İSVİÇRE’DEN… Tankın Üstünlüğü!

Dün Zürich’te bir alışveriş merkezinden çıkarken, önümüzü iki küçük kız çocuğu kesti. İsviçre devletinin  kaç yaşında olduğunu bilip bilmediğimizi sordular. Cevabın karşılığı olarak, iki küçük havai fişekle ödüllendirildik.

1 Ağustos’ta 716. yılını kutlayan İsviçre ulusu, dört ayrı etnik yapıdan oluşuyor ve 1291 yılından bu yana bugünkü Avrupa Birliğinin küçük bir mikro tipi olarak varlığını devam ettiriyor.

Dışa karşı bir hayli tutucu olan İsviçreliler, içte birbirlerine karşı oldukça barışçıl ve saygılıdırlar. Bunun sebebi, İsviçrelileri yurttaşlık bilinci etrafında bir araya getiren Anayasa’nın yapısında aramak gerekir, diye düşünüyorum.

Yarı-demokrasiyle yönetilen İsviçre, kimi küçük köylerde, tam demokrasiye kadar indirger yönetim biçimini. Halk eski yunan antik-çağında olduğu gibi, belediye meydanında bir araya gelir ve oylamaya katılır.

Ülke, parlamento içinden, farklı grupların bir araya gelerek seçtikleri yedi bakan tarafından yönetilir ve başbakan bu yedi kişilik kabinenin dönüşümlü nöbetiyle görevi devralır.

Muhalefette olan parti diye, bir parti yada grup yok. Komünist Parti seçimde yüksek oy mu aldı, hükümetteki bakan sayısını arttırır ve iktidarı, bakan çıkarabilecek kadar oy alan öteki partiyle paylaşmak zorunda kalır. Yani oyunuza göre, yönetimde söz hakkına  sahipsiniz.

Bir yasayı değiştirmek için, elli bin İsviçrelinin imzasına ihtiyacınız var.  Dernekler, lokaller, sendikalar, yönetimdeki bu sistem gibi çalışırlar, başkan, sekreter, şef diye bir şey yoktur.
Hangi açıdan bakarsanız bakın, İsviçre devleti iyi bir burjuva devlet çıkar ortaklığına dayalıdır ve bu kültürü kendi halkına taşımada da bir o kadar başarılıdır.

Öğretmen sertifikası verdiğiniz öğretmen, kendi başına bir eğitim politikası uygulayabilir.

Dün evin balkonunda oturup Zürich şehri üzerinde patlayan havai fişekleri izlerken, ister istemez Türkiye ile bir karşılaştırmaya gittim. İsviçre devletinde ne varsa, bizde tersi vardı. Anayasamız tek, millet, tek dil, tek bayrak vurgusuyla başlar, Atatürk ilke ve İnklaplarını korumakla yoluna devam eder.

Bizde her şeyin bir reisi vardır. Evin reisi, apartmanın reisi, mahallenin reisi, şehrin reisi, derneğin, sendikanın, partinin… adımınızı attığınız her köşe, kapısından girdiğiniz her binanın bir reisi vardır.

Bizde bayramlar, güç gösterisidir. Ulusal bayramsa, tanklar sokağa iner, öğrencilerin ellerine bayraklar tutuşturulur, geçen tank canavarlarına bayrak sallanır. . . Tank izlemenin hoşluğu neredir bilinmez, ancak bizde ulusal bayram eğlenmenin değil, aksine korkunun bir tezahürü olarak sokağa iner, ne kadar güçlü olduğumuzu düşmanımıza gösterme gösterisi yapılır.

Töresel bayramlar da, bundan pek farklı değil, evin baş reisi, orduyu donatır, konu komşuya, yaş ve güç rütbesine göre tekmil vermeye çıkar.

Toplumu düzenleyen tüm eğitsel kurum ve bilgiler, çatışkı kültürüne dayanır. Güçlü olan, başkanlığı elinde bulunduran kast, etnik yapı, kurum ya da kişiler, güçten yoksun olanları baskı altına almayı kendilerine görev bilirler.

İşin acı olan tarafı, Türkiye’de sağ ve sol aynı tornadan çıkmıştır. Hiç biri de, ortak yaşamı ne burjuva ve ne de devrimci, sosyalist ne derseniz deyin paylaşmaktan yana değildir. Bir mahallede yaşıyorsanız mahallenizin rakibi bir başka semt vardır. Bir tarikattaysanız, tarikatınızın, sevmediği başka bir tarikat, tarikatınızın içinde şeyhinizi yerinden etmek isteyen rakipleri vardır.

Yetenek ve bilgiye dayanarak yükselmek yerine, gücü arkasına alarak yükselmeyi ve kendine yer edinmeyi seçen bir toplumu ne yazık ki, kutuplaşma ve çatışkı yaratma dışında bir hoşluk göremezsiniz. Toplumdaki yerinizi, yeteneğiniz, hakkınız değil şefin inisiyatifi belirler. 

Kıyaslamayı şöyle de yapabilirsiniz, Zürich kentinde yaşıyorsanız, kamyon küçük arabaya, küçük araba bisikletliye, bisikletli yayanın geçişine üstünlük tanımak zorundadır. Türkiye’de geçiş hakkı güçlünündür. Önce kamyon geçer…

Çünkü toplumun güvencesi olan anayasa, önce tankın geçişine öncelik vermiştir. Anayasayı  sokaktaki insanına emanetine değil, tankın emanetine vermiştir.

Bunun için balkonumuzda oturup havai fişek izleme yerine, tankların palet seslerini dinleriz!

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

9 − eight =