İSVEÇ’TEN… A.Güven Gürkan ve Mümtaz Sevinç

Gelin de bu denli rastlantıya şaşırmayın…

24 Ocak, Uğur Mumcu’nun  ölüm yıldönümü.

Aynı gün, Aydın Güven Gürkan toprağa veriliyor.

Türkçe’yi en güzel kullanan başarılı tiyatro sanatçısı Mümtaz Sevinç  bu günde öldürülüyor.

Dindar bir insan bu rastlantıya  “takdiri ilahi” der.

Falcı ya da medyum olsam, bir takım sayıların anlamlarından,burçlardan söz ederdim…

***

12 Eylül öncesi parlamentosunda, kapandığı  güne dek Parlamento muhabiri idim.

 Kenan Evren’in “seçkin” lerden oluşan   Danışma Meclisi’nde gazetecilik yaptım.

Turgut  Özal’ın çoğunluklu bir sayı ile iktidara geldiği 1983 sonrası Meclis’leri  de kısmen izledim.

 Aydın Güven Gürkan’ın son genel Başkanlığını yaptığı Halkçı Parti ve Erdal İnönü ile birlikte görev aldığı  Sosyal Demokrat Halkçı Parti’li  yıllarda İstanbul’daydım..

Parlamento’da  görev yapan biz gazetecilerin  bir gözlemi vardı:

Her gelen yeni Meclis,bir önceki Meclis’i aratmıştı..

1980 öncesi Meclis’e  dökülen kanları önleyemedikleri için kızıyorduk.Ancak, onların kkendi alanlarında,siyasette deneyim ve birikimleri vardı.

Çoğu, 15-20 yıldır Meclis’te görev yapıyordu..Siyasetin ve parlamentonun anlamını biliyorlardı.

Kenan Evren’in “elitleri” ise başarılı birer kolej  öğrencisini andırıyordu.
Her biri kendi alanında birer uzman bürokrattı.Ama, siyasetten habersizdiler. Doğru dürüst  ne oturmasını biliyorlardı,ne kalkmasını. Oylamalarda, orkestra şefinin değneğinin gösterdiği yönde el kaldır…El indir…”Kabul edenler!…Etmeyenler!..Kabul edilmiştir…”

Böyle bir Meclis yapısıyla karşılaştığımızda  da  12 Eylül öncesi Meclis’i mumla arar olduk…

Turgut Özal çoğunluklu TBMM’nin oluşumu, bugünkü AKP ve CHP’yi  andırıyordu. Genel Başkan’ın beğenisine göre  seçilmişlerdi.Hiçbir konuda doğru dürüst  uzmanlıkları bulunmayan üyeler, Turgut  Özal’ın “gözüne girme” yöntemiyle  seçilmiş  birer oy makinesi gibiydiler.

Biz gazetesi takımı, bir kuyumcu titizliğiyle her birini ayrı ayrı tartarak bu kez de “Yahu, Kenan Evren’in Danışma Meclisi bunlardan iyiymiş.Hiç olmazsa adamların her biri kendi alanında  uzmandı. Ağızlarından çıkanı kulakları duyuyordu.” demeye başladık..

İşte, Aydın Güven Gürkan, o yapıdaki  parlamento ile doku uyuşmazlığı içindeydi..

Sosyal demokrat kanadı içinde yer alıyordu.

Sosyal demokrasiyi, siyaset  adabını bilen saygın bir insandı.Siyasete yaklaşımları, dünyayı kavrayışı  diğerlerinden çok farklıydı.

Aydın Güven Gürkan, siyasette hep yalnız biradamdı.

Karmaşık labirentli siyaset onun için bir düş kırıklığı olmuştu.

Sosyal demokrat inançları doğrultusunda bir şeyler yapmak istiyor.Ancak, mevcut yapıyla bir yere varamıyordu.

Siyaset ondan uzaklaştı ve o kendini yalnızlığa  terk etti.O terk ediş son yolculuğuna dek sürdü. Giderken etrafında  büyük kalabalıklar vardı, ama o yoktu…

***

Mümtaz Sevinç,teyzemin oğlu sanatçı Mazlum Çimen’in yakın arkadaşıydı.
 
Teyzemin öldüğünde geldiği Üsküdar’daki evde, sabaha dek sohbet etmiştik.

İkimiz de eski Ankara’lıydık  ve anlatacak çok anımız vardı.

O gecede  Sivas Davası avukatlarından  AliYaşar ve  sanatçı Ferhat Tunç da vardı.

Sabaha karşı, yanında silahlı korumalarıyla birlikte Susurluk’taki kazada  Abdullah Çatlı ile birlikte ölen İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ da geldi.

Hem, Sivas’ta yakılan, Mazlum’un babası Nesimi Çimen, hem de teyzem için başsağlığına gelmişti.

O gece çok ilginç diyaloglar yaşandı.Bizler adeta sorgulayıcı,Hüseyin Kocadağ da sanıktı.Kendini savunurken, Alevi kökeninden dolayı Vali olmasının engellendiğini, Sivas katliamının faillerini mutlaka bulacaklarını söylüyordu.Ama, onun da bilmediği, gücünün yetmediği bazı şeyler olduğunu da itiraf ediyordu.

Mehmet Ağar ve Korkut Eken’le birlikte kurdukları özel tim,suçlu,suçsuz ayırımı yapmadan  Doğu’da ölüm makinesi  gibi çalışıyordu. “Teröristlerden arındırma “ gerekçesiyle köyler, ormanlar yakılıyordu.

Hüseyin Kocadağ, bunların PKK’nın provakasyonları olduğunu savunuyor, devletçiliğinden hiç ödün  vermiyordu.

Avukat Yaşar “Hüseyin’i fazla germeyin!” diyerek havayı yatıştırmaya çalışıyor, Mümtaz Sevinç,bir yandan içiyor,bir yandan da  Nazım Hikmet, Brecht , Pablo Neruda ve Aragon’dan  ezbere şiirler okuyordu.

Ayrılırken,Hüseyin Kocadağ’ın son sözlerini anımsıyorum:

“Polis olduğum için beni dışlamayın, ben de sizdenim.Nesimi amca için, Dilber Teyze için sizinle aynı acıları duyuyorum” diyordu.

Kocadağ’ın ölümünden sonra çok düşündüm:

Bir yanıyla bizim içimizdeydi, başka bir yanıyla derin devletin, cinayet çetelerinin tam ortasındaydı.. Ben de bunu anlayamıyordum…

Hüseyin Kocadag’ dan sonra, Mümtaz Sevinç de yanındaki bir grupla barda içmeye devam etmek  üzere ayrıldı..

Onlar gittikten sonra, Pos Bıyıklarıyla Maksim Gorki’yi andıran Akçadağ’lı yaşlı Gülali Amca, Mazluma döndü:

“ Ne Lo Mazlum, Muzlum, senin bu arkadaşların hep böyle içen, sıçan takımı mı?” dedi.

Mümtaz Sevinç’i TV dizilerinde izlerken, zaman zaman  o anılara  dalar giderdim.

Artık Mümtaz Sevinç de, o anıların arasına karıştı..

***

Uğur Mumcu’yu, Aydın Güven Gürkan’ı,Mümtaz Sevinç’i bir arada anmak, anımsamak ne ilginç değil mi?

Anılarımız hep onlarla birlikte olsun…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

two × one =