İSVEÇ’TEN… ‘Sol’ gösterip ‘sağ’ vurmak…

Kaç gündür evin içinde suratımı dökmüş bir halde dolaşıyorum.

Hanım, göz ucuyla  izliyor:

“Bir şeyin mi var?”

“Yok bir şey!”

Kızıyor:

“Tatil de yaramadı sana, ne yapacağız senin elinden bilemiyorum ki!”

Kendi kendime homurdanıp duruyorum:

“ Hıh, çok matah bir yerdeymişçesine  şimdi de CHP’yi merkez sağa çekecekmiş..Bir zamanlar da, Şeyh Edebali’nin sözlerini çerçeveleyip baş ucuna asmıştı. Bu Deniz Baykal’ı CHP Genel Başkanlığından alarak, Fatih Camiine imam yapmalı…”

Sabaha karşı karabasanlar içinde uyandım. Düşümde, derelerden, uçurumlardan yuvarlanıyordum.

Kalktım, bir bardak su içtim. Saate baktım, daha sabahın beşi..Uyuyamam artık… Ne var, ne yok diyerek bilgisayara girdim.

O da nesi, Sevgili Birsen, Doğu Perinçek’le röportaj yapmış; “MHP tabanını dışlayarak solculuk yapılmaz” demiş Perinçek

Hayırdır inşallah!

Günlerden Cuma mıydı, hayır Salı’ydı.

Şöyle diyor Sayın Perinçek:

“ (…)Şimdi ülkemiz çok büyük tehlikelerle karşı karşıya. Büyük tehditlere büyük kuvvetlerle karşı konulur. Bizimle beraber yürüyen o insanların kanlı tarihi 80 öncesinde kaldı. Bugünün 25 – 27 yaşındaki çocuğunun  bunlardan haberi yok. MHP yüzde 20 oy aldı. Ben ülkenin beşte birini oluşturan bu emekçi ve yoksulları dışlayamam. MHP’nin tabanı yoksul bir tabandır. Onları dışlayarak solculuk yapamam, yapılmaz zaten.”

Gözlerime inanamıyorum. Gidip eşimi uyandırıyorum:

“Bana bir tokat atar mısın, uyanık mıyım, düş mü görüyorum?” diyorum.

“Toplum mühendisi” değilim, ama çoktandır kafamda geliştirdiğim bir proje var, şimdi açıklamanın tam zamanı..

Alacağı olsun, bizim Birsen, bir gün olsun beni ciddiye alarak engin fikirlerimden yararlanmadı, neler düşündüğümü sormadı.

Ben de boynumu bükerek kendim açıklamak zorunda kaldım.

Bizim İsveç’liler, “Bu bir şakadır” deyinceye dek gerçeği şakadan ayıramıyorlar.

Türkiye’de de herkes şakayla gerçeği birbirine o kadar çok karıştırıyor ki, bazılarının yazdıklarımı gerçek sanarak inanmaması için  bunun “ironik” bir yazı olduğunu baştan belirtmek zorundayım.

Parlak düşüncem özetle şöyle:

Ülkemizin büyük tehditlerle karşı karşıya olduğunu ben de kabul ediyorum.

Madem ki “büyük tehditlere büyük kuvvetlere karşı konulabilir”. O halde MHP’nin yüzde 20’lik oyuyla neden ilgileniyorsunuz?

“Sol”, MHP’nin yerine neden İslam’a yönelmiyor?

 AKP’nin seçimlerde aldığı oy oranı yüzde 34 dolayındadır.İslam’a yönelerek ”Milliyetçi- mukaddesatçı bir çizgi izlediğinizde, dini referansları güçlü MHP’nin oylarının yüzde 5, 10’unu da kafadan almış olursunuz ki, ikinci bir Menderes olmanın yolu bile açılabilir.

Toplamı yüzde 50’ye yakın bir oy oranı eder ki, alın size birleşik, büyük cephe.

“Büyük tehditlere karşı” bundan “daha büyük güç” olur mu?

Zaten ülkedeki  Amerikan karşıtlarının oranı da yüzde 80’lere ulaşmıyor mu?

Bu karşıtların içinde de İslamcılar önemli bir çoğunluğu oluşturuyor.

Bizim İslamcılar da bir tuhaf!

Hem tamamlarına yakını Amerikan karşıtıdır. Hem de kamuoyu yoklamalarında halâ Amerika’nın “hınk deyip sarımsak dövücüsü” AKP’ye destek veriyorlar. Bugün iktidarda AKP değil de başka bir parti olsaydı, her gün cami önlerinde davul zurna çalarlardı.

