İSVİÇRE’DEN… Savaş toptan çöküştür!

Savaşın kendisi bir gerçek olsa da, gerçekte savaş elde edilememiş bir  hayalin ürünüdür. Savaş tatmin olmamış arzuların dışa taşmış halinden başka ne olabilir ki? Aslında bir toplum savaş hayalinden itibaren anlaşılabilir durumdadır.

Savaşın insanları değiştirdiği söylenir. Bu savaşa girerken alkışlayanların, savaşın ardından yaktıkları ağıtların söylemidir, çünkü kimse savaşın sonunda her şeyin nasıl olacağını pek düşünmez. Düşünülen savaş öncesindeki haldir.

Ve ne acı ki, savaşın faturası hiç bir zaman, savaşın gerçek suçlularına ödetilmemiştir. Savaşın faturasını, onun tamir edilemez acı kederini, yoksul halk ve sonraki kuşaklara çıkartılmıştır.

Halkları çılgın emelleri için savaşa sürükleyenler, savaşın bitiminde gene o halk tarafından hain damgasını yemekten kurtulamamışlardır. Savaş koşulları içinde yükselen kahramanlar ise, sonradan halkı üzerinde birer baskı diktası haline gelen, diktatörlere dönüşmüşlerdir.

Dünyada sınıf savaşı diye tanımlanan, mücadele biçimleri dahi bu tuzağa düşmekten kendilerini alamadılar. Bolşevik devrimi, Çin, Arnavutluk, Küba, ya da bugünkü Kuzey Kore bunlara en iyi örneklerdir. Bir halkın kendi kendisini yönetmesi için yola çıkılan bu iyi ve güzel devrimler ne acı ki, ölünceye kadar koltuklarını terk etmeyen bir liderler mirası arkada bıraktılar.

Çünkü, bu liderleri gerçekte tarih sahnesine çıkaran temelinde haklı bir savaşta olsa, liderliklerini bir savaşa borçluydular. Savaş doğası gereği, biz ve öteki ikilemi üzerine kurulmuştur. Orada ya kahraman ya da hain vardır. Bu ikisinden olmak istemeyenlere yazılmış bir reçete yoktur.

Savaş insanları taraf olmaya zorlar. Bu sebeple ya bir savaşın yanında ya da karşısındasınızdır. Bunun ara yolu henüz bulunabilmiş değildir.

Savaşın bedeli, sanıldığı gibi, ölen ve öldürülenle ölçülebilir bir durum değildir. Onun ölçütü arkada bırakılan ölülerden çok, bir savaşın arkada bıraktığı ruh halidir. Çünkü gerçekte, sonraki kuşakların şekillenmesini sağlayan  o ruh hali olacaktır.

Bunun için savaş, toptan bir kaybetme halidir. Belki de iki cihan harbi arasında kalmış İsviçrelilerin “biz hiç bir savaşa girmedik’, demelerindeki övünç kaynağı budur. Ta ilk okuldan başlayarak çocuklarına üstüne basa basa, atalarının hiç bir savaşa girmediğini, hiç bir kahramanlık peşinde koşmadıklarını söylemekten daha övünç duyulacak bir şey var mıdır bilemiyorum…

Tüm bunlara rağmen, İsviçrelilerin son bir kaç yıldır, ikinci dünya savaşında Almanlara yardım yataklık yapanları açığa çıkarma ve yargılamak için, ülkelerine kaçmış savaş mağdurlarından delililer topluyorlar, belgeseller yapıyorlar…

1976 yılında iç İsviçre’de küçük dağınık köyler biçiminde yaşayan Retogoranischleri bir araya getirip, 50 bin kişilik bir halk meydana getirip, bu halkı bizzat kendi elleriyle yaratırlar… Bir halkı savaşa sürükleyen mantık farkı tamda buradadır. Sizden farklı olanı sevmek, onun haklarını itina ile öne çıkarmak ve korumak, toplumları, halkları hep barış içinde yaşatmıştır.

Ordular güçlüdür, havadan ve karardan giderler, ama onların arkada bıraktıklarını, savaş arzusuyla dolup taşanlar dahi çok sonradan duyarlar.

Onun için gelin bizde çocuklarımıza bir miras bırakalım. İnanın bana bizim insanlarımızın İsviçre’de yaşayanlardan hiç bir farkları yok, bizim toprakların ise fazlası var. Bu engin dağlar kuru taş yığını, kömür dahi çıkmaz, bizde her dağ bir cevher fışkırır…

Sosyalist, devrimci olmayalım ama gelin iyi bir kapitalist ülke olalım. İsviçre iyi bir model, kapitalistin allahı, güvenlik derseniz güvenlik, eğitim derseniz eğitim. Ordu derseniz ordu. Ama onları böylesine sıkı sıkıya, iki dünya savaşında ateş çemberi içinde kaldıkları halde bir birlerine sarılmalarını sağlayan bir anayasaları var. Irk, dil, din farkı gözetmeyen bir anayasa. Kan bağı yerine yurttaşlık bağı ile bağlılar yurtlarına.

Kimse anadilini bırakıp bir başka dili, konuşmaz. Kendi ulusal değerlerini her şeyin üstünde görenlerin, bundan vazgeçmeyenlerin, başka halklardan bunu istemelerini anlamak mümkün değildir. Bitmeyen savaşların, ölen Mehmetlerin gerçek nedeni bu mantıktır, bu mantık aşılmadıkça daha çok sefer olur dağlara. Zafer olur mu? İşete orası şüpheli…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty + five =