İSVİÇRE’DEN… Meclis seviyesini düşüren vekil

Oldum olası nostalji restorantları ziyaret etmeyi severim. Kendimce hepsinede bir Türkçe isim takarım. Zürih dışından arkadaşlarım geldi mi , hadi bu akşam sizi boğaza veya kumkapıya götüreyim deyince hep şaşkın şaşkın yüzüme bakarlar. Zürih’de böyle nostalji bir Türk restorant olmadığından bende yabancı restorantlara Türkçe isim takar kendimi öyle avuturum. Gündüzleri öyle özel bir yer ayırmadıysanız, gayet rahat herkes herkesin yanına boş mu diyerek sorar ve oturur. Geçenlerde üniversite yakınlarında bir restorant da oturdum öğle yemeği yedim. Hesabımı öderken bayan garsonda benimle biraz laflandı. Karşımda yemek yiyip gideni tanıyıp tanımadığımı sordu, bende tanımadım dedim. Zürih milletvekili imis.

Hadi milletvekili neyse, İsviçreli’lere 7 bakanlarını sorsanız yarısı bunu bilmez desem abartmamış olurum. Ben nereden tanırım Zürih milletvekilini ama bilmeden de olsa beraber yemek yemişiz. İsviçre’ de bu tür olaylar çok sık yaşanır, farkında olmadan Bakan beyle de yemek yiyebilir, kayak yapmaya veya dağda yürüyüşe çıkabilirsiniz. Zaten kendileride davet ederler bu hafta sonu Engelberg de yürüyüşe çıkıyorum keyfi olanlar gelsin gibi.

Çok okumuşları, Bilim adamları, milletveilleri çok mütevazi ve hep halk arasında gezerler, hiç farkında olmadan bir golf klubüne üye iseniz kurada size rakip olarak çıkabilirler.

İsviçreli ve Türk komşum çok oldu. Genelinde aynı apartmanda oturanlar birbirine çok yardım ederler, sıkı ilişkide olur selamsız geçmezler. Özellikle çocuklar çabuk büyüdüğünden, çocuk giyecekleri, kayaklar, ayakkabılar vs. hep birbirlerine verirler veya kapının önüne koyarak üzerinede alabilirsiniz diye yazarlar. Zaten senede 4 defa bu tür toplama günleri vardır. İşinize yaramayan eşya, giyecek ne varsa kapının önüne koyarsınız ihtiyacı olanlar alır. Kalanlari da devletin görevlileri toplarlar. Gerçi son zamanlarda vizenin de kalkmasıyla doğu bloku ülkeleri bu günleri takip edip kamyonlarla gelip topluyor sonra da satıyorlarmış.

Tabii ilk yıllarımızda biz bu medeniyetin inceliklerine ayak uydurmak da zorlandığımız için, İsviçre’li olan komşumuza bizim kızın buz patentini korka korka vermiştim. Oda bu işin üzerine belkide on kadar Dankeschön diye diye beni Dankeschön yapmıştı. Aylar sonra bitişik apartmana 5 çocuklu bir Türk aile gelmiş ve bizim de onların yerleşmesine faydamız olmuştu. Kocası tek çalıştığından geçim zorluğu çekiyorlardı. Benim hanım birgün işgüzarlık yapıp çocukların pırıl pırıl giymedikleri yağmurlukları yardım olsun diye götürmüşde hepsi ellerinde kalıp geri getirmişti. Onlar başkasının mallarını giymezmiş, oysaki bizim çocuklara da kayak takımlarını komşumuz vermişti.

İsviçre’de ikiside SVP den (Halk partisi) yani aynı partiden ama ayrı kanton’lardan bakanlık yapmış  Adolf Ogi ve Cristoph Blocher (halen içişleri bakanı) TV da canlı yayında  tartışmalarını izlemiştim. Çok çetin geçmiş, birbirlerini fikirsel olarak sert eleştirmişlerdi. Program biterken sunucu birer cümlelik son söz alayım dedi. Adolf Ogi diğer partili arkadaşına sevgili Christoph seni çok seviyorum ama senin görüşlerine katılmıyorum, sen yoluna ben yoluma dedi. Diğeride kapanış cümlesini seni seviyorum diyerek bitirmişti. Aklıma bizim CHP kurultayı geldi, onlarda birbirlerini yumruklarla severek uğurlamışlardı. Biz sevgimizi hep döverek, bağırtarak, yumruklayarak gösteriyoruz ya. Çocuklarımızı, kadınlarımızı söverek döverek sevdiğimizi etrafa isbatlıyoruz.

Peki bütün bunları ben ne için yazıyorum vekilim? Bilim, kültür parayla satın alınmıyor, gökten hazır paketlerle de gelmiyor, boyacı küpü gibi batır çıkart o da olmuyor. Öğreniliyor vekilim, pozitif bilimleri  okuyarak öğreniliyor. Bilmem derdimi anlatabiliyormuyum? Ne demişti, bu milletimizin seçip de meclise temsilcimiz ol insanlara örnek ol diyerek gönderdiği, AKP milletvekilimiz Hüsrev Kutlu.

Cumhurbaşkanı Sezer 29 Ekim nedeniyle yaptığı açıklamada ‘Milletvekili dokunulmazlıklarının mutlaka kaldırılması gerektiği’ konusundaki görüşlerine; Biraz kaba bir tavır olacak ama başka bir tabir bulamıyorum. Yemezler Sayın Cumhurbaşkanım,

Tarih’den coğrafya’danda nasibini almayan o meclisin nasıl kurulduğunu hiç bilmeyen aynı zat Atatürk’ün Meclis’teki mareşal üniformalı fotoğrafının da indirilmesini talep etmişti. Peki ülkenin en saygın makamında, saygın olması gereken vekillerin sözleri bunlarla bitiyor mu? Kendisini eleştiren kimseye tahammülü olmayan Başbakan herkese sennnnn diyerek söze başlıyor. Tabi bu Sılvio, veya Toni’nin samimiyetten gelen sen (Tayyip) demesi gibi değil. Rektörlerin tümünün Cumhurbaşkanı Sezer tarafından Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu’na davet edilmesi kendine sorulduğunda? ‘Adama derler ki, bayram değil seyran değil.. Burdaki adam, bizim Avanos’lu Hacıahmet değil Cumhurbaşkanı sayın Sezer.

72 rektör Adalet Bakan’ı Cemil Çiçeği ziyaret ettiğinde aynı bakan Rektörler için 70 tane adam gelmiş diyor. Bununla da bitmiyor  böyle bir üslubu CHP Milletvekili Mustafa Özyurt eleştirdiğinde AKP milletvekillerinden gelen seslere bakınız. Ali Yüksel Kavuştu ve  Mehmet Beşir Hamidi ‘Keşke adam olsa… Adam değiller. Adam olmayanlar kim, ülkenin geleceğini teslim edeceğimiz gençlerimizi yetiştiren ilim adamları, rektörler. Sizin ilim adamları ile probleminiz ne, sizden daha çok bildikleri ve cehaletinizi yüzünüze vurdukları için mi? Peki siz hiç imamları, mollaları eleştirirmisiniz?

Vekillerim size bütün samimiyetimle söylüyorum, böyle cehalet kokan ağızları Avrupa halkı Meclis’e göndermiyor. Kaza ile girenlerde  21. yüzyıl insanında olması gereken bilinç ve sorumlulukla istifa ediyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.