İSVEÇ’TEN… Palme suikastı 21. yılında(*)

İSVEÇ’TEN… Palme suikastı 21. yılında(*)

0
PAYLAŞ

O da bir barış güverciniydi..

Onu da 28 Şubat 1986’da, sokak ortasında vurdular..

Ürkek barış güvercinlerini dünyanın her yerinde vururlardı..

İsveç’in sosyal demokrat Başbakanı Olof Palme’nin katledilmesinin üzerinden tam 21 yıl  geçti..

Soruşturma dosyası 21 yıldır açık bekliyor.

Ve hâlâ bir “faili meçhul”

İp uçları yavaş yavaş karanlıklara gömülen suikastla ilgili, bugüne dek tam  170 varsayım ortaya atıldı.

Palme’nin öldürüldüğü gün doğan çocuklar büyüdü; evlendiler, onların da çocukları oldu.

Soruşturmayı yürüten görevlilerden bir bölümü emekli oldu, geriye kalanların çoğu da emekli olmak üzere. Bir süre sonra, soruşturma dosyası bir kuşaktan diğerine geçecek.

Soruşturmayla  ilgili  bazı bilgi kırıntıları da bu el değişimi sırasında yitip  gidecek. Olof Palme suikastının gizi, yavaş yavaş batan bir gemi gibi, suların derinliklerine gömülüp kaybolacak..

Olof  Palme, (1927-1986) İsveç’e sonradan yerleşmiş Finlandiya’lı göçmen bir ailenin çocuğuydu.

Çok başarılı geçen öğrencilik yıllarını İsveç’ten sonra Amerika’da tamamladı.

İnsanlar arasındaki derin uçurumu Amerika’da yaşadığı yıllarda fark etti.

İsveç’e döndükten sonra hukuk okudu.

1949 yılından itibaren gençlik hareketlerinin içinde yer aldı. İsveç Öğrenci Birlikleri Federasyonu’nun başkanlığını yaptı.

1953 yılında, İsveç sosyal demokrasi hareketinin kurucularından Tage Erlander’in özel danışmanı oldu. 1957 yılında Milletvekili seçildi, bakanlık görevlerinde bulundu. Erlander’in ölümünden sonra, İsveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin başına getirildiğinde henüz 42 yaşındaydı. 1969-76 ve 1982-86 yılları arasında 11 yıl süreyle başbakanlık yaptı.

Bülent Ecevit, 1970’ li yıllarda seçim meydanlarında uçurduğu barış güvercinlerini Olof Palme’den ödünç aldı. O yıllarda, “yakın arkadaşım” dediği Palme’yi birçok kez  Stockholm’de ziyaret etti. “Demokratik Sol”un “Ak Günler” bildirgesini hazırlarken önemli ölçüde “İskandinav Modeli”nden, Palme’nin görüş ve önerilerinden yararlandı.

Palme, soğuk savaş yıllarında, dünyanın iki süper devlet arasında paylaşılmak istendiğinden çokça söz ediyordu..

Güney Afrika’daki beyaz ırkçı rejime karşı çıkıyor, o yıllarda  hapiste bulunan Nelson Mandela’nın serbest bırakılmasını istiyordu.

Filistin halkının mücadelesinin yakın destekçisiydi.

İran-Irak Savaşı’nda, İsveç’in büyük silah tekellerinin gizlice hem Irak’a, hem İran’a silah satmalarına karşı çıkıyordu..

Willy Brandt başta olmak üzere, Avrupalı sosyal demokrat liderlerle işbirliği yaparak, “İki Süper Devlete karşı Avrupa’nın birliği”ni güçlendirmek  istiyordu.

29 Nisan 1974’de Willy Brandt’a yazdığı bir mektupta şöyle diyordu:

“İki süper güç, dünyada hakim olmaya çalışıyor. Siyasi ve askeri güç potansiyelini her gün daha fazla ellerinde topluyorlar.”

Mektubun sonunda, ABD’nin Vietnam’da ve Latin Amerika’daki tutumunu eleştirirken, Sovyetler Birliği’nden de  “Dogmatizm ve bürokrasiye saplanmış diğer güç “ şeklinde söz ediyordu.

