İSVİÇRE’DEN… Avrupa nasıl yorumladı

Yurtdışında, kendi ülkeniz ile ilgili haberleri, bulunduğunuz ülke medyasında okumak veya duymak insana ayrı bir heyecan veriyor. Türkiye başlığını görünce, içiniz kıpır kıpır oluyor habere hemen kulak kabartıyor yada göz atıyorsunuz. Haberin cinsi iyi olursa gururlanıyor, kötü olunca üzülüyor, yalan haberde de hemen telefona sarılıyorsunuz. Türkiye dışında en üst seviyede kabul gördüklerini iddia eden bazı siyasilerin aşağıda söylenenleride duymalarını, kamuoyunun doğru bilgilenmesini istiyorum.

Türkiye’deki son 1 ay içinde olan olaylar, ülkemizi hem Avrupa hem de Dünya kamuoyunun dikkatlerine taşıdı. Ne yazık ki bu haberler bizi burada fazlasıyla üzerken, işsiz Avrupa gazetecilerine de konu oldu. Ben İsviçre’de haftalarca iyi bir haber yakalasam diye beklerken, sanırım Türkiye gazetecileri günde 3 haber yazmak istese konu sıkıntısı çekmezler.

Kuş gribi başta olmak üzere, milli katil Ağca’nın hapisten çıkması, tekrar tutuklanması, hukuk skandalı, bayram trafiğinde 49 civarında ölüm, çığ altında kalan otobüs, yolda donup ölenler, soba zehirlenmesi, yağsa bir dert yağmasa iki dert olan kar, yağmur vs. Ben bu haberleri Avrupa medyasında okuyorum gördüğünüz gibi içinde tek bir içinizi ferahlatacak haber yok.

Görüntülerde bunlardan farklı değil. Köylerde çocukların kümes hayvanları ile oynaması, çıplak ellerle tavuk yakalama çabası,  yakalanan tavukların vahşi metodlarla yakılması, kurban dolayısıyla sokaklardaki nahoş manzaralar bütün bunların Avrupalı TV izleyicisi üzerinde ne gibi bir etki yapabileceğini bir düşünün. Dolayısı ile bu görüntülerin hayvan ürünlerinin ihracatından turizme kadar, AB üyeliğinden Türkiye’nin Uluslararası alanda imaj kaybına kadar uzanan olumsuz etkileri.

Tabii haklı olarak da Avrupalı bunları görüyor, duyuyor, yazıyor ve yorumluyor. O kadar çok yazı yazıldı, yorum yapıldı ki ben bunları burada tek tek yazmam bu köşelere sığmaz. Ama şu bir gerçek ki hepsinin tek noktada birleştiği konu; Türk insanının cahilliği, fakirliği, Türk hükümetinin, siyasilerinin ciddiyetsizliği. Olaylara gereken önemin verilmeyişi. Halkı bilimsel metotlar yerine hurafelere yönlendirmek, çözüm yerine olayı örtbas etme çabası ve şükür edebiyatı.

Zaten gazete başlıkları olayları yeterince anlatıyor. Bunlardan birkaçı;

Vogelgippe in der Türkei; Armut und ıgnoranz fordern Todesopfer (Türkiye’de kuş gribi; Fakirlik ve Cehalet ölüm getiriyor)

 JÜRGEN GOTTSCHLICH bu yazısında Kuş gribinin Türkiye’de görülmesi ve yayılmasının tesadüf olmadığını insanların tavuklarla birlikte yaşadığını görüyoruz diyor. Buna fakirlik cehalet birde hükümetin kayıtsızlığı eklenince ölümler kaçınılmaz diyor. Yazısını, bence virus öldürmüyor, cehalet ve fakirlik öldürüyor sözleriyle noktalıyor.

