İSVEÇ’TEN… Bizim Nevruz’umuz

Biz Newroz`u Nevruz olarak bilirdik. Dehaq’ı bilmezdik, Demirci Kawa’yı bilmezdik.Bugün neredeyse “ihaneti vataniye” sayılan Newroz’daki  “W” harfini de bilmezdik..

Yaşlılarımız bir demirciden söz ederlerdi. Ama ben bu demirciyi Ergenekon’daki  dagları eriterek yol açan demirci ile karıştırırdım.

Mart ayında karlar erimeye, havalar ısınmaya başladığında, Cemre önce havaya düşerdi. Sular artık buz tutmadığında “Cemre suya düştü” derdik.Cemre’nin  toprağa düşmesi ise  baharın muştucusuydu, Nevruz bayramdı.

Nevruz’un  gelmesi için Nenem gün sayardı. Radyodan ve babamın şehirden getirdiği Saatli Maarif takvimindeki manileri okumak için sabırsızlandığımdan takvim hesabını hiç  şaşırmazdım. Bazen  manileri de okumak için takvim yapraklarını kopararak birkaç gün ileriye bile gittiğimde ise babamı kızardı.

Mart ayı geldi mi nenemin telaşı da artardı:
“Bugün ayın kaçı?”
“Mart’ın biri nene!”
“Daha var..”
“Neye daha var nene?”
“Mart dokuzuna..”
Nenemin “aferin”iri almak için takvim 9 Mart’ı gösterdiğinde koşardım:
“Nene, bugün Mart’ın dokuzu..”
“Baba hesabına göre  mı, Hükümet hesabına göre mı?”

Nenemin takvim hesabına akıl erdiremezdim. Nenemin “baba hesabı” takvimi, resmi takvimin 13 gün gerisinden giderdi. Resmi takvimler 22 Mart’a yaklaşırken köylüyü bir telaş alırdı. Kazanlar kaynar, kışın doğru dürüst yıkanmayan çamaşırlar, yorgan, döşek yüzleri  kaynatılır. Kızlar, kömür ütülerini sandıklardan çıkarır, içini tutuşmuş kömürle doldurarak bayram giysilerini ütülerlerdi.

Ninem:
“Baba hesabına göre Mart dokuzundan  bir gün önce haber ver!”derdi.

Hiç şaşırmaz,söylediği günü kaçırmazdım. Kızdırıp bedduasını almaktan çok korkardım.
Kızdırdığım zaman:
“Sidiğin tutulur inşallah!” diye beddua ederdi.

Korkardım. Sidiğim tutulursa ne yapardım.Gider eline, ayağına sarılır, yalvarır, yakarır kendimi af ettirmeye çalışırdım.

Takvimler 21 Mart’ı gösterdiğinde yanına koşardım:
“Nene, yarın Mart dokuzu!..”
Söylediklerimi umursamaz, kendisi önceden hesaplamışçasına:
“Gelinler, kızlar yarın Mart dokuzu.Haydi ne oturuyorsunuz. Kalkın yemek hazırlayın, bulgur kaynatın!..”

Beni öyle kolay kolay atlatamazdı, tepesine dikilir, beklerdim:
“Nene, dedim ya, yarın Mart dokuzu!”
“Tamam anladık, git şuradan!!” diyerek beni başından  savmaya çalışırdı.
Mümkün mü?
“Nene, bişe yok mu?..”

Hiç boş torbaya kişnemezdim, Mart dokuzunu anımsattığım için karşılığında bir şeyler beklerdim. Yakasını benden kurtaramayacağını bildiği için,yerinden yavaşyavaş kalkar,o önde, ben arkada küçük kilerin yolunu tutardık.Kuşağına astığı iri anahtarıyla büyük yiyecek sandığını açar, üzümdü, cevizdi, incirdi, pestildi, duttu  ne bulursa varsa avuçlayıp cebime doldururdu. Azla yetinmezdim, “Nine biraz daha, biraz daha!”.

Ninemin sandığı yılın her ayında mis gibi elma kokardı… Nevruz Bayramı’ndan bir gün önce ihtiyarlara teştlerin, tahta teknelerin içinde banyo yaptırılır, kış boyunca kesilmemiş sakalları traş edilirdi.

Annem dizleri, kıçı ezilmiş pantolonumu eline geçirdiği kumaş parçalarıyla, renklerinin uyup uymadığına aldırmadan yamardı.Yamalı pantolonum üzerimde yeniymiş gibi dururdu.

