İSVEÇ’TEN – Nerede hareket, orada bereket

                          “Kör olasın demiyorum/ Kör olma da gör beni”
                                                         Hasan Hüseyin Korkmazgil



Aynaya kuşku ile yaklaştım,
karşımdaki yüzüme 
“Son günlerdeki hal ve hareketlerini hiç beğenmiyorum, sen de darbeci mi oldun yoksa?”diye sordum.
Aynadaki yüzüm masumdu.
Kendisiyle barışıktı.
O taraklarda bezi yoktu.
Darbeci değildi..
Ancak,
darbe karşıtı görünüp de, 
“araç” olarak kullanılan demokrasi vagonunun peşine  takılan,
Ilımlı İslâm’a hizmet eden
Soros aydını hiç değildi..

***

Çocukluk yıllarımda, köyümüzde Acarlar soyu ile aramızda kan davası  vardı..
12 Mart’ta, 12 Eylül’de,
köy yollarında  sıra sıra askeri cemseler  hiç eksik  olmazdı..
jandarmayı da,
jandarma dipçiğini de iyi bilirim..
105 yaşında  ölen  Şago nenem jandarmaya
“boz elbiseliler” derdi.
Boz elbiseliler, Kân’ın gediğinden göründüler mi,
o yaşlı kadın, 
kendisini bir çalı dibine atmaya zaman bulamamışsa,
olduğu yerde,  korkudan altını ıslatırdı.
Darbe yıllarında
tanıdığım insanları yitirdim.
İşkenceden ölen,
İdam edilen akrabalarım oldu.
28 Şubat’ta, Sincan’da fiyakayla tank yürütenler
Madımak Oteli’nde yakınlarımı yanmaktan kurtaramadılar.
Geçmişi bu denli yaralarla, berelerle dolu bu surat,
Eğer postal köselesi değilse,
darbeci olamazdı…

***

İşte bu yüzden ben, Türkiye’yi çağ dışı bir şeriat düzenine sürüklemek isteyenlere karşı halkın ayağa kalkmasını ifade eden
bu  Cumhuriyet mitinglerini önemsyiorum.
Alkışlıyorum…
Destekliyorum..

*** 

Mitinglere,
Irkçılar, darbeciler de sızmaya çalışıyormuş.
Halka açık bir toplantıya herkes sızabilir.
12 Eylül önesinde de,
on binlerin katıldığı mitinglere 
300- 500 kişilik güdük grubumuzla
sızmaya çalışır,
ateş olsak,
cürmümüz kadar  yer yakardık…
ertesi gün de,
meydanları feth etmiş havasıyla
kendimiz  yazıp kendimiz  okuduğumuz fraksiyon  dergilerimizde:
“ On binler, İki Süper devlet/ Yıkılacak elbet! sloganını haykırdı!” diye manşet atardık.
Sonunda iki süper devletten birini yıkmayı gerçekten başardık.
Meydanı boş bulan diğer süper güç,
bütün dünyaya tek ayak üstünde talim yaptırıyor şimdi.. 

*** 

Birileri bizi aptal yerine koyarak,
tek başına  Cumhurbaşkanı atamak istiyor;
ancak bu tavır  “antidemokratik” sayılmıyor.
Bir Meclis Başkanı,
“Dindar bir Cumhurbaşkanı seçeceğiz” diyor;
kimsenin aklına diğer cumhurbaşkanları, ( Erbakan’ın deyişiyle) “pataes dininden” miydi?”  diye sormak gelmiyor..
Varsa, yoksa “geceyarısı” senaryoları,
“darbeciler”..
Ne demiş asker:
“Laiklik tehlikede..”
Türkiye’de gerçek anlamda bir “laiklik” ne zaman oldu,
acaba, askerler, yaptıkları darbelerle
28 Şubat’larla gerçekten laikliğe mi hizmet ettiler,
diye sorgulayan yok..

***

27 Mayıs da  bir darbeydi..
Menderes ve arkadaşlarının idam edilmesi
bir insanlık ayıbıdır.
Deniz’lerin idam edilmesi,
16 yaşındaki Erdal Eren’in  yaşı büyütülerek ipe gönderilmesi
insanlık suçudur..
Ancak, darbeden darbeye de fark var.
27 Mayıs, 
ülkede demokrasinin  filizlenmesine de olumlu katkıda bulundu.
27 Mayıs, AP’yi  sürekli iktidar yaptı.
Ancak, “68’liler” gibi  pırıl pırıl devrimci bir kuşağın doğmasına da ortam sağladı.
Türkiye’nin gelmiş geçmiş en güzel Anayasası o yıllarda yapıldı.
Bugün demokrasi adına laf edenlerin çoğu  o kuşağın eseridir..

