İSVEÇ’TEN… Ekmeğimi kazanırken (I)

İSVEÇ’TEN… Ekmeğimi kazanırken (I)

0
PAYLAŞ

Annem, ”Sen de baban gibisin oğlum, kimşeyim hıyar dese bir avuç tuz alarak  karşı gidersin”derdi.

Bazı  günler insanın kendisiyle hesaplaşma zamanıdır.

Yılbaşından sonra oturup kendi geçmişimin bir muhaseebesini yaptım…

***

Hsamettin Çelebi Anadolu Ajansı Genel Müdürü olduktan sonra beni Adana’ya gönderirken, ”İlerde seni orada bölgemüdürü olarak düşünüyorum” dedi.

Ben ne yaptım? Gittikten sonra Belediye Başkanı Aytaç Durak’ın yolsuzluklarını bulup çıkarmaya çalıştım.

Aksi, lanetin tekiydim. Merhum Özer Öztep Aytuç Durak’ın basın Danışmanı’ydı.Ankara’da,İstanbul’dauzunyıllar gazetecilik yapmış Özer ağabey, beni kendine çok yakın buluyordu. Birkaç kez dostça uyardı,”Yapma,etme,keskin sirke küpüne zarar!” dedi.

Bir gün Aytaç Durak basın toplantısı düzenlemişti.Basın toplantısına katılan gazetecilere saat ve  pahalı kalemler dağıtılıyordu.Arkadaşlar ikişer, üçer tane alıyorlardı.Ben elimi sürmedim. Özer ağabey kendi elleriyle getirdi, vermek istedi.”Rüşvet sayılır,haberyazma özgürlüğümü etki altında bırakır” diyerek almadım.Adamcağız, hiçbir şey söylemeden başını sallayarak gitti.

Büroya döndüğümde Bölge Müdürümüz Bedii Mungan, basın toplantısında hediye dağıtıldığını biliyordu,alıcı kurt gibi bekliyordu:

”Hani bizim saatler, kalemler!“

Ukalaca diklenerek:

“Özer Bey’e telefonedin, size göndersin!“ dedim.

Ben, Adana’da muhabir kadrosunda görev yaparken,Hasan Celal Güzel, arkasında Turgut Özal’ın büyük desteğiyle Gaziantep’te ara seçimlere hazırlanıyordu.Hüsamettin Abi Annkara’dan telefon açtı,”Git Antep’te Hasan Celal Güzel’i sen izle.Bu adam ilerde Bakan olacak, gözüne girmeye çalış!” dedi.

Bende Anap’lıların gözüne girecek göz var mı?

Hasan Celal Güzel’e karşı bir muhalefet militanı gibi çalıştım.Karşı haberler yazdım.

Sonra, Hasan Celal Güzel,BasınYayın Genel Müdürlüğü’nden sorumluDevlet Bakanı olmuştu. Anadolu Ajansı ona bağlıydı.Ama, ben çoktan Anadolu Ajansı’ndan  istifa ederek ayrılmıştım. Hüsamettin Abi’yle tekrar karşılaştığımda, ”Aklına turp sıkayım, Hasan Celal’le ilişkilerini iyi tutsaydın, üç ay sonra  bölge müdürü olacaktın”dedi.

Kıskanıyorsam kör olayım, benimle birlikte gazataciliğe başlayann arkadaşlarım bugün önemli yerlerdeler.Benden sonra, yazı işlerine stajye rolarak başlayan, yazdıklarıhaberleri düzelttiğim arkadaşlarım gazete yöneticisi oldular. Çıraklık  günlerinde onlara arkadaşça, dostça davrandım, içtenlikle yarndımcı olmaya çalıştım.Yıllar sonra telefon ettiler, ”Ağabey, sen oralarda ne yapıyorsun. Şu anda iyi bir pozisyondayız, ge lhadi!” dediler.Yanımda stajyer olarak çalışanların yanında çalışmaktan gocunmadım. Üç kez pılımı, pırtımı topladım gittim.Sen buranın trafiğine alışık değilsin, diyerek altıma araba verdiler.

Olmadı, olmadı…

İmren Aykut, Adana’lı hemşehrimdi.1980 yılından sonra Danışma Meclisi’nde göreve başladığında Meclis’te önüne düştüm, burası kütüphanedir, burası kulistir, postane burası, yemekhane burası..Aramızda güvene dayalı  çok sağlam bir dostluk oluştu. İşsiz kaldığımda cebimeharçlık koydu,”Ben senin ablan sayılırım,işe girdiğinde ödersin” dedi.Sonraki yıllarda ANAP’tan Bakan olduğunda eski dostluğun hatırına aradım, kutladım.Telefonu bırakmadı.O da:

”Sen orada ne yapıyorsun, çevremde güveneceğim insan kalmadı. Herkes beni arkadan hançerliyor.Hadi atla gel,basın danışmanım ol!” dedi.

Atladım, gittim, altı ay zor dayanabildim…

***

Yaşamda ”Doğrucu Davut” olmanın hiç bir yararını görmedim.

Dalkavukluk yapmak da bizden geçti artık..

Şimdi, herkes beni İsveç’te  kelli, felli bir adam sanıyor.

Küçücük bir bakkal dükkanı. Arkada kıç kadar daracık bir bölmede bir bilgisayar…İkide bir klaviyenin başından kalkıp çocuklara, sakız, şeker satıyorum…Yerime oturduktan sonra kafamı toplayarak yeniden yazmaya çalışıyorum.

Eşim,beni ”Üzülme, Yaşar Kemal de bir zamanlar arzuhalcilik yapıyormuş” diyerek teselli etmeye çalışıyor.

İşte hayat bu!


***

(1) Yazının başlığını Maksim Gorki’nin “EKMEĞİMİ KAZANIRKEN”romanından aldım…Maksim Gorki(1868-1936), iş yaşamına bir kundura mağazasına çırak olarak başlar. Artık ekmeğini kendi kazanacaktır. Ama, çalışırken elleri kaynar çorba ile haşlanır ve işi bırakmak zorunda kalır.Elleri iyileşince, uzak akrabalarından bir mimarın yanına çırak olarak verilir. Gorki mimarın evinde düpedüz ev işleri , yani hizmetçilik yapar. Bu koşullarda çalışmaya ancak bir yıl dayanabilir. Oradan kaçarak Volga’da çalışan gemilerde aşçı yamaklığı ve bulaşıkçılık işinde çalışır. Gemiden ayrılınca, bir süre başıboş dolaşır. Yaşamını kuş avcılığıyla ı kazanmaya çalışır. Sonra yeniden mimarın yanına döner. Oradan da ayrılır, resim satan  bir mağazada tezgahtar yamaklığı yapar. Üçüncü kez olarak yine mimarın yanına girer ve inşaat işlerinde mimara yardımcı olur. Tüm bu ağır iş şartlarına bakmaksızın, olanak buldukça sürekli okur ve yazmaya çalışır ve  günün birinde Maksim Gorki olur..

BİR CEVAP BIRAK