İSVİÇRE’DEN… Kendini güvende hissetmek

İSVİÇRE’DEN… Kendini güvende hissetmek

0
PAYLAŞ

Dünya üniversiteler arası sıralamada ilk on içerisinde yer alarak kalitesini ispat eden Zürih ETH üniversitesi İsviçreli’lerin kendilerini güvende hissettiklerini açıkladı. Üniversite her 8 yılda bir yapmış olduğu araştırmasını 2006 yılında çeşitli dil ve meslek grupları arasında tekrar yaptı.

Profesor Karl.W. Haltiner Bern’de yaptığı açıklamada Avrupa’da esen teröre rağmen netice oldukça parlak, yüzde 88 İsviçre’li kendini güvende hissediyor. Yüzde 65 terörle savaşılmalı, yüzde 70 gelecekten ümitli, yüzde 68 askere, yüzde 72 polise güveniyor. Parlementoya yüzde 58, yargıya yüzde 68, Bakanlara yüzde 60 inanıyor.  Ekonomik gidişi yüzde 61 onaylarken en az güveni de yüzde 45 ile Medya alıyor.

İsviçre’de yabancı sayısının kontrol altına alınmasını isteyenler yüzde 73 den 76 ya çıkarken yüzde 85 i aşırı sağcılarla yüzde 64 aşırı solcularla savaşılmasını istiyor. Yüzde 64 ü de ülke genelinde bütün büyük cadde ve meydanların pahalı olmamak kaydıyla kamera veya video ile denetlenmesini istiyor.

Tarafsızlıklarıyla övünen ve bu konumdan oldukça da istifa eden İsviçreli’ler halen yüzde 90 ile tarafsız kalmayı istiyor. Son referandum da yüzde 40 olan AB’ye katılım isteği ise yüzde 32 ye iniyor. Yüzde 70 i askerlerin savaşda ülke savunmasında kullanılmasını, yüzde 77 si doğal afetlerde kullanılmasını istiyor.

Bir önceki istatistiklere göre Devlet kuruluşlarında askere güven artarken, parlemento ve bakanlara güven azalıyor.

Profesörün bu açıklamaları bazı soru işaretlerini beraberinde getiriyor. İnsanın güvende olması gerçekten çok iyi bir şey. En azından, işkence görmeden, sefalet çekmeden, çevre ve doğa kirliliğine maruz kalmadan, cinayetlere kurban gitmeden varlığını sürdürmesi doğal hak.

Zaten fazlasını söylemiyoruz. Eşitlik, din, vicdan, düşünce ve inanç özgürlüğü, demokrasi, sosyal güvenlik, adil ücret, sendika grev vs. Fazlasını isteyebilmesi için önce insanların ayakta kalması, hayatta kalması gerekir.

Acaba biz bunları dünyaya yeni gelen hayata günaydın diyen çocuklara verebiliyormuyuz? Oysa ki yoksul ülkelerde yılda 3 milyon çocuğun ölü doğması, 10 milyon çocuğun sadece 5 yaşına kadar yaşaması bir kader değil. İnsanlık bunlara ne temiz hava ne temiz su ne de gerekli gıdaları verebiliyor, sivrisinekten bile koruyamıyoruz.

Bununla da kalmıyoruz, bu olumsuzluklara çare arayacağımız yerde, bu yaşam savaşında galip gelmiş hayatta kalanları, kimyasal silah, terör gibi bahaneler uydurarak cinayetin büyüğünü işliyor tepelerine bomba yağdırıyoruz.

Şu anda okumakta olduğum Onuncu yıl belgelerinde Türkiye açısından ortaya konan rakamlar, bende daha ciddi endişeler uyandırdı. Devlet bütçesinden eğitime ve sağlığa ayrılan pay dünyanın en yoksul ülkelerinden az olurken, silah alımında dünya ikincisi, kişi başına askeri harcamada dünya 19’uncusu, silah altında asker sayısı bakımından Avrupa’da 1 dünyada 6. durumdayız.. Son 15 yılda sadece iç savaşımızda 30 bin insanımız ölmüş 90 milyar dolar mezarlıklara gömülmüş. 83 yıllık Cumhuriyetin yarısı olağanüstü yönetimler, seferberlik, sıkıyönetim ve darbelerle ile geçmiş yüzbinlerce insanımız hapislere doldurulmuş, işkenceden geçirilmiş, onlarcası idam edilmiş. Hapisde ki siyasi tutuklu sayısında Avrupa birincisi, gazeteci ve yazar sayısında dünya üçüncüsü olmuşuz.

İsviçre’yi düşününce bir asırdır savaşa girmemiş, askeriyesini sivilleştirmiş, askeri harcamaları minumuma indirmiş, değişik etnik gruplarına 4 tane dilden konuşma hakkı vermiş ve bugün halkının yüzde 88’i kendini güvende hissediyor. Demek ki hepimizin aradığı güven ortamı şiddetle, savaşmakla hele hele çok silah almakla hiç olmuyormuş.
İki dünya savaşı yaşayan insanlığın halen çok küçük bir kısmı güveni, mutluluğu, bilgi çağını yaşarken büyük çoğunluk inanılmaz bir sefalet ve yoksulluk içinde yaşıyor. Siz bu 21. yüzyıla bilgi çağımı uzay çağımı dersiniz bilemem ama, ben ısrarla insanlık çağı olmasını istiyorum.

BİR CEVAP BIRAK