Olof Palme, öldürüldüğü 28 Şubat 1986 akşamı, eşi Lisbet ile sinemaya gitti. Birlikte “Mozart Kardeşler” filmini izlediler. Yanlarında koruma görevlileri yoktu. O, zaten birçok yere korumasız gidiyordu. Hafta sonlarında, caddelerde bisikletiyle tek başına dolaşan, deniz kenarında halkla, balıkçılarla sohbet eden adamdı…

Gece film bittiğinde saat 11.00’e geliyordu. Sinemadan çıktıktan sonra, ışıltılı caddelerde vitrinlere bakarak ağır ağır ilerlediler. O sırada, silahlı bir adam onlara gizlice yaklaştı, Olof Palme’nin omzuna hafifçe bir el dokundu…

İşte  o andı!.

Hrant Dink gibi, Olof Palme’yi de arkadan vurdular!..

Hrant Dink’in katledilmesinden sonra görülen bilgi kirliliği, Olof Palme suikastında 21 yıldır yaşanıyor. Her iki suikastte de, sanki  gizli bir el, bilinçli bir şekilde soruşturma sürecini karartıyor…

Palme, neden öldürüldü? Kimler öldürtüldü?

Ortaya atılan 170 varsayımdan bazıları şöyle:

Zamanın polis Şefi Hans Holmer’e göre, Palme, PKK  tarafından öldürüldü. Holmer’in savına göre, Abdullah Öcalan, Bekaa Vadisi’nden İsveç’e gelmek istiyordu. Ancak, Palme, Kürtlere sempati duymasına karşın, terörist ilan ettiği bu örgütün liderinin İsveç’e gelmesine izin vermiyordu. Hans Holmer, “PKK, bu ve benzeri nedenlerle, ses getirici bir eylem yapmak amacıyla Palme’yi öldürtmüş olabilir” diyordu..

Abdullah Öcalan da, yakalandıktan sonra, savcılık ifadesinde ve Palme Cinayetini Araştırma Komisyonu’na verdiği bilgilerde şunları söylüyordu:

“O yıllarda, PKK provakatif biçimde çeşitli şiddet eylemlerine karıştırıldı. Palme olayında da bunun rolü vardı. O dönemde Avrupa sorumlusu Ali Çetiner’di. İsveç’te yakalandı. Çetiner’in İsveç ve Alman polisi ile çalıştığı kanısındayım. O tarihlerde PKK’nın yayın organlarında Olof Palme karşıtı yazıları yazan kişi Hüseyin Yıldırım’dır. Kendisi örgütün dış ilişkiler sorumlusuydu. Yazılarında  Palme’yi tehdit ediyor ve ‘başına gelecekleri görür’ şeklinde sözler kullanıyordu. Palme’yi PKK’ya bağlı Vejin Örgütü’nün öldürdüğü yolunda bilgiler aldım. Bu örgütü eski eşim Kesire ve Hüseyin Yıldırım kurdular. O örgüt, genellikle Avrupa’da faaliyet gösteriyordu…”

İkinci  büyük olasılık, Palme’nin, ABD karşıtlığı nedeniyle öldürülmüş olabileceğiydi.

21 Şubat 1968’de, İsveç’te, ABD karşıtı en büyük gösterilerden biri yapıldı. Olof Palme, bu gösteride, ABD’ye karşı yürüdü. Vietnam Savaşı’nın hemen durdurulmasını isteyen Palme, ABD yönetimini Ho Chi Minh hükümetini tanımaya çağırdı.

ABD, bu gösteriden birkaç hafta sonra İsveç’i ve Palme’yi protesto ederek Stockholm Büyükelçisini geri çekti.

Varsayımlar arasında, İsveç silah tekellerinin, Irkçı Güney Afrika rejiminin, silah kaçakçılarının, İsveç ırkçılarının adı da  geçiyordu.

Ancak, bu savlardan hiç biri bu güne dek kanıtlanamadı.

Suikast soruşturmasında tam umut kesilmek üzereyken ortaya  çıkan bir kişi Olof Palme’yi  kendisinin öldürdüğünü itiraf  etti, kendi el yazısıyla yazdığı itiraf mektubunu Expressen Gazetesi’nde yayımlattı.

Bu itirafçının adı Christer Pettersson’du. Adı, daha önce birçok suça bulaşmış, uyuşturucu bağımlısı, dengesi bozuk bir kişiydi.

Gözaltına alınan Pettersson,12 kişinin arasına konularak Lispet Palme’ye gösterildi. Lispet, suikastı gerçekleştiren kişinin Pettersson olduğunu teşhis etti.

