İSVEÇ’TEN… Yücel Aşkın davasından haberiniz var mı?

Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı İlhan Selçuk, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve İstanbul Üniversitesi  eski Rektörü KemalAlemdaroğlu, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerini anımsatan bir yöntemle gözaltına alındılar…
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da 28 Şubat sürecinde benzer yöntemlerle gözaltına alınmış, tutuklanmış, cezaevini boylamıştı…
Ben merak ediyorum, bir zamanların “zenci”  olan Başbakan Erdoğan, bu gözaltıları izlerken neler hissetti?
Eski günlerini anımsayarak tevekkülle, “Dünyanın binbir türlü hali var!” diyerek ürperdi mi acaba?
Yoksa, “zenci” Erdoğan, artık “beyaz” elit  mı oldu?
Ben, bu bağlamda size ” bu filmi görmüştük ” dedirtecek başka bir davadan söz etmek istiyorum:

Yücel Aşkın’ı anımsayanınız var mı?
Benzer yöntemlerle gözaltına alınan, yargısız infaz uygulanan, kaçmasın diye  yattığı hastane odasının penceresine bile demir parmaklık yapılan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın’la ilgili davanın sonucundan haberiniz var mı?
Sözün artık bittiği günümüz koşullarında, Kocaeli Gazetesi yazarı Bekir Yurdagül’ün dikkatimi çeken Yücel Aşkın davasıyla ilgili yazısını özetleyerek sunuyorum:
“..Şu günlerde bir önemli dava sonuçlandı Van’da.

Bu dava, Van 100. Yıl Üniversitesi’nin (YYÜ) bir önceki rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın ve arkadaşlarının “Örgüt kurarak haksız kazanç sağladıkları” iddiasıyla açılmıştı ve tam 2.5 yıl sonra 21 Ocak 2008’de sonuçlandı.
Davanın açıldığı ve YYÜ Rektörünün tutuklandığı dönemde, günlerce yargısız infaz yapan yazılı ve görsel medyamız ne yazık ki davanın sonuçlanmasını kamuoyuna duyurmadılar.

Fütursuzca çiğnenen bir haysiyet ve kaybedilen bir can sonrası tam 2.5 yıl sonra gelen bir adalet, onlar için bir haber değeri taşımıyordu!

Oysa neleri manşet yapmışlardı onlar;

Yücel Aşkın, tarihi eser kaçakçılığı nedeniyle gözaltına alınmış, evi 13 saat süren bir baskınla aranmıştı. Kendisi de yurt dışında bulunduğu sırada.

Yücel Aşkın ve arkadaşları, “Çıkar sağlamak için suç örgütü kurmuşlardı.”

Bunları manşetlere çıkaran medyamız, davanın sonucunu ne duydu, ne gördü ne de duyurdu.

Adeta dillerini yuttular.

Tabii tüm duyarlılıkları ile görevlerini yerine getirenlerde vardı.

Milliyet gazetesinden Hasan Pulur ve Doğan Akın. Belki benim göremediğim birkaç gazeteci daha.
İsterseniz, bu değerli yazarlarımızın kaleminden bu ilginç davanın serüvenini bir hatırlayalım;

• Nisan 2005’te Van Başsavcılığı’na gelen ve YYÜ alımlarında yolsuzluk yapıldığı iddiasını içeren imzasız bir ihbar mektubu, YÖK yargılama izni vermediği için ‘görevsizlik’ kararı verilerek rafa kaldırılıyor.

• Ancak aynı ihbar, Haziran 2005’te özel yetkili savcı olarak dosyaya bakan Ferhat Sarıkaya tarafından, yargılama izni gerektirmeyen “çıkar amaçlı suç örgütü kurulduğu” suçlamasıyla işleme konuluyor.

• Üniversitenin Genel Sekreter Yardımcısı Enver Arpalı 10 saat ifade verdikten sonra tutuklanıyor.

• Mali polis 14 Temmuz 2005’te, Yücel Aşkın ve arkadaşlarının çalışma odaları ve evleri arandı. Yurt dışında bulunan Yücel Aşkın’ın lojmanında bulunan tarihi eserlere el konuldu.


• YÖK 21 Temmuz 2005’te Van Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği yazıda, Aşkın’ın soruşturmasında kendilerinden izin alınması gerektiğini belirtti. Van savcılığı soruşturma yapmakta kararlılığını ortaya koyunca YÖK, Adalet Bakanlığı’na itirazda bulundu.

• YYÜ Rektörü Yücel Aşkın, ayakta sürdürülen ve 11 saati bulan sorgu sonrası 14 Ekim 2005’te tutuklanarak cezaevine gönderildi.

• Rektörler Komitesi, 19 Ekim 2005’te yayınladığı bildiride, Van YYÜ olayını değerlendirdikten sonra, “Rektör Yücel Aşkın’ın, çete kurarak suiistimal yaptığı değil, medreseleştirmek istenen üniversiteyi, cumhuriyetin laik, çağdaş çizgisinde tutmak istediği için bedel ödemek zorunda kaldığını” belirterek, “Yücel Aşkın’a sahip çıkmak, cumhuriyete sahip çıkmakla eş anlamlıdır” dedi.

• Suçlamaları onuruna yediremeyen Genel Sekreter Yardımcısı Enver Arpalı, “Ben bu lekeyle yaşayamam” diyerek 13 Kasım 2005’te cezaevinde canına kıydı. Aynı koğuşta kalan ve kalp spazmı geçiren rektör Yücel Aşkın yoğun bakıma kaldırılıp kalbine üç stent takıldı.

• Van 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde, 13 saatlik baskının ardından “tarihi eser kaçakçılığı” iddiasıyla açılan dava görüldü. 16 Aralık 2005’te yapılan ilk duruşmada, tekerlekli sandalyeyle mahkemeye getirilen Yücel Aşkın’ın beraatına karar verildi.

• Yücel Aşkın hakkında 3 bin yıla kadar hapis istemiyle açılan “çıkar amaçlı suç örgütü kurmak” ilgili dava, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 14 Aralık 2005’te başladı. İlk duruşmada reddedilen tahliye talebi, “Ne değişti?” sorularına neden olan 15 gün sonraki ikinci duruşmada, tutuklamadan tam 76 gün sonra kabul edildi.

• Prof. Yücel Aşkın, tahliye kararı verildiğinde kapısında asker ve polisin nöbet tutuğu, penceresinde demir parmaklık olan “mahkum koğuşu”nda tedavi görüyordu. Kaçmasın diye!

• Tahliyeden sonra YÖK tarafından Van’a gönderilen özel heyet, yolsuzluk iddialarının asılsız olduğunu tespit etti.

• Özel yetkili Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 2 yıl önce reddettiği ‘görevsizlik’ kararını Haziran 2007’de verdi, “suç örgütünün varlığından söz edilemeyeceğine” hükmetti ve dosyayı Van 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.

• Van 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Ocak 2008 tarihinde YÖK’ün tam 2,5 yıl önce söylediği noktaya gelerek görevsizlik kararı verdi ve dosyanın YÖK’e gönderilmesini kararlaştırdı.

Ne olacak şimdi?

Ne demişler, “Geç gelen adalet adalet değildir.”

Bir değerli bilim adamının şeref ve haysiyeti ne oldu?

Ya da “Ben bu lekeyle yaşayamam” diyerek canına kıyan Enver Arpalı.
Burası Türkiye, ‘burada olur böyle şeyler’ deyip geçiştirecek miyiz, bu hukuk skandalını?”
Uzun söze ne hacat…

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.