Yapılacak iş, İslamcıların ruhlarının derinliklerinde yatan bu Amerikan karşıtı duyguları daha belirgin şekilde gün yüzüne çıkararak yaşama geçirmektir…

Öyle anlaşılıyor ki, Sayın Perinçek’in, MHP’nin ırkçı ideolojisiyle bir sorunu yok, onun derdi, davası Devlet Bahçeli ile. Bahçeli’yi kaldırıp partileri birleştirerek yerine Perinçek’i koysanız hiçbir problem kalmayacak.

Bu durumda, Sayın Perinçek ile  Süleyman Demirel arasında bir söylem farkı olup olmadığını doğrusu merak ediyorum..

Aslında Devlet Bahçeli yerine Recep Tayyip Erdoğan’la uğraşılsa,O, AKP’’nin başından demokratik yollardan uzaklaştırılabilse  bir anda bütün engin ufuklara sahip olunabilir…

Örneğin, İslamcı tabana şöyle seslenmek mümkün:

“Ey inananlar! Amerika’nın İrak’ta yaptıklarına bir bakın. 50 santimlik bir bez için ortalığı birbirine katıyorsunuz. Ama, Irak’ta öldürülen Müslüman sayısı 50 bini aştı, tüyünüz kımıldamıyor. Irak’ta, Müslüman kanının akıtılmasına devam ediliyor. Neredesiniz ey ahali? Oylarınızla iktidara getirdiğiniz AKP ,ABD’nin en yakın takipçisi oldu. Eğer, Orta Doğu’da daha fazla kardeş kanı akmasını istemiyorsanız, ABD’ye karşı tutarlı mücadele vermek istiyorsanız , başınızdaki bu işbirlikçileri demokratik yollardan iktidardan uzaklaştırın ve kaderinizi dünyaya en güzel geleceği vaat eden solun kaderiyle birleştirin!…”

Zaten İslam dini de insanca bir düzeni öngörmüyor mu?

Bu yüzden bazı  Müslüman  ülkeler ekonomilerini düzenlerken sosyalizmi referans almıyorlar mu? Kaddafi ‘nin uyguladığı model “yeşil sosyalizm” değil mi? Geçmişte  İslam ülkeleriyle en güçlü ekonomik bağlara sahip olan,Filistin davasını en samimi savunanlar  sosyalist ülkeler değil miydi ?

Bugün de İslam ülkeleriyle ilişkilerini en iyi şekilde sürdürenler eski sosyalist ülkeler değil mi?

Çin, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere her uluslararası platformda Müslüman ülkelerin yanında yer almıyor mu ?
 
İslam Peygamberi Hazreti Muhammed , “Komşusu açken tok olan bizden değildir” dememiş miydi?

“İşçinin hakkını, alın teri kurumadan ödeyin “ diyen de o değil miydi?

Üstelik, İslamı sola anlatmak MHP’yi anlatmaktan daha kolaydır.Sivas ve benzeri birkaç olay dışında,  İslamcıların ülkedeki yakın geçmişteki sicilleri   MHP kadar kanlı ve kirli  değildir.

İslamcıların, çetelere, çek, senet işlerine de pek bulaşmadılar..

Zaten bir kısım sol ile İslamcılar arasında uzun süreden beri devam eden bir dirsek teması da yok mu?

Her konuda, ortak bildirilere az mı imza attılar?

Abdurrahman Dilipak ile Toktamış Ateş hoca, İslam ile sol arasında “köprü kurmak“adına   el ele tutuşup az mı göbek atıp gerdan kıvırdılar..

İslamcı yazar  Ali Bulaç, bir süre önce Hürriyet’ten Ayşe Arman’la yaptığı röportajda, “İslamcılar, en çok Marksist ve sol klasikleri  okuyor.İslamcıların kütüphanelerine baktığınızda, şaşırtıcı bir şekilde çok sayıda  sol esere rastlarsınız.” diyor. Zaten o da kendini sağ’dan çok, İslam ile sol arasında  bir yerde görmüyor mu?

“Kırk yıllık Kani” Ahmet Hakan Coşkun kardeşimiz de  İslami kesimden hicret edip “romantik sol” a geçmedi mi?

Ha bir de Aleviler var.

Onları ne yapacaksınız?

O da kolay ..

Fetva yetkisiyle donattığınız kelli  felli birkaç Dede’yi. Alevilerin  temsilcisi olarak  Diyanet İşlerine atadığınızda, ağızlarına bir parmak bal sürerek Alevileri de susturmuş olursunuz..

Mahkemelerini beraatla sonuçlandırarak  Fetullah Gülen Hoca efendiyi bile “Batıl” Amerikancı yolundan döndürebilir, “Medeniyetlerin buluşması”ndan sonra, İzettin Doğan’la kol kola “Mezheplerin  buluşması”nda da yan yana getirebilirsiniz.

