İSVEÇ’TEN… ‘Hain’i bol gazete…

Köylerde, yol boylarındaki çeşme başlarında, gelen- geçen yolcuları gölgesinde serinleten dikili birer ağaç  olurdu.Çocukluğumuzda, bu ağaçların gölgesinde dallarında bir süre oynadıktan sonra türlü şeytanlıklar düşünmeye başlardık.Örneğin, keskin bıçaklarımızla sivrilttiğimiz çöpleri ağaçların gölgesindeki otların içine dik bir şekilde gömer, üzerini yapraklarla örterdik.Yaz sıcağında  yoldan geçen yolcular, çeşmeden su içtikten sonra biraz dinlenmek için ağacın gölgesine oturduklarında sivrilttiğimiz çöpler kıçlarına batardı. Yolcuların, acılar içinde kıvranarak küfretmelerini uzaktan, çalıların arasından izleyerek  kıkır kıkır gülerdik…Bazen de gizlediğimiz sivri çöplerin yerlerini unuturduk.Birbirimizle boğuşurken sivrilttiğimiz çöpler kendi kıçımıza batardı…”Sivrilttiğimiz çöp, kıçımıza batıyor” sözü buradan gelir. Yoksa, çöp,durup dururken insanın kıçına batmaz…

***

İlhan Selçuk, Cumhuriyet’teki köşesinde diyor ki:” Hasan Cemal’i, YÖN Dergisi’nde gazeteciliğe başlatan ben.Cumhuriyet’e aldıran ben. Nadir Nadi’yi etkileyerek Genel Yayın Yönetmeni olmasını sağlayan ben…”

“Etme, bulma dünyası” diye buna derler.İnsanın, sadece yaptığı kötülükler değil;bazen yaptığı iyilikler de ayağına dolaşır…

İlhan Selçuk ve Cumhuriyet’in bu iyiliklerine karşı Hasan Cemal ne yapmış?

Gözükara bir istihbarat ajanının ataklığıyla yememiş, içmemiş, günü gününe notlar düşmüş. Böyle bir kitabı yazmaya daha o günlerde, insanın yüzüne sinsice bakarken karar vermiş.Anılarını yayımlamak için 13 yıl sabırla beklemiş.Tam laik Cumhuriyet’i al aşağı etmek için birileri tarafından eylemli bir kalkışmanın başlatıldığı koşullarda “vakit tamam” diyerek kılıcına sarılmış. Ermeni celladı dedesi Cemal Paşa gibi;Vahdettin Derviş’ ler gibi  koparılacak  kelle aramaya başlamış. Tuz hakkı demeden, ekmek hakkı demeden İlhan Selçuk başta olmak üzere, tüm Cumhuriyet çalışanlarına karşı kan içse doymayacak bir Frankeştayn haline gelmiş..


***

1968 yılıydı. Kadirli Ortaokulu’nun  son sınıfına gidiyordum.O yıl Hürriyet Gazetesi’nde, Doğu Anadolu’da, dağdaki eşkiyaların yaşamını konu alan bir yazı dizisi yayımlanıyordu. Hamido…Ömer Bezek…Tilki Selim…”Eşkya” diyorlardı, “Şaki” diyorlardı. Onların maceraları bana Tommiks’ten, Teksas’tan daha etkileyici geliyordu. Her gün Hürriyet Gazetesi satın almak için Yaşar Kemal’in uzaktan akrabası olduğunu sandığım  Ramazan Yaşar’ın kitapçı dükkanına gidiyordum. Bir gün, yine Hürriyet almaya gittiğimde, Ramazan Yaşar, bana  Hürriyet yerine Cumhuriye’i uzattı; “Al, bundan sonra bunu oku!”dedi.O günden sonra hep onu okudum.Hiç unutmam, aldığım o ilk gazetenin  birinci sayfasında, Fikret Otyam’ın,  Doğu’da yapılmış bir röportajının anonsu vardı. Siyahlar içinde, yüzü dövmeli bir Kürt kadının resminin altında “ VAY KURBAN!” yazıyordu.Ahmed Arif’in şiirleriyle sunulan o yazı dizisini sonuna dek izledim ve yaşamım değişti. O yıllarda, Suriye sınırında, “Eşkıya”,  “kaçakçı” denilen insanlar öldürülüyordu.Fikret Otyam’ın, sınırda,Jandarma komutanıyla aralarında geçen diyalogdan hala belleğimde duran şöyle bir cümlesi vardı:

” Ölümde ayrılıyoruz komutanım, siz görev diyorsunuz, ben zulüm!”