Dikkatimi çeken bir başka başlık da ” Wird schon nix passieren “  Bir şey olmaz

Aargauerzeitung yazarı sanki bu yazısıyla bizi bizden iyi tarif ediyor. Türklerin hayatları boyunca en sevdikleri, en çok kullandıkları deyim (bir şey olmaz) diyor ve ekliyor. Arabada emniyet kemeri bağlamazlar, motorsiklet sürücüsü kask takmaz, yabancı kadınlarla ilişkide prezervatif kullanmazlar. Tehlike arzediyor, yapmayın, dikkatli ol sorusunun yanıtı hep aynı. Boş ver bir şey olmaz. Kuş gribi başka ülkelerde tehlike olmaz, ölümler getirmez ama Türkiye için aynısını söyleyemem diyor.

Bu cehalet örneği halk arasında böylede Meclis de farklı mı? Bu yazıyı yazdığım sıralarda canlı yayında milli katil Ağca’nın tekrar tutuklanması ve karar yanlışlığı için Adalet Bakan’ı Cemil Çiçek’e yargıçlar hakkında bir soruşturma açacakmısınız diye soruluyor. Buyurun buradan yakın yanıt aynen şöyle; biz bu gibi hallerde her yargıç için soruşturma açarsak memlekette yargıç kalmaz diyor.

Bende diyorum ki, bütün Dünya basınının gözleri üstümüzde olduğu çok ciddi bir konuda böyle bir hata Türk adaletinin çöküşü değil mi? Böyle bir demeç görevini layıkı ile yapan binlerce hakim,savcı,avukat ve yargıçlara hakaret değil mi? Avrupa medyasının hukuk sistemimiz ile alay etmesi, sizi sorumlu bir Bakan olarak hiç mi ama hiç mi üzmeyecek?

Bende diyorum ki, Adalet mülkün temelidir katli değil. Bu bir evet hayır yarışması değildi, yüz metre yarışı hiç değildi, zamanlama hatası yapma olanağınız yoktu. Günlerce, aylarca zamanınız vardı. Nasıl oldu da böyle bir hata yapıldı? Suçsuz Enver Arpalı hapisde intihar ediyor, Rektör Aşkın düzmece suçlarla yatırılıyor, Şemdilli de kurşun saçan çavuş serbest kalıyor bu adaletsizlikler adaletli bakanlığınızı hiç mi ilgilendirmiyor?

Bende diyorum ki; kapısında nöbet tutup girebilmek için ne kılıklara girdiğiniz Avrupa Meclislerin’de onur var, duyarlılık, sormluluk var. Yıllar önce İsviçre Adalet Bakan’ı Elizabeth Kopp makamından kocası ile bir telefon görüşmesi yapıp bilgi sızdırdı lafları yayıldığında hiç beklemeden istifa etti. (Böyle bir sözün bizde haber değeri olmaz) İsviçre’de çalışan biri, yapmış olduğu işde sizin makamınız ve mahiyetinizdekilerin yaptığı hatanın onda birini yapsa kesinlikle görevine son verilir. Ben çok merak ediyorum siz ve kurumlarınızda hangi hallerde istifa ediliyor, bunun ölçüsü var mı, böyle bir kelime sizin sözlüğünüzde var mı?

Avrupalı, bu kriz Türkiye’nin iki farklı yüzünün olduğu gerçeğini ortaya koydu diyor. Bir taraftan AB’ye girmek ve bunun için kendini güçlü, modern, çağdaş, bilimsel göstermeye çalışan rol yapan yüzü. Diğer taraftan kağıttan kaplan misali, en basit problemlerin üstesinden gelemeyen sorumsuz yetersiz idare, cahil ve fakir halk gerçeği.

Kim ne derse desin bu olay ve görüntülerden sonra Dünya, Türkiye’de görülen kuş gribi virusunun adını cehalet ve fakirlik olarak koydu. Şimdi sıra sizde sevgili yönetenlerimiz, bu felaketlerden ders alarak, gerçeğin gözünün içine bakarak, onunla yüzleşerek, cehalet virusu tedavisinin hurafelerle değil, sadece ve sadece bilimle mümkün olduğunu halka anlatmak olmalıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.