İSVİÇRE’DEN… Kadro Anlayışı

Ülke gündeminden düşmeyen ve her geçen günde dozajını biraz daha artırarak yoluna devam eden kadrolaşma nedir. Kadrolaşma hareketleri bizde ve bütün dünyada görülürken, ülkelere göre uygulama farklılıkları gösteriyor. 

Aslında bu yazıyı yazmayı, şu anda okumakta olduğum ODTÜ (Orta Doğu Teknik Üniversitesi) öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Türkeş’in Afet İnan Ödülünü alan Kadro Hareketi isimli kitabından esinlendim. Bizim Tarih kitaplarında çok kısa geçiştirdiğimiz konuları, titiz bir araştırmayla kaleme alan Sayın Türkeş (1932-1934) yılları arasında çıkartılan Kadro dergisini, yayınlayanlar ve ideolojileri ile ele almış. Bu kitap’da benim gördüklerim; Kadro dergisini çıkartan (Şevket Süreyya Aydemir, İsmail Hüsrev Tökin, Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu) yazarların günümüz politikacılarının ucuz kadrolaşmalarının dışında büyük bir araştırmacı ve birikim sahibi olmaları.

Kadro ideolojisi ve gelişimi için Bern, Moskova Üniversitelerinde çok ciddi çalışmalar yapıp seviyeli tartişmalar üretmişler. Dünya ölçeğinde yaşanan geçiş süreçleri ve arayışlar karşısında, bir grup aydının, alternatifsizlik söylemlerine karşı çıkarak beyinlerini zorlamışlar. Yazarın da belirttiği gibi Uluscu sol bir akımın tutarlı serüveni anlatılıyor.

Bakın bu işler Avrupa’da nasıl oluyor. Çok basit örnek vereceğim. İki hafta önce İsviçre’de yeni Cumhurbaşkanı seçildi, Bakanlar değişti. İnanın bazı gazeteler bunu birinci haber sırasına bile koymadılar. Kimse yerinden oynamadı, Devletin bütün kadroları, bizim muhtarlığın bütün elemanları dün bugün değil, ben 20 yıldır ölen ve ayrılanın yanında değişen görmedim.

Basit gibi görünen işci memur alımında bile çok ciddi yazılı sözlü sınavlar yapılıyor. Bütün elemeleri başaran son üç kişi birer hafta deneme çalışmasına tabi tutuluyor. Neticede en iyi olan kişi işe alınıyor. Bu alınan kişininde kesinlikle yerli, yabancı, dili dini, dost, tanıdık akraba olmasına bakılmıyor. Avrupa’da kadrolaşmaya böyle oluyor.

Kadro’nun kelime anlamına bakarsak   “Bir kamu kuruluşunun, bir işletmenin, denetim ya da yönlendirme işlemlerini gerçekleştirenler veya bir işin yürütülmesi için gereken kişilerden oluşan örgüt” anlaşılıyor. Hal böyle olunca da Başbakan diyor ki ben hükümetim, başarının yada başarısızlığın bedelini ben ödeyeceğim. O zaman ben kadromu kurarım. Bende diyorum ki çok haklısınız, buyurun kurun.

İşte burada kurma konusunda  Avrupa’dan çok farklı yol izleniyor. Söylenildiği gibi yolsuzluklara değil, kadrolaşmaya damardan giriliyor.

Adam benim adamım olsun da ne olursa olsun. Benim hırsızım iyi huyludur.

Bütün çıkar çevrelerinin yiyicileri, eş-dost ahbap, akrabalar, ideolojik nüfus.

Hükümet kendi partisine kaynak yaratmada yararlı olacağını öngördüğü adamlar ve arka bahçeleri

Seçimlerdeki başarısı nedeniyle dediği yapılmak istenenler, söz verilenler.
Ayrımcılık, ırkcılık, mezhepcilik, ülküdaşlık, imamhatiplilik, hemşehrilik,

Bir noktada Bakan danışmanı, Müsteşar, sekreter, koruyucu vs. Bunların değişmesini anlarım. Ama siz yüzbinlerin çalıştığı Sağlık Bakanlığında sayısız atamalar yaparsanız,  81 il Milli Eğitim Müdüründen, 80 İl Milli Eğitim Müdürü değiştirirseniz ve mahkeme kararları ile görevine geri gelenlere de yüzbinlerce tazminat ödersiniz.

Neticede Bilim’in üstünlüğünü hiçe sayarak, çocuk eğitimi ile ilgisi olmayan Molla’yı Yurt Müdürü olarak atarsanız, sonunda da pişmanım kavunmu ki koklayım dersiniz.

Düşünenler asılsız suçlamalarla hapse atılacak, aylarca yargı önüne çıkarılmayacak zanlının intihar etmesine sebep olunacak, eğer siz bu rezalet hakkında görüş bildirirseniz yargıyı etkilemiş olacaksınız. Ama aynı yargı Başbakan’ın açıklamasından 13 saat sonra  TÜSİAD, YÖK, TBB, YİK ve CHP Başkanlarına mahkemeyi etkiledikleri için dava açacak. Burada Başbakan tarafından bir etkileme olmayacak. Madem öyleydi YÖK Van ziyaretini iki ay önce yaptı, sevgili savcımız iki aydır neyi bekledi? İnsanların düşüncelerini özgürce söylemesi demokratik haklarıdır. Bu nasıl bir yargı ki her hapşırmadan nezle kapıyor.

Kadrolaşmayı birde köylüye sormuşlar bakın ne demiş.
 
Erzurum’a yeni tayin olan vali köyleri gezerken karşılaştığı yaşlı köylüye sormuş:
-Baba, memlekette kaç vali gördün’
-On, onbeş vali hatırımdadır.
-Peki bunlardan kaçı hizmet etti, kaçından memnunsun’
-Allah gani gani rehmet etsin, Hasan diye biri vardı, ondan çoh memnunduh. Vali, peki bu Hasan ne hizmetler etti ki o kadarının içinden bir tek ona rahmet okudun, diye sorunca yaşlı köylü;
-Beğim demiş, o vali Erzurum’a varmadan yoldayken vefat etmişti, gerisini sen anna!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.