Gazetecilikte, yazarlıkta herkesin bir ustası vardır.
Benim de ilk ustam Fikret Otyam’dır. Bana gazeteciliği, röportajı,  Cumhuriyet’i sevdiren O’dur…1982 yılında , Burdur’da dört aylık kısa dönem askerliğimi bitirdikten sonra Gazipaşa’daki evinde Otyam’ı ziyarete gitmiştim. Cumhuriyet’ten  küskün ayrılarak Gazipaşa’ya yerleşmişti. Ayrıldığı gazetesi hakkında o anda neler  düşündüğünü sormuştum.Yönetimine küskün olmasına karşın,“Cumhuriyet, çamura düşse de Cumhuriyet’tir” demişti.

***

Cumhuriyet,68’li devrimci gençlik kuşağının bayrağıydı.İlhan Selçuk, Dev-Genç  mitinglerinin ateşli söylevcisiydi.Gazetenin, faşistlerin, gericilerin dilindeki adı ise “Pravda” idi. 12 Mart darbesi, devrimci gençlikle birlikte Cumhuriyet’i de vurdu.İlhan Selçuk başta olmak üzere birçok gazete yazarı Ziverbey Köşkü’nde işkenceden geçirildi.Gazete yönetimine el konularak sağcı bir yönetim iş başına getirildi. Devrimci gençliğin Cumhuriyeti gerici bir Cumhuriyet haline geldi. Ancak, okurları  o zaman da, -Hasan Cemal yönetiminde yaptıkları gibi- gazeteyi protesto ederek satın almadılar, okumadılar. Batma noktasına gelen Cumhuriyet yeniden ehil ellere teslim edilmek zorunda kalındı.

Cumhuriyet’in çilesi hiç bitmedi.Darbe rejimlerinin yaptıkları yetmiyormuş gibi çeşitli sol gruplardan da darbe yedi.12 Eylül’den önce, kimi  sol çevrelerle birlikte, benim de çalıştığım Aydınlık Gazetesi yönetimi, Cumhuriyet’i “Sovyet revizyonizmiyle uzlaşma içinde olmakla” suçluyordu. Ben ise akşam eve giderken  Cumhuriyet satın alarak okumayı sürdürüyordum. Faşistler,gericiler ise, 12 Mart öncesinde olduğu gibi, 12 Eylül öncesinde de  Cumhuriyeti  “Pravda” olarak görmeye devam ettiler.

12 Mart’ta Cumhuriyet’i dışardan çökertme çabası sonuç vermedi. 12 Eylül’den sonra, Turgut Özal’lı yıllarda, Cumhuriyet’ i bu kez içerden yıkma girişimi Hasan Cemal’in yönetiminde denendi. Yine tutmadı. Hasan Cemal’in, Cumhuriyet’e karşı nefreti, kini ve “kuyruk acısı” buradan kaynaklanıyor olsa gerek..

…Yılan ile köylü iyi anlaşan iki arkadaşmış. Köylü, her gün yılanı sütle besliyor, ona aileden biriymiş gibi davranıyormuş. Günün birinde, evin küçük çocuğu oynarken kuyruğuna basmış ve hayvanın canını acıtmış.Yılan da çocuğu sokarak öldürmüş. Bunu gören Baba elinde baltayla yılanı öldürmek için kovalamış, ama yakalayamamış, deliğe kaçarken son anda sadece kuyruğunu koparabilmiş… Aradan uzun yıllar geçmiş. Köylü,yılanla yeniden barışmak, dost olmak istemiş; “Gel seninle yeniden eski günlere dönelim,dost olalım” demiş.

