimiyle Kürtlerle karşı karşıya gelecekleri hesaplanmalıdır.

İkinci nokta, bölgesel statükocu devletlerin alacağı tutuma karşı çok yönlü hazırlıklar yapılmalıdır. Türkiye’nin hem Ortadoğu, hem Suriye, hem de Kürt politikası çöktü, Davutoğlu’nun sıfır hesaplı dış politikası da artık sıfırlandı. PKK ile yürüttüğü savaşta yenilen Türk devleti, Suriye’de ortaya çıkan yeni politik durumla da PKK’nin kardeş partisi PYD ile de komşu olacak. Türk devletinin bunu hazmetmesi mümkün değil, Kürtlere yönelik saldırılar ve komplolara yönelecektir. Batı Kürdistan’da çok yönlü kontra faaliyetlerine ve katliamlara yönelebilir. Bu konuda gerekli duyarlılığı gösterilmesi ve özellikle güvenlik önlemlerin en üst noktada alınması gerekir. ‘Özel Kuvvetlerini’, MİT görevlilerini ve ‘Suriye Özgür Ordusunun’ elemanlarını da kullanarak, Batı Kürdistan’da politik bir istikrarsızlık yaratmaya çalışacaklardır. Bu tür olası durumların mutlaka hesaba katılması gerekir.

Üçüncü nokta ise, Uluslar arası boyutudur. Kürtler haklı ve meşru bir süreci başlatmış bulunuyorlar. Bu fiili politik durumun uluslar arası alanda kabul görmesini sağlamak da önemlidir. Suriye üzerinde plan yapan küresel güçler, henüz ortaya çıkan mevcut durumu değerlendirmiş değiller. Eğer Kürtler kendi bölgesinde güçlü, istikrarlı ve sürekliliği olan bir yönetim oluştururlarsa, uluslar arası güçler bu realiteyi kabul etmek zorunda kalacaklardır. Bu noktada özellikle Güney Kürdistan Federasyonu yönetimine ciddi bir görev düşüyor. Suriye’de oluşan Kürtlerin politik durumunu uluslar arası alana mutlaka taşımalı ve gerekli desteği sağlamalıdır.

Suriye’de Kürtlerin Özerkliklerini ilan etmeleri, bölge coğrafyasında haritaların yeniden yazılımını kaçınılmaz olarak gündeme getirecektir. İngilizler tarafından oluşturulan ve sonra Amerika tarafından sürekli desteklenen yapay devletler tarihsel miadını doldurmuş bulunuyor. 21.Yüzyılın ilk çeyreği, Ortadoğu coğrafyasının bütünlüklü olarak yeniden şekillenmesi sürecidir. Bunun merkezinde Kürtler bulunuyor. Bölgede yeni devletler ortaya çıkıyor. Kürtlerin özgürleşmesi, esasen bölge halkların özgürleşmesidir.
Gokyuzu9aol.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three × 5 =