Pettersson, ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Ancak, bir üst mahkeme, tıpkı  Türkiye’deki benzeri, Doğan Öz  cinayeti sanığı İbrahim Çiftçi davasında olduğu gibi, “eksik soruşturma” ve “delil yetersizliği” gibi gerekçelerle Pettersson’u  beraat ettirerek serbest bırakılmasını sağladı..

Christer Pettersson, hapisten çıktıktan sonra, 2004 yılında,  esrarengiz bir şekilde başından aldığı ağır yaralar sonucunda öldü.Olay, aydınlatılamadı, trafik kazası denilerek geçiştirildi…

Olof Palme suikastle ilgili bir gelişme de geçen yılın sonlarında kaydedildi.

Suikastında kullanıldığı sanılan tabanca, İsveç’in Dalarna bölgesinde bir gölde bulundu. Silahtan çıkan mermilerle Palme cinayetinde kullanılan mermilerin aynı olduğu saptandı. Smith&Wesson marka tabanca, teknik inceleme için polis  laboratuvarına gönderildi. Henüz  bir  sonuç alınamadı.

Geçen yıl, Olof Palme suikastıyla ilgili bir ayrıntı daha ortaya çıktı. Suikastın görgü tanığı ressam bir kadın tarafından, cinayetten bir gün sonra çizilerek polise teslim edilen robot resimler 20 yıl boyunca kamuoyundan gizlenmişti.

Aftonbladet Gazetesi’ne göre, adı gizli tutulan ressam kadın, suikast gecesi, aynı  sinemaya giderek “Mozart Kardeşler” filmini izledi. Filmden sonra, caddede Olof Palme ve eşinin yakınlarında yürürken suikaste tanık oldu. Usta bir karakalem ressamı olduğu bildirilen kadın, katile tıpatıp benzeyen bir resmi ertesi gün çizerek polise teslim etmesine karşın, resmin  o güne dek neden gizlendiği açıklığa kavuşmadı.

İsveç’in en büyük gazetelerinden Dagens Nyheter’in ortaya attığı başka bir sava göre ise, Palme’nin öldürüldüğü gün sırtında bulunan palto üzerinde  DNA testi yapılmamıştı.

Palme cinayetini araştıran grup şeflerinden Stig Edqvist’in kaynak  gösterildiği habere göre, bazı  görgü tanıkları, katilin, Palme’nin paltosuna eliyle  dokunduğunu gördüler. İfadelerinde de bunu belirtmelerine karşın, palto laboratuvara  götürülerek üzerinde DNA testi yapılmadı. Böylece, ilk günlerde suikastle ilgili gözaltına alınan  kişilerin parmak izleriyle palto üzerindeki parmak izleri  karşılaştırılamadı.

Bütün bu gelişmelerden sonra, Exspressen Gazetesi, suikastte “İsveç derin devleti’nin rolü” ile ilgili bazı  kuşkulara dikkat çekti…

***.

Olof Palme, “Sabahleyin erkenden kapınız çalındığında gelenler polis olmamalı, jandarma olmamalı; ya gazete satıcısı, ya da sütçü olmalı” diyordu.

Yer yüzündeki demokrasilerin zincirlerinden kurtarılması gerektiğini savunuyordu.

Ve onu da vurdular!

Olof Palme suikastı, bir “Faili meçhul” olarak 21. yılını doldurdu.

Hrant Dink suikastı da, bilinmezlikleriyle birlikte ilk ayını  geride  bıraktı.

Olof Palme’nin öldürüldüğü günlerde İsveç’te yaşayan Aşık Nesimi’nin, İsveç radyo ve televizyonlarından haykırdığı “Bir barış güvercinini vurdular!” şeklindeki çığlıkları hâlâ kulaklarımda!

Tıpkı, Rakel Dink’in çığlıkları gibi!…

Ben de, o çığlıklara bu günlerde dillerde dolaşan bir halk  türküsünü eklemek istiyorum:

“Ağrı Dağı’n eteğinde uçan bir güvercin olsam
 Türkü olsam dillerde diyar diyar dolaşsam…”

Olof Palme de, Hrant Dink de gerçek anlamda birer barış güverciniydiler;

Vuruldular, artık dillerde dolaşan birer türkü  oldular…

(*) Bu yazı, 4 Mart 2007 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin “Pazar Yazıları” sayfasında da yayımlandı..


alinergis@yahoo.se

 

BİR CEVAP BIRAK