Suriye’ye saldırılar ve tetikçiler

Geçtiğimiz günlerde Viyana‘da, Suriye ve Türkiye konusunda bir konferans vardı. Konferansın konuğu Türkiye’de özel bir üniversitede asistan olarak çalışan bir hanımdı. Bu hanımın uzmanlık alanı Suriye’de öğrenim görmüş olmasıydı.

Özel bir üniversitenin genç asistanı Avusturya’da “halklar arasında diyalogu” kendisine çalışma konusu etmiş derneğin davetlisi olarak doğaldır ki, azınlıkları anlatacaktır. Suriye ve Türkiye bu konuda bitmez tükenmez malzemeyle doludur. Bu tür derneklerin çalışma biçimidir. Kendilerinin düşünüp de, söylemek istemediklerini misafirlerine söylettirirler. Bunun için “Gelişmekte olan ülkeler” olarak tespit ettikleri ülkelerin insanlarını özellikle davet ederler. Davet ettikleri kişiye yol ve otel parası, biraz da cebine harçlık koyarlar. Düzenledikleri konferansta ve kendisine tutulan bir gazeteci mikrofonuna istenileni üflerler.

Viyana Uluslararası Diyalog Enstitüsü, İstanbul’da bulunan özel üniversitelerinden birinin asistanından daha önce Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığı ile tanınan Udo Steinbach’ı davet etmişti. “Asistanımızdan” sonra da bir gazete “Yayın yönetmenimizin” geleceği duyuruldu. Davet edilen insanların seçimi tek başına niyetin ne olduğunu göstermektedir.
Genç asistanımız konuşmasının başında “Arap Baharı” kavramını kullanmayacağını, onun yerine “Arap devrimi veya Arap Ayaklanması” kavramını kullanacağını belirttikten sonra, Türkiye’deki “anti demokratik olguları” sıraladıktan sonra “Türkiye’nin Suriye’ye model olamayacağını” vurguladı. “Kendi Filistin’i olarak kabul edilecek Kürt sorunu olan bir Türkiye, Suriye’ye model olamaz” diyen genç asistan, kendince anti demokratik olguları şöyle bir üstün körü sıraladı. Bu konuları özellikle “azınlıklar, eşcinseller, basına sansür ve Aleviler, Kürtler vb” oluşuyordu. Asistanın konuşmasında AKP hükümetinin anti demokratik konularında hak arayan işçilerin coplanması, çevrecilerin biber gazlarıyla öldürülmesi, akp hükümetine muhalif aydınların, gazetecilerin, öğretim görevlilerinin, yazarların, parti başkanlarının tutuklanıp yıllardır esir tutulması konu bile edilmedi.
Türkiye’nin “Neoosmanlıcılık hevesleri ile emperyal bir güç olma isteği” olduğunu belirtirken, Türkiye ve Suriye’nin de içinde bulunduğu bölgede, başta ABD olmak üzere, emperyalistlerin emperyal istekleri için atılan tonlarca bombalamalar, milyonlarca insanın öldürülmesi, sakat bırakılmaları söz edilecek konular bile olmadı.

Hatta Türk dış politikasının “çok bağımsız bir çehre kazandığını” bile söyledi. Daha sonra, kendisine “Bu ne biçim bağımsız dış politikadır ki, başbakan olduğunu söyleyen kişi ‘Ben Büyük Ortadoğu Eşbaşkanlarından biriyim ve bu görevi yerine getiriyorum’ ve Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan şahsın ise, Dışişleri Bakanı olduğu sürede bir gazeteye vermiş olduğu söyleşide Amerikan Dışişleri Bakanı Powel ile ‘Gizli anlaşma imzaladığını’ belirtenlerin nasıl bağımsız dış politikası olur “ sorusunu duymazdan geldi.

Asistan Avrupalının beklediği konuşmayı yaptı, “Esad’a diktatör” dedi, “Arap baharı değil Arap devrimi” kavramlarını kullandı. Türkiye’de demokrasinin işleyişinden memnuniyetini dile getiren genç araştırma görevlisi, kendinse sorulan “Sizin demokrat bulduğunuz partinin iktidarda olduğu sürede, çevreci insanlar biber gazı ile öldürülüyorlar, işçiler coplanıyor, parasız eğitim isteyen öğrenciler yerlerde kıyasıya dövülüyor, yerlerde sürükleniyor, hamile genç hanımlar almış oldukları tekmelerle çocuklarını kaybediyorlar, bunu da siz demokrasiyle açıklıyorsunuz.” “Bu nasıl demokrasi oluyor” sorusuna sağır kesildi.

Asistanımız önce Türkiye’nin Suriye muhaliflerini desteklediğini söyledi. Daha sonra da kendisini yalanlarcasına “İstanbul’da toplanan Suriye muhalifleri Türkiye tarafından desteklenmektedir” ifadesini kullandı. Asistanımızın sözde Suriye muhalefetine ait düşüncesi, “onların kesinlikle silahsız olduklarıdır”. Hanım asistanın “Suriye muhalefetinin bir kısmının silahlanma taraftarıdır” sözlerine asker ve polislerin ölümüne sebep olan kurşunların nereden çıktı diye sormak gerekirdi. Ancak mikrofon onlardaydı, bırakmadılar ellerinden. Soru sorulmasına engel olmak için olacaktı ki, konferans yöneticisi ne sorduğunu kendinin bile anlamadığı sorularla zaman doldurdu.

“Türk kadınlarının Suriyeli kadınlarla neden ilişki kurmadılar” sorusu ise hoş gelmiş sefalar getirmişti. Bunun suçlusu “Kemalizm”dir denildi. Açıklama olarak da “Türk kadın hareketinde Kemalist geleneğin etkisinin yoğun olması ve o etki altında olan kadınların Arap kadınlarına sırtlarını döndükleri” belirtildi.

Kendisine verilen dersi iyi çalışmış olan genç asistan, Suriye’de Esad karşıtı “yüz binlerin sokakta” olduğunu belirttikten sonra “Eninde sonunda rejim değişikliği olacaktır” dedi. İşte Avusturyalı için bu önemlidir. Türkiye konusu bir süre ertelenebilir. Sıra oraya da gelecektir. O zaman Türkiye’de boylu boyunca masaya yatırılır. Avusturyalı gazeteci ertesi gün yazacağı haberin başlığını bulmuştur. Ertesi gün Avusturya’nın önemli gazetelerinden birinde konferans “Suriye’de rejim değişecektir” haber olmuştur.

Bu konferansın yapıldığı günün bir hafta sonrasında Avusturya’da Suriye Büyükelçiliği güya “gündüz binaya girip ve binada saklananlar” tarafından basılıp, masaların, sandalyelerin ve ne buldularsa kırıp dağıttıkları, haberi basına yansıdı. Büyükelçiliğe baskın yapanlardan 11 kişi gözaltına alınıp sorguları yapıldıktan sonra, ertesi gün serbest bırakıldılar. Serbest bırakılanlardan birisi ertesi gün soluğu Avusturya’nın en çok okunan gazetesinde almıştı. Suriyeli bile olmayan bu protestocu, eylemlerine devam edeceklerini gazete aracılığıyla duyurdu.

Önce sözlü tetikçi görevini yaptı. O tetikçi gazetede haber oldu, eylemci tetikçi büyükelçilik binasını basarak ortaya çıktı. Bir devletin büyükelçilik binasını basanlar daha sonra serbest bırakılarak, destek buldular. Birbirinden bağımsız gibi görünen tetikçiler Suriye’ye saldırıda birleştiler.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

5 × 1 =