Geriye bir tek Kürtler kalıyor ki, onları  da Celal  Talabani’ye havale edersiniz…

Celal Talabani, hem Amerika’nın Cumhurbaşkanı seçtirdiği en mutemet adamı; hem de Sayın Perinçek’le, onu Türkiye Cumhurbaşkanlığına önerecek, Paris’te gizlice buluşacak   kadar yakın dost..

Sayın Perinçek ve çevresi, kendilerini eleştirenleri “Cengiz Çandar’ın yanına geçmekle” suçluyor. Benim bildiğim, bugüne dek Celal Talabani’nin Türkiye’deki en kadim dostu Cengiz Çandar’dı. Şimdi buna Sayın Perinçek de eklendi. Cengiz Çandar, daha geçenlerde gazetedeki köşesinde, Celal Talabani ile Irak’taki Cumhurbaşkanlığı Sarayında baş başa yaptığı özel görüşmeyi ve  yediği öğle yemeğini ballandıra  ballandıra anlatmadı mı?
 “Bana dostunu söyle, senin kim olduğunu söyleyeyim” demezler mi adama?

Ben, Celal Talabani’nin yerinde olsam, bu  iki sevgili dostumun arasındaki küslüğün daha fazla sürmesine izin vermez, aralarını buluveririm.

Birileri  bizi keriz yerine koyarak fena halde işletiyor, ama kim?

***

Seksen yıldır, “Allah yoktur”, “Din halkın afyonudur” dedikçe daha çok cami, daha çok İmam Hatip Okulu açıldı. O günden, bugüne, “Fetullah Gülen, Kur’an’ı İncilleştiriyor” diyerek, Kuran’ı savunma noktasına gelebilmek de  bir aşama olsa gerek…

Aynı şekilde, AKP’nin iktidardan uzaklaştırılması için “Tarihi yaratan biricik güç” olan “halk” ın yerine Amerika’ya ve kurulu düzenin kurumlarına umut ağlamak da kaderin bir cilvesi olmalı….

Ülkede mevcut 80 bin camide ezanlar susmayacağına göre, iktidar olmanın avantajıyla yüz bini aşkın imam kadrosunu kendi denetiminize alabilir, İmam Hatipleri yeni İslamcı/ sol anlayışınızın “arka bahçesi” haline getirebilirsiniz..

Bırakın mefkureciliği , “kızıl elma”cılığı, Avrasya projesini gerçekleşmesi için bundan  daha elverişli bir zemin olabilir mi?.

Bir de bakmışsınız ki, BOP veya  Ilımlı İslam yerine, Ilımlı Avrasya’yı gerçekleştirmişsiniz….


Yurt dışındaki işçilerimizin Alman bankalarında 200- 300 Milyar Euro dolayında parası var.

İslami holdinglerin çarçurundan sonra ürken bu para ülkeye gelmek istemiyor..

27 Mayıs’tan sonra, ekonomiyi rayına oturtmak için kadınlar bileziklerini, yüzüklerini bağışlamışlardı.

12 Eylül’den önce, Aydınlık Gazetesi de böyle çıkmıştı

Yastık altındaki paralarla Alman bankalarındaki dövizler harekete geçirilerek ülke ekonomisine bir yönlendirildi mi, o zaman İMF’ye bile gereksinmemiz olmaz.

Bütün Avrupa bize selam durur, AB’nin düdüğünü çalmamıza da gerek kalmaz..

Sanırım, o zaman bizim Birsen ile Çiğdem de gönüllü olarak al, yeşil  türbanlara bürünürler.

Çünkü, türban artık “irtica”nın değil, “sol”un bir simgesi haline gelmiş olur…

***

Nasıl buldunuz parlak fikirlerimi ?

Benim  “Büyük tehditlere büyük kuvvetlerle karşı koyma” projemin, Sayın Perinçek’in   önerisinden  geri kalır yanı var mı?

Geçmişi karanlık üç buçuk  MHP’li  ile, Bahçeli ile neden  boşuna zaman yitiriyorsunuz?

Attığınız taş, ürküttüğünüz kurbağaya değmeli.

Geniş kitlelere açılın, Recep Tayyip’e, Fetullah Gülen’e yüklenin

Alternatif bir “İslam solculuğu”na soyunun.

Haydi, “solcu”lar İslam’a!..

Devrimci  değerlerden koparak sol’u sulandırmaya bir başladınız mı, artık giremeyeceğiniz delik yoktur.Sadece resmi ideolojinin oyuncağı olmakla kalmaz, ulusal değerlere de en büyük zararı veren bir akım haline gelirsiniz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here