İSVEÇ’TEN… Kadın ağlar, erkek boşar

İSVEÇ’TEN… Kadın ağlar, erkek boşar

0
PAYLAŞ

Meslek kariyerine bakılırsa oldukça başarılı bir general.
Belli ki buralara kolay gelmemiş…
Sonra ne yapıyor?

Bir gün, asker şapkasıyla, özel yaşamını bir masanın üstüne koyuyor. İkisi arasında bir seçim yapıyor. Özel yaşamını askerliğinin önüne koyarak  asker şapkasından vazgeçiyor, boşanmayı seçiyor…

Asker üniformasıyla boşanma arasındaki bu garip ilişkiyi hala çözebilmiş değilim.

Küreselleşme çağında bütün değerler hızla kirletiliyor. Aile kavramı başta olmak üzere toplumları ayakta tutan ne varsa yozlaştırılıyor, çürütülüyor. Şair Özdemir Asaf, yıllar önce böylesi bir  geleceği; “Bütün renkler hızla kirleniyordu / Birinciliği beyaza verdiler” şeklinde ifade ediyordu…

Bu koşullarda dağılmalar, boşanmalar kaçınılmaz hale geliyor. Her birimiz gibi, Sayın generalimizin ailesinin de bu süreçten etkilenmesi doğaldı.

Doğal olmayan, “üniformamı kirletmem” diyerek olaya dramatik bir boyut kazandırarak içinden çıkılamaz hale getirmektir… 

Elbette ki, evliliklerde aslolan birlikteliğin sürdürülebilir kılınmasıdır.

Ancak, bu birliktelik taraflar  için bir azaba dönüştüğünde, boşanmak kaçınılmaz hale gelebilir. Eşler, evliliklerini saygı sınırlarını zorlamadan, birbirlerini hırpalamadan  çağdaş iki insan gibi anlaşarak sonlandırmışlarsa bunun üniformayla, üniformanın kirletilmesiyle ne ilgisi varlar?  Boşanma, neden aşağılayıcı bir durummuş gibi görülsün?

Anlaşılıyor ki, ortada patolojik bir durum var…

Eskiden de, askerlerin, şarkı, türkü söyleyen bayan sanatçılarla evlenmeleri askerlik etiğine  uygun bulunmazdı, bu kural hala geçerli mi, bilmiyorum. 

Sayın emekli generalimiz, bu tavrıyla, asker boşanmalarına yeni bir “içtihat”  getirdiğinin de farkında mı?

Eşlerinden ayrılmayı düşünen askerler, bundan sonra karar verirken  “üniforma kirletmeme” etkenini de göz önünde bulunduracaklar…

Burada benim kafama takılan başka bir soru da şu: Ya boşanma isteği kadından gelirse ne olacak?

Üniformasız olduğuna göre, bu “özverinin” kadın açısından karşılığı nedir? 

Üniforması olmayan siviller de boşanırken bir şeylerini feda etmek zorunda kalacaklar mı?

Savcılarımız, yargıçlarımız da boşanmak istediklerinde, cüppelerini “kirletmemek” için  onu çıkaracaklar mı?

Bu örnekteki figüranımız yine kadın… 
Kadın ağlıyor, erkek boşuyor…
Kadın, yine en güçlü silahı olan gözyaşı ile karşımıza çıkıyor. 
Kadın, yüce bir varlık olarak gördüğü erkeği için ağlıyor…
Direnip ayağa kalkmaya, neden, niçin diyerek sorgulamaya ne gücü, ne de hakkı var… Bütün bunlar, bizim toplumsal  aile fotoğrafımızı da ortaya çıkarıyor.

Hala, ataerkil ( erkek egemen) bir toplum olduğumuz bir kez daha kanıtlanmış oluyor.