Nevruz Sabahı ilk işimiz mezar ziyaretiydi. O gün, önce ölülerimize vefa borcumuzu yerine getirmek için  mezarlarını ziyaret eder, acısı taze olanlar için ağlaşırdık. Pişirilen kömbeler, helvalar mezar başında dağıtılır, dualar okunurdu.Köyümüzde Kuran’ı bilen yoktu.Yüksek sesle, ilahiye benzer doğaçlama şeyler okunurdu.Duaları, genellikle Cemal amcam, Yalak Pazarından satın aldığı taş baskı Muhammed Hanefi Cengi, Kan Kalesi Cengi gibi kitaplardan okurdu.

Mezar ziyaretini fazla uzatmaz,köye  döner dönmez  acımızı sevince dönüştürürdük. Çocuklar, gençler kapı kapı dolaşır, evlerden yağ,bulgur,un, çökelek ekmek toplar, kaynattığımız yumurtaları kömürle boyar, Akçal yönündeki suyun gözüne giderdik. Burada yaktığımız ateşle topladığımız malzemeleri pişirir, yerdik.Alevleri yükselen ateşin üzerinden atlayarak sinsin oynardık.Boyuma bakmadan sinsin oyununda ben de büyüklerle yarışırdım.Bacaklarım kısa olduğu için çoğu zaman alevlerden kendimi koruyamaz, kirpiğimin, kaşımın yanmasını önleyemezdim.

Tam da çiğdemlerin, sümbüllerin, nergislerin,nevruzların çıkma mevsimiydi.Karınlarımızı doyurduktan sonra, ağaç çomaklarımızla topraktan söktüğümüz nevruzlarla, çiğdemlerle burçlar örer, yavuklularımızın boynuna  takardık.İşi,gücüm İmir’in iti gibi dağları, taşları dolaşmak olduğundan, Çiğdemin, nevruzun  en iyisi hangi yamaçta yetişir, bilirdim. Onları herkesten önce toplar,götürür Gülbahar’ın boynuna asardım.Gülbahar, boynuna beşi bir yerde altın takmışım gibi sevinir, mutlanırdı.

Akşama Adil  Amca’nın konağında toplanır, Cem tutardık.Küskünler, dargınlar barıştırılır, komşusuna hoş davranmayanlar cezalandırılırdı.O aralar  köye bir Dede gelmemişse, Cem’i Adil amca deyişler söyleyerek yönetirdi.Cem, umrumda değildi, işim, gücümhep şeytanlıktaydı. Karnıma çok düşkündüm. Adil Amca’nın dizinin dibine oturur, helvanın, kömbenin dağıtılacağı anı sabırsızlıkla beklerdim.Lokmaları ne zaman dağıtacak diye ikide bir Adil Amca’nın gözüne bakardım..

Nevruz, yayla mevsiminin de başlangıcıydı.Köyün etrafı  ekili tarla  ve çayır olduğu için hayvanların yayılacağı alan çok azdı.Nevruz’un üzerinden bir kaç  hafta geçtiğinde bu kez de yayla telaşı başlardı.Yaylada yenecek un, bulgur ayrı çuvallara konur, kyunlar, kuzular yavaş yavaş  Binboğa’ ların yamaçlarına doğru sürülürdü. Kışın  duvarları yıkılmış eski püskü yayla evleri onarılır, su başlarına çadırlar kurulurdu.Kadınlar, çocuklar, gençler sürülerle birlikte yaylaya gittiklerinden, köyde genellikle yaşlılar ve hastalar kalırdı. Yayla  evleri geceleri Haziran,Temmuz aylarında bile soğuk olurdu.Yaylaların meydan yerinde çoban ateşleri  yakılır, gece geç saatlere dek ateşin başında ısınırdık.Kurtlar da ateşi gördüklerinde korkar, sürülere yaklaşmazlardı. Ben ise koyuna kuzuya gitmezdim. İşim, gücüm dağlarda aylak aylak dolaşmak, keklik  yuvası aramak ,kartal yuvalarına tırmanmaktı.

Haziran ve Temmuz aylarında gençler ot ve ekin biçmek için köye inerlerdi.Kadınlar, küçük çocuklarla birlikte yaylada yalnız kalırlardı.Her biri, gerektiğinde silah kullanmakta erkekler kadar ustaydı.

Ekinler, otlar biçildikten sonra  havalar da iyice soğur, artık yaylanın tadı kaçardı.Derilere basılmış yağlar, çökelekler; eşeklere, atlara yüklenir, yeniden köyün yolu tutulurdu. Değirmendi, samandı, odundu derken kar bastırırdı .

Soğuk kış gecelerini çakal iniltileri, kurt ulumaları arasında geçirir, yeni  Hızır’ların, Nevruz’ların gelmesini beklerdik..

***

Newroz Bayramınız Kutlu Olsun!..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.