İSVEÇ’TEN… Bizim Hüzünlü Aşklarımız(4)

PAYLAŞ

Babam ve annemle vedalaşmaya gittiğimde babam yurt dışına çıkmam konusunda isteksizdi:

“Bana kalırsa gitme oğlum! Açın mezarı mı var? Acı zulum bir lokma ekmek bulur, yerdin. Ölüm var, yitim var.Uzak memleket, şurada düşüp ölsek cenazemize bile yetişemezsin..”

Annem ise gitmemi istiyordu:

“Git oğlum, git bu gavur memleketinden…Bir daha da dönme, gelme buralara.Ben öldükten sonra gelsen, gelmesen ne fark eder ki.Bir çukura atıp üstümüze iki kürek toprak atacak biri bulunur elbet.Bir gün, bir yerde koltuğuna çekecekler kurşunu, gideceksin körü körüne. Kimleri öldürmediler ki.Bunca zaman buralarda kaldın da neye yaradı.Ne bir yurdun, ne bir yuvan oldu…”

Asfalta çıktığımda hafiften yağmur çiseliyordu.Tarla kuşları oradan oraya uçuşup duruyorlardı.Kar,düştü düşecekti. Binboğa’nın soğuğu bıçak gibi kesiyordu.

Ankara otobüsü gecikerek gelmişti.Doğduğum yerlere, dağlara, sulara  artık veda ediyordum. Yüreğimdeki ateşi dindirmek için yüzümü otobüsün soğuk camına yaslamıştım.Ne bir yurdum, ne  yuvam vardı.Öylece gidiyordum…

Ankara’da,beni büyütüp okutan,bana annem,babam kadar emek vermiş ağabeyimle, yengemle, yeğenlerimle de vedalaşacaktım.Tuzluçayır’da, Söbeçimen’li Katip Ali’lere uğrayacaktım.

 12 Eylül’ün darma duman ettiği Seyranbağları’na ekmek düşmanı Kadim ile köftehor kardeşi Ethem’i yolumu gözlüyorlardı.Telefon etmiştim, yurt dışına çıkacağımı biliyorlardı.Anneleri Ankara’daki  ikinci annem olmuştu.

 “Anne, son kez bir çorba yap hele!”diyecektim.

 “Zaten mahallenin kökünü kuruttular, kimse kalmadı. Sen de gidersen Kadim’le Ethem yalnız ne yapacaklar?” diyecekti.

Yüzünü yana çevirerek tülbendiyle göz yaşını sildiğini saklamaya çalışacaktı.

Ağladığını görecektim, “Güçlü ol ana, sen devrimcilerin anasıydın, ölülerimizi kaldırırken bile ağlamazdın, ne oldu sana” diyecektim.

“Artık gücüm kalmadı oğul; hastayım, bir dahaki gelişinde  beni ya görürsün, ya görmezsin, şimdiden hakkını helal et!” diyecekti.

Gerçekten de, yıllar sonra döndüğümde,aradığımda  onu bir daha göremeyecektim…

***

Yüksel Caddesi’ne çıkmak,Mülkiyeliler Birliği’nde tanıdık biriyle oturmak,Ankara’yla ilgili son isteğimdi…

Birden durdum!

 O da durdu!

Evet oydu.

Caddenin ortasında sarmaş,dolaş olduk.

Yedi yıldır görüşmediğimizi ayak üstü birlikte hesapladık.

Evlenmiş, bir kızı olmuştu.

Ele geçirmeye çalıştığımız küçük bir partinin gençlik kolları yönetim kurulunda birlikte çalışmıştık.

Ayak üstü Keynes’i, Fridman’ı anlatırdı.

Sonra, Kapital’le karşılaştırır, onların kuramlarını çürütürdü.

Onu, devrimin maliye bakanı olarak düşlerdik.

Şimdi büyük bir bankada önemli bir göreve gelmişti.

Yüreği hala sıcacıktı.

“Şurada bildiğim şirin bir yer var,oturup bir şeyler  içelim” dedi.

Oradan buradan konuştuk.

Kocasını seviyormuş…

“Demek gidiyorsun, uzat elini, dostça şöyle son bir kez sıkayım” dedi.

Sonra ekledi:

“Biz nasıl sevgililerdik, bir gün olsun el ele bile tutuşamamıştık”

“Anımsıyor musun, bir defasında beni sinemaya götürmek istediğinde, arkadaşlar görür diye çekinmiş, gelmemiştim”dedi.

“O günlere ait ne varsa yüreklerimizde kaldı” dedi.


“Dergide çalıştığın günlerde seni bir çok kez telefonla aradım.” dedim.

“Her defasında, bugün gelmedi, yerinde yok, diyorlardı” dedim.

“Seninle görüştürmek istemiyorlardı.Son aradığımda, Başkan’ın eşi çıktı, senin onunla neden görüşmek istediğini çok iyi biliyorum,dedi. Bir daha da arayamadım” dedim.

“Yararı yok, unut artık bunları” dedi.

“Gözüne kestirdiğin biri  var mı?” dedi.

“ Oralarda yalnız yaşamanın çok zor olacağını tahmin ediyorum” dedi.

”Bul birini evlen;evlilik o kadar da  abartılacak bir şey değil” dedi.

***
Aradan on beş yıldan fazla bir zaman geçmişti.

Türkçe televizyon kanallarının birinde bir ekonomi programı izliyordum.

Ekranda bir kadın konuşuyordu.

Tanıdık birine benziyordu,ama çıkaramıyordum.

 Alt yazıyla adını vermeseler tanıyamayacaktım.

Kendi soyadını kullanıyordu.

Demek ki kocasından ayrılmıştı.

O çocuk yüzlü kız, tombul,saçları bembeyaz bir kadın olmuştu.

Finans piyasasını savunan hırslı ve ateşli bir konuşma yapıyordu.

Onu artık tanıyamıyordum.

Sıhhiye Köprüsü’nde afiş asarken silahlı saldırıya uğradığımız, kurşunlardan kaçarken bir apartmanın kömürlüğüne birlikte saklandığımız, apartman kapıcısının ikimizi de yakalatarak polise teslim ettiği kız bu muydu?..

CEVAP VER