İSVEÇ’TEN… ‘Mart karı…’

Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt Paşa’yı, 28 Şubat sürecinden ve Genel Kurmay Başkanı olmasından önce, Tansu  Çiller’in “Kurşun atan da, kurşun yiyen de kahramandır!” dediği 1990’ların o civcivli günlerinde Diyarbakır karargahının başındaki komutan olarak da anımsıyoruz…

“Düşük yoğunluk savaş” konseptinin uygulandığı, Hizbullah’la JİTEM bölgede kol gezdiği, faili meçhul cinayetlerin işlendiği , insanların arkadan, takaroz marka silahlarla ensesinden vurulduğu, at izinin it izine bulaştığı karmakarışık günlerdi…

Emniyet ile askerler arasında bugün yaşanan gariplikler yoktu. Zamanın Emniyet Müdürü, (sonradan İçişleri Bakanı) Mehmet Ağar, Büyükanıt Paşa’la tam bir uyum içinde çalışıyordu.

Aralarındaki muhabbetin derinliği, Şemdinli Olayı’ndan sonra bir kez daha ortaya çıktı. Şemdinli Davası sanığı Başçavuş Ali Kaya için, “İyi çocuktur, Onu Diyarbakır’da görev yaptığım  günlerden tanırım” dediği için hedef haline gelen Büyükanıt’ı savunmak da yine o günlerde Mehmet Ağar’a düşmüştü…

Yaşar Büyükanıt Paşa, daha belirgin kimliğiyle, 26 Şubat sürecinin dirayetli bir generali olarak karşımıza çıktı. Genel Kurmay karargahında  yargı mensuplarına, sendikalara, sivil toplum kuruluşlarına, bürokratlara verilen “İrtica” brifinglerinin altında onun imzası vardı…

Necmettin Erbakan’ın “Fasafiso” dediği Susurluk Çetesi ortaya çıktığı günlerde, generallerimizin düzenlediği “ demokrasiye balans ayarı verme” amaçlı  “post modern” darbe hepimizi “cuşu huruşa” getirmişti. Meydanlarda, hançerelerimizi yırtarak, “Temiz toplum!” diye bağırıyorduk. Ben bile ta İsveç gibi yerden  ışık açıp, ışık kapatarak komşularımı tarifi mümkün olmayan hayretlere düşürmüştüm. Merhum, annem, böylesi durumlarda, “Oğlum, sen de baban gibisin… Kim,bilmem neyim hıyar dese, bir avuç tuz alır karşı gidersin!” derdi…

 O günlerde, açıp kapadığımız o ışıkların, meydanlarda tıngırdattığımız tencere ve tavaların gelecekte AKP’nin ampülüne, Fetullah Gülen’in ışık evlerine  hizmet edeceğini bilebilecek öngörüden yoksunduk…

Derken AKP iktidar oldu…

Sonra, 22 Temmuz 2007 seçimleri öncesinde “irtica!” diyerek bir daha yekindik.

Genel Kurmay sitesinde, AKP’yi en az 10 puan güçlendiren o bildiri yayımlandı.
 
O seçim de bize, daha güçlenmiş bir AKP’yi ve türbanı getirdi…

Sayın Büyükanıt’tan önceki Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök’ü hiç beğenmiyorduk.

Askerlerin arkasına saklanan laikler olarak umutlarımızı Büyükanıt Paşa’ya bağlamıştık…
Bence, Hilmi Özkök, hakkı yenmiş bir Genel Kurmay Başkanıdır. 4 Temmuz 2003’te, ABD’nin, askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde, “Bu TSK’nın haysiyet meselidir” dedi ama, özür diletmeye belki de gücü yetmedi.

O günlerde medyada yer alan, sonradan yayımlanan kitaplarda da yer alan savlara göre;
 “ Çuval olayının yaşandığı gün, Büyükanıt Paşa, Genel Kurmay karargahında nöbetçiydi.

Durumu hemen üstlerine bildirdi. Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Özkök’ü, ABD’li askerlere karşılık verilmemesi gerektiği konusunda uyardı. Bir karşı çıkışla AB’ye üyelik sürecinin kesintiye uğratılması halinde, bunun sorumluluğunun Türk silahlı kuvvetlerine yükleneceğini söyledi. O günlerde, Türk medyasında yoğun olarak, AKP’nin AB’den üyelik için tarih alacağı yazılıyordu. Büyükanıt Paşa, Erdoğan’ın talimatına uyarak, ABD askerlerine misafir gibi davranılması talimatını verdi…”

Sayın Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’a soruyorum:
Tırnak içinde verdiğim bu savlar doğru mudur?
Zaten bir gıdım canı olan  muhalefete karşı kükremek ve onu bir un çuvalı gibi dövmek çok kolay…

Temmuz ayında görev süresi dolacak olan Genel Kurmay Başkanı Sayın Büyükanıt, gözünü çöpten esirgemeyen tavrıyla giderayak bu “Çuval” olayını da bir açıklığa kavuştursa, derim…

Aselsan’da esrarengiz bir şekilde yok olan üç mühendisimizin ölüm nedeni nedir? Gerçekten,  intihar mı; yoksa, öne sürüldüğü gibi, işin içine ABD’nin de karıştığı, savaş uçaklarının komuta kontrolüyle ilgili bir durum mu var? En yetkili kişi olan Genel Kurmay Başkanından  bu konuda da bir açıklama bekliyoruz…

Bir maruzatımız daha olacak:

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in şehit olduğu uçak kazasının esrarı neydi? Eski genel kurmay başkanları bu konuyu hep geçiştirdiler. “Sözünü esirgemez” Büyükanıt Paşa’nın, bu konuda da söyleyeceği şeyler olmalı…

Son günlerde, “Kefen çıkaran” öfkeli Başbakanımız ile “ Üniforma çıkaran” Genel Kurmay başkanımızın söylemi büyük bir benzerlik sergiliyor, desem, bilmem “hakaret” veya “ayıp” sayılır mı?

Biz bu fotoğrafı, Sayın Büyükanıt’ın, Genel Kurmay Başkanı olmasından hemen sonra, Dolmabahçe Sarayı’nda, Başbakan Erdoğan’la yaptığı ve ne konuştukları bilinmeyen o “özel ve gizli” görüşmeden de anımsıyoruz…

Böylesi fotoğraflar hep başımızı ağrıtmıştır. Böyle bir fotoğraf da Deniz Baykal’ın albümünde var. Hani, Zülfü Livaneli’nin de tanıklığını yaptığı, İstanbul’daki bir yalıda  Recep Tayyip Erdoğan’la yapılan o gizli görüşme…Hani, Erdoğan’ın, Baykal’ı, halı pazarlığı yapar gibi, “Sen, beni Başbakan yap, ben de seni Cumhurbaşkanı yapayım” diyerek kandırdığı, böylece kendisine seçilme yolunu açan yasanın çıkarılmasını sağladığı o fotoğraf…
Eeee!.. Etme, bulma dünyası…

Adeta  kelle avcılığını yapılmasını isteyen, “söyle bakalım operasyonda kaç kelle topladın?” diyen böyle ilkel ve çağdışı bir muhalefete de yeryüzünde ilk kez tanık oluyoruz…

Bugüne dek, askerlerin arkasına gizlenerek siyaset yapmayı bir marifet sanan muhalefet, bunun ne demek olduğunu ancak güvendiği dağlara “mart karı” yağınca anlayabildi…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.