İSVİÇRE’DEN… Duyarsızlara alo hattı

Görmeyen, duymayan, okumayanlar için alo hattı…

– Alo Abi sen misin, ben Mücahit tanıdın mı? Hani Alaettin ilkokulunda aynı sırada oturduğun, beraber top oynadığın Mücahit.
– Tanımaz olurmuyum Mücahit hayırdır, sen öyle durup dururken aramazsın hadi söyle derdin ne?

– Canım Abim, gözünü seveyim beni İsviçre’ye aldır. Buralarda hiç huzurumuz kalmadı. Biliyorsun Belediye’de çalışıyorum, aldığım maaş 4 çocuğun okul masrafına yetmiyor. Zaten bir haftadır da çocuklar okula gitmiyorlar. Öğretmenlerini dövmüşler. Son günlerde gözlerini okuyanlara diktiler. Ya dövüyorlar ya da yalan yanlış birşeyler uydurup hapse atıyorlar.
– Mücahit öyle bir olanağım olsa seve seve getiririm. Ama bu işler benim elimde değil. Burası Avrupa, öyle dost ahbap ilişkileri ile olacak şey değil çok katı kuralları var.

– Abi öyle deme, biz yakında zaten gitmek zorunda kalacağız. Gazeteleri okumuyormusun. Adamlar geldiği günden beri Rektörlerle, Öğretmenlerle, Yargıyla uğraşıyor. Yani ülkede önce düşünen beyinleri sindiriyor, sonrada satışa geçti. Ben ülkemi pazarlıyorum diyor. Erdemir, Telekom, Tüpraş, Tekel, Sek, Sümerbank, Şeker Fabrikaları, Limanlar, enerji santralları, maden ocakları aklına ne gelirse. En verimli şirketleri satıyor. Korkuyorum abi sonra sıra bize gelir diye. Karşı çıkanlara yabancı sermaye düşmanı, yahudi düşmanı gibi şeyler yakıştırıyor. Gözünü seveyim abi, beni başkaları almadan sen al.
– Bu konuda sana hak veriyorum Mücahitciğim. Alanlar elbette karlarına kar katmak için alıyorlar. Satanlarda iç ve dış borçlarını ödemek için satıyorlar. Aslında özelleştirme ulusal kaynakların birtakım yerli ve yabancı sermaye çevrelerine aktarılmasından başka bir şey değildir. Ama bunların hesabı mutlaka birgün sorulacak.  Korkma öyle sıra sana gelmeden onlar gidecek. Bu ülkeyi Vahdettin bile satamamış.

– Abi beni biraz rahatlattın ama yinede kaygılarım çok. Alt üst kimlik diye ortaya bir laf attı yurtdışına gitti. Baktı çok eleştiri oldu beni yanlış anladınız, ben çimento demek istedim dedi. Abi kafam iyice karıştı. Sen biliyorsun ben çerkezim, camiye de bayramdan bayrama dostlar alış-verişte görsün misali giderim. Akşamları da iki dubleyi eksik etmem. Şimdi ne oluyor benim kimlik aşağıda mı ortada mı nerede kalıyor. Bir değerim, çimento karışımım var mı?  
– Mücahit haklısın. Devirdiği çamlara bakınca bende şaşırıyorum. Aslında son günlerde şunu farkettim. Eline tutturulan kağıtları kusursuz okuyor. Arada da kasımpaşalığı tutup kendi konuşmaya kalkınca, birde şakşakları duyuverince kendini kaptırıyor. Yarışmada sonuncu oldum ama önemli olan yarışa katılmaktı gibi. 

– Abi olay bununla kalsa, eşimin tavrı bile son günlerde değişti. Sen diyor benim başımı zorla bağlarsan, ele güne karşı haremlik selamlık oturursan. Hani okumadın mı? Adı neydi o Bakan’ın, şu hızlandırılmış tren faciasını yarattı da, sonrada takdir’i ilahi demişti. İşte o geçenlerde restoranda eşini yalnız başına bırakmış benim hanımda bundan çok alınmış. O da gidelim diyor buralar artık bize yaramaz diyor. Gözünü seveyim abi sen bir yolunu bulursun.
– Mücahit şu düşündüklerine bak. Zaman kaçma zamanı değil, öyle kolay teslim olmak yok. Biliyorum bunlar zaten kadınları hiçbir zaman insan sınıfına yakıştırmadılar. Onlar için kadın alınan, satılan, arzuları karşılanan, gerektiğinde dövülen, örtünmesi gereken bir suç aleti. Ama beni en fazla üzen bazı kadınlarımızın bu zihniyete alet olmaları, kendi haklarına ihanet etmeleri. Sende onlara imrendikleri ülkelerden örnek ver. Suudi Arabistan’da hırsızlık yaptığı için eli kesilenleri. Nijerya’da veya Sudan’da tecavüze uğrayıp hamile kaldığı için recm cezasına çarptırılan kadınları. Çeşitli Arap ülkelerinde hiçbir siyasal hakkı olmayan, tek başına sokağa çıkamayan, işte çalışamayan kadınları. Pakistan’da ve Hindistan’da çeyizi yeterli olmadığı için öldürülen, yakılan kadınları. Ülkemize gelen İran, Afgan kadınlarının yalvarırcasına verdikleri demeçleri anlat. Aman ha diyorlardı Türk kadınına, haklarınıza sahip çıkın. Bir kere kaybederseniz bir daha geri gelmesi yüzyılları alır ve bu uğurda çok da canlar gider. Sor Mücahit sende onlara sor. Niçin imrendikleri Müslüman ülkeler hala açlık, sefalet içinde, neden hiçbiri kendi ayakları üstünde duramaz da elin oğlu dünyanın öbür ucundan gelir de onlara düzen verir.

– Abi ya, sen de az değilsin hani ha!   Beni neredeyse suçlu çıkardın ama olsun ağzına sağlık yüreğime su serptin. Abi benim bu ay ki maaş telefona gitti ama son olarak şu ulema işine ne diyorsun.
– Mücahit sana çok telefon parası yazdı, kısa yanıt vereyim. Galileo Dünya dönüyor dediğinde yargılamışlar seni öldüreceğiz bu sözünden vazgeç demişler. O da ölmemek için vazgeçiyorum ama Dünya dönmeye devam edecek demiş. Hayat zamanın akışına direnenleri, değişmeyenleri, ilerlemeyenleri, çocukların oyun parkına cami inşa edenleri, imamları vali-kaymakam-yargıç yapanları hep tasfiye etmiş ve edecekde.

Hoşcakal Mücahit. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.