İSVEÇ’TEN… Bizim hüzünlü aşklarımız(3)

Kendimi romanlardan çıkıp gelmiş kahramanlara benzetiyorum, ama anlatacaklarım gerçek…

***

Köyde,Gülbahar’la aynı günlerde doğmuştuk.Büyüdüğümüzde birbirimizle evlenmemiz için daha kundaktayken beşiklerimizi kertmişlerdi..

Çocukluğumuzda, minyatür çiftler gibiydik.Dağda kuzu güderken başka oğlanların Gülbahar’a yaklaşması mümkün mü? Kuzularını benim kuzularıma katmak, hep yanımda olmak zorundaydı. Köyün içinde, bir grup kız arkadaşıyla evcilik oynarken çağırdığımda koşa koşa yanıma  gelir, ne söylesem, “Tamam!”, “Peki!”, “Olur!”gibi yanıtlar  verirdi. ”Gelinlik kız olacaksın, haydi bakalım eve!” dediğimde yanakları al al olur, etrafına bakınmadan doğruca evin yolunu tutardı. O zamanlar,daha sekiz- on yaşlarındaydık..

İlkokulu bitirdiğimiz yıllara dek rollerimizi benimsemiştik.Kuzularımızı birbirine kattıktan sonra, kendimiz küçücük çocuk olmamıza karşın,ilerde doğacak çocuklarımızla ilgili düşler kurardık.

Gülbahar, benden daha güzel düşler kurardı:

“Çocuklarımızı okutacaz  tamam mı? Babam beni ilk ilkokuldan ötesine göndermek istemiyor.Ama,bizim çocuklarımız  büyük mekteplerde okuyacak tamam mı?”

“Tamam, okutacağız!”derdim.

İlkokulu köyde bitirdikten, ortaokulun da iki sınıfını Kadir’lide Cemile ablamın yanında okuduktan sonra, büyük şehrin okullarına gitme zamanı gelmişti.


Sonraki yıllarda artık Ankara’da okuyacaktım. Birkaç aylık yaz tatilleri dışında bütün zamanım büyük şehirde geçecekti.

Yola çıkmadan bir gün önce, derede oğlakları sularken Gülbahar’la vedalaşmaya  gittim:

Ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüştü.Beni görünce hıçkırıklarını tutamadı.Hiç bir şey söylemeden yanında sustum, bekledim.Biraz sakinleştikten sonra:

“Gidiyorsun, he mi?” diye sordu

“He!”dedim.

“Büyük şehre gittiğinde sen beni unutursun!”

“Yok, unutmam..”

“Unutursun, unutursun,Dedemiz der ki: Şehir kasabından kemik yalayan it , bir daha köye dönmez”

“O nasıl söz, ben öyle yapmam?”

“Aha şuracığımda  bir ses bana diyor ki, bu herif gider, bir daha da geri gelmez”

“Ben gelirim!”

“Gelirsin ama, nasıl gelirsin…Cebinde şehir kızlarının resimleriyle gelirsin..”

Elimi “aha şuracığımda” dediği yere götürdüm, küt küt çarpıyordu.
“Yarın giderken seni bir daha göremem” dedim, sarıldım, öptüm.Hıçkırıklar içinde sarıldı, ıslak yanağını yüzüme sımsıkı yapıştırdı,bırakmak istemiyordu.

Ayrılırken:

“Günahım boynuna, unutma beni beni!”dedi

“Yok unutmam” dedim ya,yalancıydım, unutacaktım.Büyük şehrin kızlarını düşlemeye başlamıştım bile..

Büyük şehrin mekteplerinde Gülbahar’ı çok çabuk unuttum onu. Elleri,yüzleri bakımlı,parfüm kokulu sevgililerim oldu. Gece başımı yastığa koyduğumda artık Gülbahar’ı değil, şehir kızlarını düşlüyordum.

O ilk yaz tatilinde köye döndüğümde, acımasızca kesip attım:
“Benden sana hayır yok.Kendine başka birini bul!” dedim.Harmanda, su başlarında karşılaşmamak için artık konuşmamak için yolumu değiştiriyordum.  Bir gün,tenha bir yerde kıskıvrak yakaladı:
“Zalımın oğlu,benden niye kaçıyorsun?Dur, bir şeyler söyle? Evlenme yaşım geldi, çattı, beni evde mi bıraktıracaksın?”

Sorumsuz, duygusuz  ve acımasız  bir ses tonuyla:
“Benden sana hayır yok,git başka birini bul!” dedim.