***

12 Mart çok can yaktı!
Devrimclier öldürüldü.
İdam edildi!..
Ancak,
Karaoğlan’lı günleri de o yıllarda yaşadık;
12 Mart’ın bize armağanı  da  “78’liler”  oldu.
Onlar son devrimcilerdi.
12 Eylül, devrimci üretmedi.
Gençliği, daha lise yıllarından itibaren
Zorunlu din derslerine, 
imam hatip okullarına yönlendirdi.
Türkiye’de camisiz köy bırakmama kararı aldılar,
Alevi köylerine zorla cami yaptılar.. 

***

27 Mayıs ve 12 Mart’tan ders çıkaran darbeciler, 12 Eylül’de, solun gelişmesine olanak tanıyan delikleri tıkadı.
12 Eylül, bu yüzden sol için yok edici, öldürücü  oldu…
12 Eylül generalleri, solu ezerken
“Türk- İslam sentezi” ni, ırkçılığı, dinciliği  hâkim kıldılar.
Şimdi ektiklerinin mahsülünü topluyorlar..

***

28 Şubat sürecinde insanlar, 
“Aydınlık için  bir dakika karanlık” diyerek
“temiz toplum” amacıyla harekete geçtiler.
Susurluk Çetesi’nin, general Veli Küçük’le, “Yeşil”kod adlı Mahmut Yıldırım ve JİTEM’le  bağlantılarının ortaya çıkarılmasını istediler.
Ev hanımları, tencereleri, tavalarıyla  meydanlara çıktılar.
Necmettin Erbakan devlet içinde çeteleşmeyle ilgili “ fasa-fiso” dedi.
Zamanın Adalet Bakanı  Şevket Kazan, eylemleri “Mum söndü oynuyorlar” şeklinde değerlendirdi..

***

Cumhuriyet mitinglerinde atılan ırkçı, militarist sloganları onaylamak mümkün değil..
Irkçılığa da radikal dinciliğe de hiç bir zaman yakınlık duymadım.
Ellerine fırsat geçtiğinde  Menemen’de kafa kesen, Maraş’ta hamile kadınların  karnını kılıçla oyan, Sivas’ta insanları  otel odalarında  yakan bu kafalara karşı hiçbir zaman hoşgörülü bakamadım.
Yeryüzünde yok olmaya yüz tutan bu ilkelliklerin bizde hâlâ sürüyor olması ne acı!
Ancak, onlar birer  rastlantı değil.
Devletin zamanında attığı zehirli tohumların ürünüdür onlar..

***

Irkçıların, darbe özlemcisi emekli askerlerin katılıyor olması Cumhuriyet mitinglerinin coşkusunu gölgelemez.
Halkın meydanlara çıkmasından  bu kadar korkmaya gerek yok..
Ömürlerini halkın mücadelesine adamış arkadaşlarımız,
böylesi bir günde de,
halkın yanında olmayacaklarsa,
“Gelin canlar bir olalım”
demeyeceklerse,
hangi gün için, 
ve ne için varlar?
Daha dün onlar değil miydi,
“Tarihi yaratan  biricik güç halktır!”,
“Nerede hareket, orada bereket “ diyenler.
Halkın haraketsizliğinden,
kuzuların sessizliğinden yakınanlar
onlar değil miydi?
Bu kalem efendileri,
uzanamadıkları üzüme “koruk” diyeceklerine,
fildişi kulelerinden çıkıp
engin denizlere açılsınlar,
düzene tepkilerini açıkça belli ettiren halkın  arasına karışsınlar.
Susturula/ susturula,
Sindirile/ sindirile
kör tavuğa  döndürülen bu halk
uyansın artık yüzyıllar süren uykusundan..

***

Nerede hareket,
orada bereket.
Gezen tilki, yatan aslandan daha iyidir.
Yeter ki insanlar demokratik tepkilerini dışa vursunlar.
Ayağa kalksınlar.
Yürüsünler!
Haykırsınlar!
Kızdıklarına tepkilerini belli ettirsinler.
Sular yatağını  aka aka bulur.
Baraj kapakları açıldığında,
Tandoğan’dan,
İzmir’den,
Çağlayan’dan akan selleri  hangi setleri devirir,
belli olmaz..
Bir de bakmışsınız  ki,
o demokrasi rüzgârları, 
sadece şeriatçıları, 
laiklik düşmanlarını,
Büyük Ortadoğu’cuları,
Soros’cuları değil,
önüne kattığı ırkçıları, darbecileri de delikten aşağı süpürmüş..  
Pireye kızarak yorgan yakmayın.
Halkın kendini ifade etme özgürlüğünün önüne set çekmeye kalkışmayın.
Bırakın insanlar 
bir şeylere tepki duysunlar.
O mitinglere öncülük etme çabasındaki çatlak seslere kızıp da,
milyonların demokratik tepkisini  gözardı edebilmek için,
İnsanın ya sağır,
Ya kör olması gerekir..
KÖR OLASIN DEMİYORUM
KÖR OLMA DA GÖR BENİ..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.