İSVİÇRE’DEN… Spordan sorumlu Bakan’a sorular

Her nekadar yazacaklarım bazılarının hoşuna gitmesede, kesinlikle amacım bağcıyı dövmek değil üzüm yemek. Sporun gelişmesine katkıda bulunacaksa, içinde yaşadığımız toplumda çelişkileri, çarpıklıkları ve yanlışları dile getirecekse ben bunları seve seve yazarım Bakanım.

Tarih’de geri dönüşü olmayan o kadar olaylar varki, insanların kafasında iz bırakır ve hep anımsanır. Yakın geçmişimizde bir İsviçre-Türkiye baraj maçı oynandı. Bu maç sadece Türkiye ve İsviçre arasında kalmayıp, bütün dünya kamuoyunu meşgul ederken sorumlu olduğunuz Bakanlık açısından da çok bilinmeyenleri ortaya çıkardı.

Son zamanlarda ülkemizde hiçbirimizin tasvip etmediği olaylar, ilişkiler spora hükmetmeye başladı. Modern, çağdaş spor anlayışı yerine, kazanmak için her tür yol ve yöntemi kullanıp ne pahasına olursa olsun çal, vur, kır, döv ama  kazan anlayışı yerleşti. Dopingli sporcular, mafyalaşmış yöneticiler, hormonlanmış bedenler ve şike olayları tavana vurdu. Doping kontrolünden kaçan sporcular, uluslararası müsabakalara gitmeleri yasaklanan halterciler ceza bekleyen milli takım ve futbolcular.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi rezalet ulusal boyutlara ulaşıp sınırlarımızı aşarak, yurtdışında yaşayan insanlarımızı da zor durumda bırakacak hale gelmiştir.  Türkiye bir spor ülkesi değil, akla, mantığa, çağdaş spora, centilmenliğe, bilime insanlığa ve devlet bütçesine aykırı uygulamaların yapıldığı bir rant ülkesi olmuştur.

Gerçekler acıdır ve toplumumuzdan birilerinin çıkıp bunları sorması gerekir. Ben burada bilinenleri değil, sizinde takipte zorlandığınız ama Avrupa’yı ve burada yaşayan Türkleri hayretlere düşüren bazı soruları sorma sorumluluğunu duydum.

1. Her iki maç sonrası olaylar malumunuz. Bütün Avrupa kamuoyunda; Daha uçak körüğünden çıkan insanların burnuna bayrağı dayayan, 2 saat pasaport bir saat valiz de bekletilen, küfürlü pankartlar açan, stadyum koridorunda hastanelik edilene kadar dövülen sevinmelerine bile müsade edilmeyen olaylar kesinlikle bir devlet organizesidir denildi. Çünkü bahsi geçen alanlar devlet kontrolünde. Benim sorum bu organize neden niçin kimler tarafından yapılmıştır. Şu ana kadar bu olayın üzerine gidip somut yapmış veya bulmuş olduğunuz bir veri elinizde varmıdır. Suçlular hesap verecek mi?

2. Eşdeğer olaylar halterde doping skandalı ve Halter Milli takımının ceza alması ile neticelenmiş. Bu konuda suçlular tesbit edilip cezalandırma yoluna gidildi mi?

3. Federasyon ve yetkilileri yenilginin faturasını başkalarına yıkmak için ellerinden geleni yaptı. Sizde bu konuda hiçbir galibiyet bizim imajımızdan önemli değil dediniz ve sorumluları istifaya çağırdınız. Bunu üzerine sadece Mehmet Özdilek aldı ve istifa etti. Halbuku asıl senaristler geride kaldı, böyle şaibeli bir federasyon ve bütün desteğini kaybetmiş keskin imajlı bir antrenörle Türk futbolunun ileri gideceğine inanıyormusunuz?

4. Ekonomimizin can çekiştirdiği, herkesden fedakarlık istendiği bir dönemde öğretmenin, rektörün, ilim adamlarının, milletvekillerinin neler kazandığı bilginiz dahilidir. Yuvaların yiyecek sıkıntısı çektiği, çocuklarının sokaklarda gecelediği, işsizliğin, sefaletin kol gezdiği ülkemizde Fatih Terim için ödenen paralar doğru mu? Ben sizin için örnek olması açısından bizi Dünya kupası elemesinde safdışı bırakan çocukları sokakda yatmayan zengin İsviçre ülkesinin antrenörü Köbi Kuhn’un yıllık kazancı 400 bin Frank olduğunu öğrendim. Söylenen rakamlara göre Terim’in yarısını bile almıyor. Fakir halkın ödediği vergilerle ödenen bu rakamlar sizin sorumluluğunuza girmiyor mu siz bu miktarı normal mi buluyorsunuz?

5. Sekreterlerine 30 ila 45 milyar arasında prim ödendiği söyleniyor. Primler sizce neye göre ödeniyor. Biz Dünya kupasına katılamadık bu neyin primi oluyor. Bir holding veya müdür sekreterinin günlük yüzün üzerinde telefon trafiği olurken bu maaş ve primlerin onda birini almıyorlar. Terim’in sekreterlerinin nasıl bir işlevi ve yılık kaç telefon trafiği vardır da bu kadar meblağ ödeniyor.

Bütün olanlara rağmen Fatih Terim basın açıklaması yaptı. Medya’yı suçladı. Biz gerekenleri yaptık dedi. İsviçre’nin arena programında ki tartişmada İsviçre Futbol Federasyonu başkanı kendi seyircisini eleştirdi ülkelerin milli marşlarına saygılı olmalısınız dedi. Bütün katılımcılar Blick gazetesinin spor sorumlusunu Türkler’i taciz edici yazılarından dolayı sert eleştirdiler. Bir Fatih Terim çıkıyor yapılması gerekenleri yaptık diyor. Aklıma meşhur hukukcumuzun sözü geliyor. Türkler hep haklıdır diyor. Hep haklı olunca hukuka gerek kalmıyor. Böyle bir kafayla hala yola devam mı diyorsunuz?

6. Yenilgiye prim dağıtıyorsunuz, bu maçın neticesinde İsviçre’de yaşayan Türkler maddi manevi büyük zarara uğradı. Burada yaşayan 100 bin insanımızı çok zor duruma soktunuz. Benim sorum, bunların uğradıkları zararları karşılayabilirmisiniz veya bunun bir hukuki tazminat yolu sorumlular için varmı? Bu konuda yardım ederseniz, bende seve seve hiçbir karşılık beklemeden hasar tesbiti yaparım.

7. Federasyonda olanlar, görünenler kesinlikle çirkin bir kadrolaşmayı gösteriyor. Yurtdışından sporcu arıyorsunuz ama, Yurtdışında yetişmiş 3-4 yabancı dil bilen buralarda okul bitirmiş, Avrupa görüş, anlayış, disiplin teknoloji ve davranış şeklini özümlemiş yüzlerce beyinlere rağbet kesinlikle olmuyor. Anlayış ‘benim adamım olsun ama ne olursa olsun’. Bunlar sizi rahatsız etmiyor mu?
             


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.