Suudi Arabistan ve İsrail’in ‘örtülü ittifakı’

Neresinden bakarsanız bakın Suudi Arabistan ve İsrail, İran’ın bölgedeki etkinliğini kontrol etmek isteyen iki müttefik.

İki ülke arasında giderek gelişen ilişkiler son derece hassas. İttifakın arkasında nelerin yattığına dair ipuçlarıysa yok değil.

Geçen hafta İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un, İngiltere merkezli Suudi gazetesi Elaf’a verdiği röportajda İsrail’in İran’a karşı Suudi Arabistan’la istihbarat paylaşımına hazır olduğunu söylemesi, bunlardan biri.

Bundan günler sonra ise, Suudi veliaht prensi Muhammed bin Selman’ın yakın dostu olan ülkenin eski Adalet Bakanı Muhammed bin Abdül Karimissa, İsrail gazetesi Maariv’e konuştu.

Karimissa, “Hiçbir ülkede, İslam üzerinden kendini meşrulaştırmaya çalışan terör ve şiddet eylemleri kabul edilemez -buna İsrail de dahil” dedi. Bu sözler, Arap dünyasında İsrail’de gerçekleşen saldırılara eleştiri getiren nadir örneklerdendi.

Binyamin NetanyahuTelif hakkıAFP
Image captionİsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Araplarla ilişkilerinin değişim geçirdiğini söylüyor.

Geçtiğimiz günlerde İsrail ordusundan üst düzey bir yetkili Londra’da iki Suudi prensle görüşmesinde “Siz artık bizim düşmanımız değilsiniz” mesajını verdi.

Bu karşılıklı hamleler tesadüften ibaret değil. Taraflar dikkatli bir şekilde sürdürülen bu işbirliğiyle İran’ı uyarmak isterken, Suudi toplumunu da İsrail’le yakınlaşacak ilişkilere önceden hazırlıyor.

İran tehdidi

İsrail-Suudi Arabistan ilişkileri aynı zamanda bir “koşullara bağlı koalisyon”. 2003’te ABD’nin işgaliyle Saddam Hüseyin rejimi yıkıldıktan sonra, Sünni Arap güçlerin bölgedeki ağırlığı Şii İran devletinin eline geçmişti.

Şiiler, yeni Irak’taki iktidar ilişkilerinde kontrolünü artırmış, Tahran’la bağlar güçlenmişti. Iraklı Şii militanların Suriye’deki iç savaşta Beşar Esad hükümetine aktif destek vermesi, bu nedenle şaşırtıcı değil.

Rusya’yla beraber Esad’a verdiği destek, İran için oyunu kendi lehine çevirdi. Sünnilerin itirazına rağmen Tahran’dan Akdeniz’e koridor açması ihtimali güçlendi.

Bu, İran’ın Orta Doğu Arap coğrafyasının kalbine girmesini sağlayacaktı.

İran ve Suudi Arabistan arasındaki düşmanlık, bu nedenle hem stratejik hem de dini bir meseleydi.

Lübnan’daki Şii Hizbullah örgütü gibi İran’ın ortakları şu günlerde kazanan taraf konumunda. Bu açıdan da İsrail – Suudi ortaklığı daha bir anlam kazanıyor.

İki taraf da İran’ın bir nükleer güce dönüşmemesi gerektiğinde ısrar ediyor. Bir yandan da, Lübnan’daki askeri eğitim almış, silah donanımı yüksek Hizbullah güçlerinin bölgede istikrarsızlığa neden olacağından endişe ediyorlar.

Donald Trump faktörü

Öte yandan, tek mesele İran’ın yükselişi değil. Bundan daha fazlası var.

ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetime gelmesi ve Suriye’deki korkunç iç savaş ile Arap Baharı sonrası, Orta Doğu’daki gidişat bu etkenler arasında.

İlk bakışta ne Suudiler’in ne de İsrail’in Trump yönetiminden şikayetçi olmaları için neden var. Trump iki ülkeyi de ziyaret ederek ilişkilerin stratejik çerçevesini çizdi. İran’la nükleer anlaşmadan rahatsızlığı da bir sır değil. (BBC)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.