İsviçrelileştiremedik- lerimizden misiniz? O halde defolun

İsviçrelileştiremedik- lerimizden misiniz? O halde defolun

0
PAYLAŞ

“Ormanıma geri dönüyorum. Sizleri anlayamadım. Sözlerinizle davranışlarınız birbirinden o kadar uzak ki, medeniyetinize alışamadım. Belki saldığınız zehri, ormanlarımın kara büyüsü ile giderebilirim.”

Madakaskar’dan Avrupa’ya zorla getirilip eğitilen Urartu’nun 30 yaşında kaçarken bıraktığı mektuptan…

“Başka bir Avrupa mümkün” derken AB ile sınırlı bir yaklaşımımızın olmadığı malum. Bu yüzden örneğin, İsviçre’de gündeme gelen göçmenlerle ilgili yasa değişikliği için bu ay 24 Eylül’de yapılacak halk oylaması çok önemli. AB’nde olan bitene sırtını dönen Türkiye solunun bir kesimi, kimbilir belki AB üyesi olmadığı için İsviçre emekçilerinin durumuyla daha  yakından ilgilenebilir.

İsviçre çalışanlarının ancak %15’inin örgütlü olması önemli bir handikap ama sendikalar bir dizi etkinlik yaparak bu konuda kamuoyu duyarlılığını yükseltmeye çalışıyorlar. Ülkede yabancı oranı %21.8 civarında. İsviçre vatandaşlığına geçiş %2.4 ile diğer Avrupa ülkelerine göre düşük düzeyde ama buna rağmen yabancı düşmanlığı hızla orada da büyüyor. Diğer yandan, İsviçre’de gerçekleşen her üç evlilikten biri de bir göçmen ile bir İsviçre’li arasında gerçekleşiyor. Demekki yakınlaşmayı tercih edenler de az değil. Neyse ki dünya faşistlerden ibaret değil.

Bu İsviçre unutmayalım ki, “Irk farkı iltica nedeni olamaz” diyerek Nazilerden kaçan Yahudileri ülkelerine sokmama utancısını insanlığa yaşatmıştı. İşte bu ülkede1 milyon 760 bin yabancı şimdi bu halk oylamasının sonucunu bekliyor. 

Sendikalar “birarada çalışalım, birarada yaşayalım” sloganı ile gerçekleştirdikleri uzun yürüyüşlerde, bir bakıma “Birarada yaşamı savunalım” eylemimiz benzeri, toplumdaki ırkçı tektipleştirme eğilimine karşı, çok kimlikli, çok kültürlü ve çok inançlı bir dünyadan yana mücadele veriyorlar.

Siyasetten soğuyanları ısıtmak orada da çok kolay değil. Orada da siyaset değersizleşmiş durumda. Bizim cenahta göçmen hareketi ve alevi hareketi içinde faaliyet gösteren yurttaşlarımız, toplumsal dayanışmayı bir siyasi dayanışmaya dönüştürmüş değil. Belki de böylesi daha garantili ve sorunsuz gözüküyor. Bir avuç değerli yoldaşımız dışında herkes kendilerine tahsis edilen alanda vakit doldurmakta.

Peki, ya siyaset? Oranın siyasetinde de armut piş ağzıma düş yok. Oralarda da sol siyaset bir tür nostalji kültü oluşturmuş vaziyette. Emeğin serbest dolaşımından yana olan bizler, her yerde olduğu gibi İsviçre’de de emeğin sömürüsü ile duygu sömürüsünün atbaşı gitmesi karşısında, taktik adımlarımızda son derece özenli olmak durumundayız.

İsviçre’de de dünya sermayesinin emekçilere karşı geliştirdiği ortak programa karşı enternasyonalist bir karşı hat geliştirme ihtiyacı hızla  yükseliyor. Dünyanın küçük bir bölümü değil, hepsi aslında bize ait. Türkiye’de sol bir siyasi partinin mitingine dayanışma için pankartıyla katılan yabancı bir barışseverin yediği dayak çok düşündürücü değil miydi? Konuşarak derdini anlatmak yerine, hangi türden olursa olsun, reflekslerinin kurbanı olup saldırıya geçmek ne kadar yaygınlaştı bizde. Yoksa aynı sulardan benzer balıkların çıktığına mı inanacağız şimdi?  “Yanlış anlamışız” demek ne kadar kolay. O yanlış anlama, “yabancıysa, demekki bizden değildir” gibi neredeyse gavur karşıtlığına varan bir batı karşıtlığına da hemen bürünebiliyor.

Avrupalılar Urartu’ya 3 dil öğrettiler, o da yukarıdaki güzel mektubu yazdı. Herhalde kara ormanlarında fikrini örgütlemeyi sürdürüyordur. O  herşeyin karşıtını içinde barındırdığını zaten doğanın içindeyken de biliyordu.

Elimizi çabuk tutmamız gerekiyor. Yakında İsviçre AB konusunda da referanduma gidecek ve muhtemelen AB’ye girecek. Kapsama alanımızdan çıkmadan, biz de dayanışmamızı İsviçre’deki emekçilerle sürdürelim. Herkese başka bir dünya öneren devrimci siyasetimizle dünyayı büyülemeyi sürdürelim. Hayatın tılsımını geri getirelim.  

 

BİR CEVAP BIRAK