İSVİÇRE’DEN… Üç beş kuruşa takıldım

İsviçre’de genç neslin azalması yöneticileri kara kara düşündürmeye başladı. Bugün ülkede olan çocuk sayısı 60 lı yılların yarısına inmiş. Hükümet çocuk diyor, halk ise hayır teşekkürler. Hani derler ya kasap et derdinde koyun can derdinde.

Sanki göçmen aileler de çocuk yapmasa ortada yaşlılardan başka kimseyi göremeyeceğiz. Büyük bir çoğunluk aile kurmadan bahsediyor, ama yine aynı kesim çocuk yapmaya yanaşmıyor. Ortada görünen çocukların çoğunluğuda boşanmış çiftlerin. İsviçreli’ler çocuk yapmak hesap kitap işi diyor. Bakamıyacağımız çocuğu yapmayız. Bu pahalılıkta tek maaşla zor geçiniyoruz. Çocuk oldumu eşlerden birinin evde kalması gerekiyor. Neticede hem çalışmak hem de aile sahibi olmak çok zor bir balans ayarı.

Halen erkeklerin yüzde 54’ü kadınların yüzde 58’i çocuk sahibi olmaya muktedir ama istemiyorlar. Özellikle bayanlar çocuk ve meslek arasında sıkışıp kaldıklarını söylüyorlar. Hem iş hayatında kariyer yapmak, hemde çocukla ilgilenmek zor bir konu.
Çocuk yuvaları çok pahalı, iki çocuklu bir ailenin yuva masrafı maaşın yarısını götürüyor.

Çocuksuz bir toplumun geleceği yok diyen politikacılar, halkı çocuk yapmaya davet ediyorlar. Para herşey değildir, parayla her hatayı kapatamazsınız. Üç beş kuruşa kafayı takmayın, lütfen çocuk yapın.

Ekonomi Bakanı Pascal Couchepin bu konuda görüşlerini şöyle dile getiriyor. Para çocuk yapmamak için sebep olamaz. Çocuklar bizim geleceğimiz. Benim çocuklarım 20’sini geçti, benim eşim de kısmen çalıştı ve çocuklara baktı. Akrabalarımız da çocuk bakımında yardımcı oldular. Ucuz çocuk yuvalarını uygulamaya geçiriyoruz, bayanlar için ek iş alternatfleri çoğaltıldı. Yani bakan bayanlara sesleniyor, ne olur inat etmeyin doğurun.

Gördüğünüz gibi zengin ülke bunca para ve sosyal güvenliğe rağmen çocuk yapmak istemiyor. İnce eliyor sık dokuyor. Benim çocuğum olursa ben bakmalıyım, onun geleceğini en iyi şekilde garantiye almalıyım diyor. İşi, ne şansa nede Allah’ın rızkına bırakıyor. Çocuk yaparım ama bütün şartların olgun olması gerekir diyor. Öyle dostlar alışverişte görsün misali, Ali’nin beş çocuğu olmuş benim neden altı olmasın. Yapıp yapıp sonra sokağa salmıyorlar, yani çocuğu herkes kendisi için yapıyor komşuya yada topluma problem olsun diye değil.

Üç beş kuruşun hesabı sadece Avrupa yakasında değil, Anadolu yakasında da yapılıyor.Yazıyı okuyunca yüreğim parçalandı değinmeden geçemiyeceğim. 2.3.06 tarihli Hürriyet gazetesinde bayan Unakıtan şöyle dert yanıyor.

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın eşi Ahsen Unakıtan, ticari faaliyetleri nedeniyle gündeme gelen çocuklarını “Çok başarılı, çok düzgün çocuklar. Ekmeklerini taştan çıkarıyorlar. Üç-beş kuruş kazandılar diye hemen hedef haline getirildiler” diye savundu

Anaerkil aile yapısından ataerkil aile yapısına geçeli yüzyıllar oldu. Ataerkil aile yapısının da en iyi uygulandığı ülkelerden biriyiz. Baba ne derse o olur. Aile üyelerinin düşünmesine gerek yok Baba hepsi için düşünür. Anne evlendikten sonra koca gibi düşünmeye, çocuklarda zaten Baba gibi düşünmeye ve yetişmeye başlar.

Ben önce Ahsen hanımın demecini okuyunca Bay Unakıtan konuşuyor zannettim. Meğer Ahsen hanım dersine çok iyi hazırlanmış. İyide deve’yi hamutuyla yutanların kazancı ne zamandır 3-5 kuruş olarak nitelenir oldu. Babalar gibi satanlar, babalar gibi de yediklerini veya kazandıklarını, 27 yaşındaki çocuğun 20 milyon dolarlık yatırımın sahibi olduğunu söyleselerdi. Ardından da vergi ödeme listelerinde adını göremediğimiz çocuğun ödediği vergiyi açıklayarak vergilerden sorumlu baba’nın koltuğunu kabartsalardı.

Hadi anladık bu dünyayı düşünmüyorsunuz,  ama bunların hesabının verileceği bir yerin olduğunu sizler dilinizden düşürmüyorsunuz. Yoksa sizde mi o taraftan şüphelenmeye başladınız?

Unakıtan ailesi adına çok üzgünüm, yerlerinde olmak hiç istemezdim, ben normal miktarda yemek yiyerek doyabiliyor doyduğumuda hissediyorum. Başımı yastığa koyduğumda çok rahat uyuyorum.

Geçen yazımda kısada olsa Mantık-Felsefe’den bahsetmiş, 12 Mart ve Eylül’lerin gazabına uğrayan, okullarımız, hukuk ve eğitim sistemimiz düşünme ve sorgulamadan yoksun bir gençlik yetişdirdiklerine değinmiştim. Sanki beni haklı çıkarırlarcasına 12 Eylül cuntasının vicdansız paşası Evren ile Muğla Üniversitesi öğrencileri TV programında buluştular. Yaptıklarını az bulan paşa vicdanım hiç sızlamadı aynı koşullarda olsak yine yapardım derken, onu alkışlayan öğrenciler oldu.

Yani asardım, yakardım, yıkardım, işkence yapar sakat bırakır, oluk oluk kan döker, yakaladıklarımı hapislerde çürütür, yakalayamadıklarımı uzak ellerde süründürürdüm. Aklım yine Felsefe’ye ve Muğla’lı öğrencilere takıldı  

Keşke ne söylenenleri duysaydım nede haklı çıksaydım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.