Ütü

Ütü

0
PAYLAŞ

Annemin siyah önlüğümün kolalı yakasını ütülediğini hatırlıyorum anneannemin kömürlü ütüsüyle, en eski ütü anısı olarak… Benzer bir ütünün evimizde de olduğunu ama hiç kullanılmadığını da hatırladım şimdi. Sanırım yeni tip elektrikli ütülere yenik düşen ütülerdendi o da…
Yıllar yıllar sonra, möbleli olarak tuttuğum evde karşıma çıktı, annemin koton kablolu o ütünün bir benzeri…
Gülümsedim mutlulukla…
Bir yandan da duygulandım.
Çünkü annem gideli daha bir yıl bile olmamıştı.
Daha fazla dayanamadım ve gidip son sistem yeni bir ütü aldım ve o antika ütüyü kaldırıp sıkıştırdım bir yerlere…
Bir tadımlık o ılık nefesin tanrılarının bahçesine gidişinin üzerinden de altı yıl geçmişti, kalmıştım soğanın diki gibi…
Hayat işte, koyuyor tuğlalarını üst üste kendi kendine kimseye sormadan; yığılıyor kendince,altındakileri ne kadar yorduğuna bakmadan…
Neyse…
Gel zaman git zaman benden en az on yaş büyük kuzenim çıktı geldi eşiyle, kardeşinin oğlunun kız isteme adetine katılmak için bu gri şehre.
***
“Ütün nerede” diyen eşine, “Yenge,” dedim “yeni ütüm bozuldu, eski bir ütüm var ev sahibinin, onu kullanıyorum. Biraz demode ama çalışıyor.”
Kurdu masayı; başladı kendinin ve eşinin o geceye özel giyeceklerini ütülemeye.
“Ütü”ye geri döneriz, ama bir ütü masası anımı anlatmadan edemeyeceğim, hazır yeri gelmişken.
***
Suni teneffüsle yaşamaya çalıştığım anların başındaydım. Ütü, en sevmediğim bir işti ve ben her gün işe ütülü giysilerle gitmek zorundaydım. Ağlaya zırlaya yapıyordum mecburen o işi. Ama o gün fazla hırslanmış olmalıyım ki, üzerine çöktüğüm ütü masası istifa ediverdi hayattan, ansızın çekip giden sevgili gibi.
Kalakaldım elimdeki ütüyle…
Altını çevirdiğimde gördüğüm yine kendi yüzümdü; hayat kendi aynasından da olsa bakıyor hâlâ işte, gülümse.
Gülümsedim…
Günler sormadan etmeden geçip gidiyordu…Ütülenecek ürünün ebadına göre kâh yemek masasının üstünde, kâh yere serdiğim çarşafın üstünde sürdürüyordum ütü masasız bir hayatı…
Ama, bir akşam eve gelip de kendi katıma ulaştığımda yan komşumun kapısının kenarında gördüğüm ütü masası beni yeniden onunla yaşamaya itti. Kucakladığım gibi masayı attım içeri. Yeniden bir ütü masam olmuştu işte. Onu süsleyip püslemem lazımdı ama.
Hemen gidip yanmaz ütü masası örtüsü alıp üstüne geçirdim.
Hollywood filmlerinin kilise sahnelerindeki gelinler gibi olmuştu işte. Bir buketi eksikti geriye savuracağı. Sorun değil canım, teras papatya tarlası gibi, hemen sana bir buket yaparım, dedim ve terasa çıktım, ama kıyamadım papatyalarıma…
Attım kendimi dışarıya çiçekçimden bir buket bir şeyler almak için: ancak üç beş adım sonrasında durdum ve kendi kendime güldüm. Ne gelini, ne kilisesi, ne buketi, diyerek. İnat da murattır derler ya, aynen öyle oldu ve aldım bir buket “Datça Papatyası”, yeni geline…
Yeni ütü masamla güzel bir hayat sürmeye başlayalı birkaç ay olmamıştı ki bir gün bir mağazanın kapısında “ütü masasında korkunç indirim” yazısına gözüm takıldı. Gerçekten de indirim korkunçtu. Aldım hemen yeni bir ütü masası. Hızla döndüğüm evimde öncelikle komşu kapısından “çöp” diye aşırdığım masayı soydum ve giysisini alıp yenisine giydirdim. Eskiyi de kapının önüne, “akşam geldiğinde apartman görevlisi alsın” diye bıraktım.
Aradan bir dakika geçmemişti ki, yeni ütü masasının ambalaj kağıtlarını koymak için kapıyı tekrar açtığımda eski ütü masasının yerinde olmadığını görünce şok oldum…
Apartman görevlisinin geliş saati de değildi.
Hemen yan kapının ziline uzandı parmaklarım. “Biz onu atmamıştık, yazlığımıza taşımak için çıkarmıştık kapının önüne. Yaz boyunca sizin korumanız altında olmasına da sevindik. Teşekkürler komşum.” lafından sonra suratımın ne kadar kızardığını ölçemedim o an, ama bir hayli fazlaydı sanırım…
***
Ha, kuzenimin eşinin ütü işine yöneldiğinde kalmıştık…
Baktım Hülya yenge ütüyle dans etmeyi seviyor, “Beş tanesini de ütülesen yeter, nasıl olsa bir haftada beş gün işe gidiyorum” diyerek, koydum önüne altı tane gömlek.
Hınzır gelin, “2-3 tane ütülü gömlek gördüm gibi gardıropta” dedi.
Kuzenimi yanıma çekmem lazımdı.
Atak zamanıydı artık. “O kadar varsa gardıropta sorun değil o zaman yenge, hepsini kaldırayım” diyerek yerimden kalktığımda kuzenim beklediğim reaksiyonu sundu sağ olsun.
“Lafı mı olur kuzen, sen yalnız yaşayan insansın, ütüleyecek tabii ki yengen her bir neyin varsa. Daha varsa onları da getir, yengen ütüler hepsini. Sonraki haftalarda giyersin.”
Dokuz gömlek bulabildim ütülenmemiş…
Sanırım o gün Hülya yengenin hayatındaki en çok gömlek dövdüğü… pardon, ütülediği gün olmuştur. Ama hakkını yemeyeyim, kuzenime her gömlek arası bakışları dışında rahatsız edici olmadı hiç benim açımdan.
***

BİR CEVAP BIRAK