Çağın en modern teknolojilerini kullanan askerlerin, bunu düşüncede yaşama geçirememeleri, aralarında hala böyle örneklerin çıkabilmesi düşündürücüdür…

Böylece, sadece sivillerin değil, askerlerin de Cumhuriyet devrimlerini yeterince içselleştiremedikleri anlaşılıyor…

Bu düşünce yapısına sahip olanlar, hiç olmazsa dünyaya biraz baksınlar… Hiç olmazsa, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozi’nin aşk serüvenine bir göz atsınlar… 

Hem de seçim döneminde eşinden ayrılarak yeni sevgilisine lüks villa döşeyen İsveç eski Başbakanı Göran Persson örneğine baksınlar…

Bu çağda, dünyada böyle şeyler artık ne ayıp sayılmıyor. Üzerinden çıkarmadan boşanınca insanın üniforması da kirlenmiyor…


***

Hoş, siyasetçi erkeklerin, kadınları daha çok türbana, çarşafa sokarak  köleleştirmeye çalıştıkları; kadınların, kurbanlık kuzu gibi, cellatlara boyunlarını  uzattıkları bir ülkede, ben de hariçten gazel okuyarak hangi akla hizmet ediyorsam…

ABDÜLKADİR PAKSOY’UN ŞİİRİ

AKP ve MHP’nin türban konusunda anlaştıkları bu günlerde Ankara’da yaşayan Sevgili şair dostum, öğrencilik yıllarımızdaki bekarevi arkadaşım  Abdülkadir PAKSOY’dan  günün “mana ve önemini” ifade eden güzel bir şiir geldi. Size de sunuyorum: 

RAHİBELER ANKARA KAPILARINDA

Tanrılar buyurdu Troya Ankara oldu
Bunu bilmeyen bilsin ve değiştirsin ezberini
Akhaların gelmesine gerek yoktu
Hektor’un ölümüyle başlamıştı kuraklık
Bu yüzden kuşatma denizden değil bozkırdan oldu

Yarım yüzyıllık bir kuşatmadan sonra
Törenle kaleden içeri alınan tahta atın karnında
Seçme askerler de yoktu
Ol tahta at Zeus’un buyruğuyla
Nur topu gibi rahibeler doğurdu

Bu tanrısal hikmetin ardından
Ankara kapılarında binlerce rahibe peydâ oldu
Böylesi görülmemişti o güne kadar
Karardı Galatya gökleri
Karıştı at izi it izine
Dost düşman seçilmez oldu


Bilinmiyor hangi işlikten çıkmış
Hangi tanrıdan kalıt yerleri süpüren giysileri
Minareden bozma süngüleri kubbeden bozma miğferleri
Birer koçbaşı kalkanlarında
Dövüyorlar Ankara kapılarını art arda

Rivayet muhtelif geldikleri yer konusunda
Kimi kuzeyden diyor, Sam Amca’ya dayanarak,
küresel birliklerle girdideler Anadolu’ya
Kimi savlıyor Samilerle kandaş olduklarını güneyden
son yıllarda sam yelinin daha sıcak esmesine bakarak
Ayrıca vebali günahı boyunlarına
Hades’ten kaçtıklarını söyleyenler de var
“Kamusal alan” ilan edildi bu yüzden Ankara


Nasıl anlatmalı bu garip kadınları bilmem ki
Bir bölümü girmiş kaleden içeri
Bir bölümü kalenin kapısında çığlık çığlığa
Yineleyip duruyorlar Zeus’un kızları olduklarını
İnanın diyorlar Ankaralılara Hektor öldü
Lanetliyorlar Paris’le Helena’yı
Boynuzlu Menelaos da arkalarında

İçlerinde öyleleri var ki
Hık demiş burnundan düşmüş Afrodit’in
Gizleyemiyor güzelliğini ne başlık ne örtü
Hareme almak için
Gidip yalvarası geliyor insanın Zeus’a

Zefiros esse diyorum
İpildese yürekler
Fırlatsa oklarını Eros
Atsalar üstlerinden örtülerini rahibeler
Yayılsalar kırlara
Orfe’nin ezgileri Pan’ın kavalı ile

Olmuyor, olmaz elbet
Yaraları sarılmadı ki Temmuz’un
Bırakmadı ki peşini Hades’in kapatması Persefon
Ölümlüler yeryüzünde Temmuz’a hasret
Tanrılar nektar derdinde

Anladım bir yinelemeden başka şey değilmiş tarih
Yeni bir şey yok ne yerde ne gökte
Metis vuruldu zincire bu kez Promete’nin yerine
Zeus’a emanet aklımız artık
Yine kahkahalar yükseliyor Olimpos’tan
Rahibeler Ankara kapılarında

                              A. Kadir Paksoy

 

BİR CEVAP BIRAK

one × 2 =