İSVEÇ’TEN… Feryal

İSVEÇ’TEN… Feryal

0
PAYLAŞ

İsveç’in son bahar yağmurları erken başladı. Daha Ağustos’un başındayız oysa…

Merhum Ruhi Su, İsveç’te yaşasaydı, “Bilmem şu feleğin bende nesi var/ Yaz bahar ayında kar ister benden” diyerek yakınmaya gerek duymaz, her mevsimde, istediği zaman kar bulabilirdi.

Güneş erken batmaya başladı bile, geceleri de soğuk oluyor artık.

Şu yazdıklarıma bir bakıyorum:”Karamsar bir giriş” diyorum kendi kendime. Bir sorunum mu var? Ruhumdaki bu sıkıntının nedeni yazıyı yazmaya başladığım saatlerdeki sabah mahmurluğu mu? Orhan Veli’yi de “mahveden” bu havalar mı? Dünyada giderek yükselen terör dalgası mı? “Artık işe güce de bakmaz oldun, yaz, yaz ne olacak bunun sonu?” diyen eşim mi? Aslında, o sözün aslı, “Yaz, yaz, boktur sonu!” şeklindedir, kibarlığından öyle söylemiyor…

O anda küçük  Feryal giriyor içeri… Birden yüreğim ışıyor. O anda, ne yağmur, ne havalar….

Feryal, henüz 13 yaşında bir Arap kızı, geleli bir hafta oldu…Feryal’ın beş-altı  yıl önceki halini de bilirim. Yedi yıldır bu küçük mahalledeyim. Herkesi tanırım. Küçük şekerci dükkanım muhtarlık bürosu gibi. Karısıyla kavga eden, alkolü biraz fazla kaçıran derdini anlatmaya bana gelir.

Lüzumsuzluklara çok meraklıyım ya, kimin kimle kırıştırdığı, kimin yeni evlendiği, kimin boşandığı benden sorulur. Bir ay kadar önce, Adana’dayken marifetmiş gibi bu huyumu anlattığımda halamdan esaslı bir fırça yedim: “Bre oğlum, el alemin derdi, seni mi gerdi!” dedi.

Küçük Feryal,elimde büyüdü sayılır. Üç-dört yıl kadar önce avucunda paralarla şeker almaya geldiğinde, parasının neye yetip neye yetmeyeceğini iyi hesaplardı. Bazen, eksik kaldığında “ Üstünü sonra verebilir miyim?” derdi, ben de “Olur!” derdim. Borcunu hiç unutmazdı, başkalarının borcunu “veresiye” defterine yazardım, onunkini yazmazdım.

Feryal, iki yıl kadar önce, bir sabah ağlayarak geldi, “Irak’a taşınıyoruz” dedi. Örtülere bürünmüştü. “Bu ne hal?” diye sordum, “Babam öyle istedi, orada kadınlar böyle giyiniyormuş “ dedi.

Babası Mehdi, şii Mezhebinden  eski bir öğretmendi. ABD, Irak’ı işgal ettiğinde, “Saddam gitti, ülkeye demokrasi geldi” diyerek çoluk çocuğunu topladı, Irak’a döndü.

***

İki yıldır Feryal’den ve ailesinden haber alamıyordum. Irak’a gidip gelenlere sorduğumda,

“Onlar Necef’te oturuyor, orası bize çok uzak “ diyorlardı.

İyice unutmaya başlamıştım ki Feryal geçen hafta çıkıp geldi. İçeri girdiğinde, sevinçli bir sesle “Beni tanıdın mı?” dedi. Doğrusu, ilk anda tanıyamadım.
Aaaa! Feryal’di bu!. Başında örtü yoktu.Boyu biraz uzamış, saçlarını omuzlarından aşağıya doğru sarkıtmış, genç kız havalarına girmişti. döndü. Şaşırmıştım!…

***

İsveç’ geri dönmüşlerdi. Okuldan iki yıl uzak kalmıştı ama önemli değil arayı kapatırdı.

Sonra babası da ziyaretime geldi. Yanında küçük bir paket de Bağdat hurması getirmişti. Eskiden iyi arkadaştık. Sosyal olaylarla ilgilenmezdi. Gözleri yaşararak bana “Kerbela”yı, 12 İmam’ ı anlatırdı. Anlaşılan yine çok kafamı şişirecek…

“Mehdi” dedim, “Ne oldu böyle, neden geri döndün?”

“Sorma, çok kötü, barınamadık” dedi.

Saddam’ın diktatörlük günlerini dahi arar hale gelmişler… Onu konuşturup yormak istemiyordum, konuşacak daha çok zamanımız vardı.

Lafı değiştirdim:

“Feryal da büyümüş maşallah!”dedim

Mehdi cin gibi, söylemek istediğimi anladı hemen:

“Buraya gelince kendisi başını açmak istedi, ben de karışmak istemedim…” 

Derin bir iç geçirdi:

“Artık buralarda yaşayacağımıza göre…” diyerek tamamladı.

Sustum,susmak bazen yorum yapmaktan daha anlamlıydı….

***

O arada yağmur kesilmiş, güneş açmıştı.

Türkiye’nin mahalle esnafı gibi, Mehdi ile sandalyelerimizi çıkarıp kapının önüne attık. Ben, yoldan gelip geçen tanıdıklara laf yetiştirmeye çalıştım…Sokaktaki çöpleri toplamaya alıştırılan anaokulu çocuklarına kıyak olsun diye bedava şeker dağıttım.

Güneş iyice ısıttı, sanki yeniden yaz günlerine döndük…

Kasavetli İsveç havalarında ara sıra  böyle güneşin tadını aldığımız anlar da olur, o kadar da kasavetli değilim yani…

BİR CEVAP BIRAK

eighteen − 17 =