Yılan, köylüye şu yanıtı vermiş:

“Sende yürek acısı, bende kuyruk acısı olduğu sürece biz bir artık dost olamayız…”

Hasan Cemal de,Cumhuriyet’e karşı  içindeki zehiri tam 13 yıl bekledikten sonra kustu.Demek ki o da  “kuyruk acısı”nı unutamamış…

Bugün Cumhuriyet’i arkadan hançerleyenlerin çoğunun Cumhuriyet kökenli olması düşündürücüdür.Babam, böylesi durumlarda  “ Koynumuzda yılan besliyormuşuz da haberimiz yokmuş.Ekmeğimizde hiç tuz yokmuş, kime iyilik yaptıysak, karşılığında kötülük gördük” derdi.

Kadersiz Cumhuriyet! Kaderi Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderiyle ne kadar da özdeş…

Cumhuriyet Gazetesi, dinci gericiliğe karşı laik mücadelenin yüz akıdır. Hasan Cemal ve kimilerinin içine sindiremedikleri belki de Cumhuriyet’in bu kararlı duruştur.Recep Tayyip Erdoğan’ın göreve gelir gelmez Cumhuriyet’e karşı tazminat davaları açması, basın danışmanları aracılığıyla tekzipler göndermesi boşuna değildir.Hasan Cemal’le Recep Tayyip aynı vagonun yolcularıdır.

***

Ben, Cumhuriyet’te yazma onuruna ilk kez 1981 yılında ulaştım.Kayseri, Sarız’da, bir kan davasını konu alan bir haftalık röportaj dizimin  yayımlandığı günlerde Cumhuriyet koridorlarını tanımaya başladım. Yaşar Kemal, beni Cumhuriyet’e sokmak için çok uğraştı. Birkaç kez beni Hasan Cemal’e , Okay Gönensin’e götürdü.O yıllarda Cumhuriyet’te “Hasan Vakası” vardı. Beni görecek halleri yoktu.Sonra askere gittim. Araya zaman girdi, olmadı.O yazı dizim sonradan kitap haline geldi.Aynı kitapta yayımlanan ve 1982 Anaayasası’nı eleştiren “Anamla Anayasa Tartışması” adlı röportajımla 1982 yılı Çağdaş Gezeteciler Derneği’nin Röportaj dalında Birincilik Ödülü’nü aldım. Cumhuriyet’te çalışamama duygusunu içimde hep bir eksiklik olarak taşırım. Böylesi daha mı iyi oldu? Eğer çalışsaydım, ayrıldıktan sonra ben de hain olur muydum, ne dersiniz? Bu saaten sonra, o şansı bir daha yakalama olanağım da yok, biliyorum… Bunları da yağcılık olsun diye yazmıyorum. Siz, buna, içinden çıktıktan sonra arkadan dolaşarak Cumhuriyet’i sırtından hançerleyenlere karşı, Cumhuriyet kültürüyle yetişmiş bir okur vefası deyin isterseniz…

 Cumhuriyet aşkıma bir ekleme daha yapayım: Cumhuriyet’in bütün fikirlerine ben de katılmıyorum.Paralı internet sürdürümcüsü olmama ve internetten  her gün düzenli okumama karşın, Cumhuriyet’i, Atatürk’çülükle ilgili  görüşlerini bir hayli kalıpçı buluyorum. Dahasını söylüyeyim: Cumhuriye’in bugün izlediği yayın çizgisinin oldukça askerci, milliyetçi ve Kürtlere karşı az hoşgörülü olduğunu düşünüyorum.Bunları söylemek, Cumhuriyeti bu açılardan  eleştirmek başka şeydir. Kin,nefret duyguları ve sinsi bir öç alma hesapçılığıyla hareket ederek hem geçmişe, hem geleceğe ihanet etmek  ise bambaşka bir şeydir…

Son olarak merak ettiğim bir şey var: Acaba, Hasan Cemal şimdilerde çalıştığı, ekmek yediği  Milliyet Gazetesi’nde de  sinsice not almaya devam ediyor mu? Diyelim ki, bir 13 yıl sonra, acaba  Aydın Doğan ve Milliyet Gazetesi’yle  ilgili  anılarını da aynı kıvraklıkta yazıya dökecek mi?…

Bugün hepimizin göz nurunda Cumhuriyet’in emeği vardır.

Cumhuriyet’e sahip çıkalım…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.