Ağlamadı, yalvarmadı, sadece donuk bir sesle:

“Büyük şehir seni çok değiştirmiş” dedi.

Evet, çok değişmiştim, farkındaydım.

Onunla karşılaşmamak için artık yazları  köye de gitmiyordum.

Benden umut kesilince, sonraki yıllarda babasının, gönüllü olup olmadığına bakmadan onu komşu köyden birine verdiğini duydum. Rahatladığımı sanıyordum, ama boğazımda düğümlenen bir acı vardı..

***

Aradan, masallardaki gibi çok uzun yıllar geçti.İsveç’ten eşimle birlikte köye gittiğimizde Gülbahar’la yeniden karşılaştık..

Altı çocuk doğurmuş,yanakları buruşmuş, ağzındaki bütün dişleri dökülmüş, yaşlı bir kadın olmuştu.Çocukluğumdaki Gülbahar değildi o.Huyları da değişmiş, olur olmaz şakalar yapıyor, sözleriyle benden öç almaya çalışıyor gibi bir hali vardı..

Annem,birlikte götürmeleri için un, bulgur hazırlarken, acı ve hüzünle etrafına bakınıyor, sesini yükselterek şarkı söyler gibi konuşuyordu:

“ Anacığım geçim de zoraldı, altı çocuğu beslemek kolay mı?Yoksulluğun gözü kör olsun. Ben saraylara layıktım ama elden ne gelir..”

Sonra bana döndü, gerçek bir şarkı tutturdu:

“Kime de kin ettin giydin alları
Yakın iken ırak ettin yolları”

Haydaaa!

Annem, araya girdi:

“Deli Gule, ne delirdin gene!Yağmur yağdı, yarıklar kapandı. Eski defterleri karıştırma yine!.”

Eşime ondan söz etmiştim, biraz da bizi iğneleyerek hoşgörülü görünmeye çalıştı:

“ Ben biraz dışarı çıkayım, daha rahat konuşursunuz?”

“Deli Gule” lafın altında kalır mı:

“Konuşacak neyimiz kalmış anam. Zaten herifi almış, uçkuruna bağlamışsın, konuşacak ne kalmış?”

Kocası dışarıda odun kırıyordu.

Büyük kızı çabucak çay hazırladı, getirdi.

Saçlarını arkadan bağlamış, güleç  yüzlü, tatlı bir kızdı. Annesinin küçüklüğünü andırıyordu.

Kız çayı uzatırken Gule:

“Ver ver de içsin, beni alsaydı bu adam şimdi senin baban olacaktı.”

Kız annesine ters ters baktı.

Gule, sonra bana döndü:

“Büyük oğlunda yok ki, verirdim gelinin olurdu, gider hayatı kurtulurdu.Hısım olurduk.Buralarda yarın  oda benim gibi bir ayının eline düşecek.Sürün babam, sürün.”

Kız annesine sertçe:

“Aneeee!” dedi.

O arada adam kucağında odun demetiyle geldi.

Gule lafı değiştirdi:

“Gel benim evimin direği, gönlümün sultanı, gel!” dedi

Adam çok yorgun görünüyordu :

“Uğraşma benimle karı!”dedi.

Akşam oluyordu, karanlığa, soğuğa kalmadan gitmeleri gerekiyordu.

Annem kulağıma eğildi:

“Adamın cebine bir sigara parası koy.İş yok, güç yok.Adam hasta.Altı çocuk, Allah yardım etsin! Bir sigara parası koy cebine!””

“Ben utanırım, al, sen ver”dedim.

Unu,bulguru, yünü eşeğe yüklemiş, üzerine de bir çocuk oturtmuşlardı. Çocuğun kucağına verdikleri iki tavuk bağrışıp duruyordu.

Ayrılırken hanıma sarıldı:

“Bize de bekleriz gelinim, bakma gevezelik ettiğime, biz de yabancı  sayılmayız.”

Benim de elimi sıktı, yüzümü öpecek gibi yaptı, sonra vaz geçti.

Elleri sert, kuru,paramparçaydı. Gülbahar’ın yumuşacık, tombul ellerine benzemiyordu hiç..

Arkalarından bakarken, annem:

“Vay”dedi, “Adam çalışamıyor,kalp hastası. Ameliyat olacak, para yok!”

Laf olsun diye:

“E, ne olacak peki?”

“Ne olacağı  var mı, ölüp gidecek. Bir ameliyat parasıyla şehirde bir ev alınır.”

Köyün bütün köpeklerini birbirine katarak toz duman içinde gittiler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.