İSVEÇ’TEN… Rosengård, yaralarını sarmaya çalışıyor.

1980′ li yılların sonlarına doğru Malmö’ye geldiğimde, Rosengård’da kırmızı güller sıralıydı. Mahalleye adını veren kırmızı gül, İsveç sosyal demokratlarının da simgesiydi. Tage Erlande’ler, Olof Palme’ler, sosyal demokrasinin temellerini atarken, dere dememiş, tepe dememiş, İsveç’in doğasına kırmızı gül ekmişlerdi. Yazları, havalar iyice ısınmaya başladığında, her yanı baş döndüren gül kokuları kaplar.

Sabah erkendi. Kar yağıyordu. Belediye araçları sokak aralarındaki karları temizliyor, yollara tuz serpiliyordu. İslam Kültür Merkezi’nin Belediyece kapatılmasından sonra çıkan olayların üzerinden iki ay geçmişti. Hele bir eski mahalleme doğru uzanayım, bakalım ne ola, ne bite, dedim… İş makineleri aralıksız çalışıyor, mahalle içlerindeki yangın kalıntıları, çöpler temizleniyor, yakılan araba lastikleri, çöp kulübelerinin yıkıntıları bir köşeye yığılmış, kamyonlarla başka yerlere taşınıyordu. Son yıllarda, özel ev şirketleriyle ilgili şikayetlerin artması üzerine, mahalledeki konutların yarıya yakını Belediyece satın alınmış, evlerin iç donanımı, parklar, bahçeler yeniden onarılıyor, Rosengård, yaralarını sararak eski güzel görüntüsüne dönmeye çalışıyor.

1990’larda, aynı dinden, aynı dili konuşan insanların Rosengård’da toplanmalarına izin verildiğinde, işin sonradan bir mahalle baskısına dönüşeceği hesaplanamamıştı. Mahallenin bugünkü yapısını oluşturan mahalle halkı, Baba Bush’un başlattığı ilk Irak savaşıyla birlikte gelmeye başlamıştı. Bir korunma içgüdüsüyle aynı mahallede, bir arada yaşamak istiyorlardı. Onların gelmesiyle birlikte İsveçliler mahalleyi hızla terk etti. Rosengård’daki evlerin büyük çoğunluğu boş kaldı. Özel ev firmaları, Rosengård’dan konut kiralayanlardan üç aylık ev kirası almıyor, üstelik televizyon ve bulaşık makinesi armağan ediyordu. Yerleşimi özendirmek için konutların bodrum katları İslami derneklere kiralandı, buralarda sayıları hızla artan camiler, mescitler açıldı. Devlet ve belediye, aynı dini ve kültürü paylaşan bu insanların yakınlaşmalarını olumlu karşılıyor, dahası destekliyordu. ”Farklı inançların gelişimine katkı” anlayışıyla cami ve mescit açılışlarında hazır bulunuyor, devlet fonlarından İslami derneklere, kültür merkezlerine yardım aktarılıyordu.

Rosengård’da, devlet yardımlarıyla güçlenen radikal eğilimli bazı dernekler, özgürlük ortamını kötüye kullanarak zamanla bir mahalle baskısına dönüştürdü. Hiç kimse, bu sürecin, ABD’nin, dünyanın çeşitli yerlerinde sahnelenmeye çalıştığı ”yeni İslam modeli”nin bir parçası haline geleceğini fark edemedi. Rosengård, giderek eski Rosengård olmaktan çıkıyor, sokaklarda, beyaz giysili, sarıklı, cübbeli ”din devriyeleri” dolaşıyor, mahalleye başları açık gelen Müslüman kadınlar hızla örtünerek eve kapanmaya zorlanıyordu. Rosengård, artık ”tek tip” insanların yaşadığı bir mahalleye dönüşüyordu. Halkın yüzde 85′ i işsizdi. Devletin verdiği üç kuruş sosyal yardımla geçinmeye çalışıyorlardı. 10- 15 yıldır gelmelerine karşın birçoğu İsveççe öğrenememişti. Arapça harfleri kullanıyordu ve eğitimsizdiler. Dili öğrenebilmeleri için önce Latin abc’sini çözmeleri gerekiyordu. Kadınlar, İsveç’te 4-5 çocuk yapmalarına karşın, alış veriş merkezlerinde ne istediklerini anlatamıyorlardı. Mahalledeki, boş evler hızla dolmuş, sonradan gelenler, beş- altı nüfusla, iki, üç gözlü odalarda, altlı, üstlü ranzalarda yaşamak zorunda kalmıştı. Yasalara göre, konutların yirmi yılda bir iç onarımdan geçirilmesi gerekirken, özel ev firmaları bu yükümlülükten kaçınıyor; insanlar, yaşamlarını kapısı, penceresi kırık, sıvaları dökülmüş, böceklerin kol gezdiği evlerde sürdürmek zorunda kalıyordu.

Mahallenin dingin ortamı zamanla bozularak huzursuzluğa dönüştü. Törenle açılan bodrum katı mescitleri, camileri giderek tarikat yuvalarına dönüştü.

Geceleri, caddelerdeki reklam panoları 15- 20 kişilik gençlik grupları tarafından parçalanıyor, arabalar yakılıyor, belediye otobüsleri taşlanıyor, sürücüleri dövülüyordu. İşsiz, eğitimsiz insanların içinde bir kin ve öfke vardı, Ancak bu kin ve öfke, kime, neye karşıydı, bilmiyorlardı. Devlet ve Belediye ise mahalle halkını toptan cezalandırma yoluna gidiyor, Rosengård’a otobüs seferlerini iptal ediyordu.

Yavaş yavaş homurdanmalar başlıyor, önlem almanın zamanı geliyordu.

İlk önlem olarak Rosengård Çarşısının üst katı büyük bir polis karakoluna dönüştürüldü. Mahalle, polis kameralarıyla gözetleniyor, polis araçları sabahlara dek devriye geziyordu. Sokakta yakalanan gençler, potansiyel suçlu gibi karakola götürülerek sorgulanıyordu.

Bu düşüncelerle ağır ağır yürürken mahallenin ortasında durdum. Üç belediye görevlisi, bir ağacın altında durmuş, aralarında tartışıyorlardı. Ağacın üç dalında üç kuş yuvası vardı. Görevliler, temizlenmiş, çim ekilmiş meydanda tek kalmış bu ağacı kesip kesmemeyi tartışıyor, sonunda ağacın yerinde kalmasına karar veriyorlar.
Rosengård’un bozulan görüntüsü yeniden kazanılmaya çalışılıyor. Belediye, satın aldığı evlerin iç donanımını elden geçiriyor. Oturma yerleri, bisiklet yolları onarılıyor, kar demeden, kış demeden mahalle aralarındaki boşluklara ağaçlandırılıyor, her yana çim ekiliyor.

Mahalle köklü bir onarımdan geçiriliyor. Güvenlik önlemleri arttırılacak. Bodrum katlarındaki camiler, mescitler daha sıkı denetlenecek. Mahalleyi yeniden eski düzenine kavuşturmak için insanların başka yerlere gönderilmesi düşünülmüyor. Sosyal demokrat Malmö belediyesinin mahalle sorumlusu, ”Aynı dili konuşan, aynı kültürü paylaşan insanların bir arada yaşamalarından daha doğal ne olabilir. Sorun, bir arada yaşamakta değil, bir arada yaşamayı becerememekte..” diyor…
alinergis@yahoo.se

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here