Taha Akyol, Mehmet Ali Ağca’yı CNN Türk’e çıkarsın!

Taha Akyol, Mehmet Ali Ağca’yı CNN Türk’e çıkarsın!

0
PAYLAŞ

Taha Akyol Mehmet Ali Ağca’yı CNN Türk’e çıkarsın!

“İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi keyiflerine göre, kendi seçtikleri koşullar içinde yapmazlar, doğrudan veri olan ve geçmişten kalan koşullar içinde yaparlar. Bütün ölmüş kuşakların geleneği, büyük bir ağırlıkla, yaşayanların beyinleri üzerine çöker. Ve onlar kendilerini ve şeyleri, bir başka biçime dönüştürmekle, tamamıyla yepyeni bir şey yaratmakla uğraşır göründüklerinde bile, özellikle bu devrimci bunalım çağlarında, korku ile geçmişteki ruhları kafalarında canlandırırlar, tarihin yeni sahnesinde o saygıdeğer eğreti kılıkla ve başkasından alınma ağızla ortaya çıkmak üzere, onların adlarını, sloganlarını, kılıklarını alırlar. İşte bunun gibi, Luther, havari Paul’ün maskesini takındı…”
(Marx, Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i)

“Dört yıl önce duvarlara yazı yazan sol gruba ateş açarak 1 kişinin ölmesine neden olan Büyük Ülkü Derneği Başkanı Feridun Akkuzu ve iki arkadaşı 11 ila 16 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı.”

Üstteki alıntı 3 Haziran 1979 tarihli gazetelerde yer alan bir haber. Mahkeme, 16 yıl 8 ay ceza verdiği Akkuzu’nun eylemden önce MHP Altındağ İlçe Sekreteri’yle görüştüğünü de belirterek planlı bir eylem olduğuna hükmediyor ve “sanıkları teşvik eden kişi ve kuruluşlar hakkında yasal soruşturma yapılması için Askeri Savcılığa başvurulmasına” karar veriyor.

Dönemin Ülkücü Gençlik Derneği Genel Yönetim Kurulu Üyesi ve Hukuk Masası Başkanı olan Ali Yurtaslan itiraflarında, Feridun Akkuzu’nun Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’ndaki dinamit dağıtımı işlerini yaptığı, Yaşar Okuyan’ın yanında dolaştığı ve Abdullah Çatlı’nın adamı olduğunu söylüyor. Buraya kadar olan olanı dönemin “sıradan” bir ülkücü militanını anlatıyor. Ama Akkuzu’nun basına yansıyan ilk icraatı 18 Şubat 1975 tarihlidir: Aydınlıkevler Lisesi’ndeki devrimci öğrencilere ateş ediyor, kurşun da ilkokul öğrencisi Gülçin’e saplanıyor. Akkuzu bu saldırıyı yaptığı esnada Altındağ Ülkü Ocakları üyesidir.

Akkuzu, 1979 sonrası Mahmut İnan ismiyle sahte pasaportla yurt dışına kaçıyor ve -Uğur Mumcu’nun verdiği bilgilere göre- Mehmet Ali Ağca ve Çatlı ile derin bir ilişkiye giriyor. Mehmet Ali Ağca’nın İtalya’daki avukatının ismi D’lvidio. Bu avukat İtalyan Gizli Servisi Başkan Yardımcısı General Musemeci’nin de avukatı. Musemeci, Bologna’da tren istasyonunu bombalayıp 85 kişiyi öldüren provokasyonun baş aktörüdür. Kör bir şiddet yaratılıp, at izi it izine karıştırılıyor. Hükümetin temel hak ve özgürlükleri askıya alması için gereken kamuoyu desteği yaratılması, solun da sağ gibi canice eylemler yaptığı kanısının uyandırılması suretiyle sertlik yanlısı bir hükümet, iktidar arayışı doğduruluyor. 12 Eylül ve 12 Mart öncesi Türkiye’de yapılan da buydu.

Musemeci, Propaganda–2 (P–2) mason locası üyesi. P–2 patladığı zaman İtalya’nın en büyük bankacısı olan Calvi’ni de bu loca üyesiydi. Locanın büyük üstadı Licio Gelli eylemci bir faşistti. Calvini ile Vatikan Bankası IOR ortaktı. Vatikan ile Calvini, P–2, Gladio bağını sağlayan kişi Kardinal Mercinkus idi. Papa I. Paul, Mercinkus’un rezilliklerine el koydu ve 33 günlük Papa iken ölü bulundu. “Tanrı’nın Bankeri” olarak anılan Calvini, mafya tarafından İngiltere’ye kaçırıldı ve üyesi olduğu mason locasının adını taşıyan köprüye masonik ritüellere göre asılmış bir halde ölü olarak bulundu.

Feridun Akkuzu, İsviçre’de Ağca ile buluşup yardımcı oluyor ve sonra da Çatlı ile Ağca’yı buluşturuyor. Akkuzu’nun Roma Mahkemesi’ne verdiği ifadede çelişkiler ortaya çıkınca Savcı Marini Ağca ile Akkuzu’nun yüzleşmesini istiyor, ama Türk yargıçlar bunu kabul etmiyor. Diplomatik kanallardan devreye giriliyor, ama olmuyor.

Feridun Akkuzu’nun ismi çok garip bir şekilde dava dosyalarında Mahmut İnan yani sahte adıyla geçiyor. Feridun Akkuzu’nun eylemleri, ilişkileri yakın tarihin belgeseli gibi ve çok uzun. Kuşkusuz her seferinde bir el Feridun Akkuzu’ya yardımcı oluyor. Feridun Akkuzu ve arkadaşları 1975 yılında bir kişiyi bıçaklamaktan da Altındağ 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya başlıyorlar, ama zaman aşımı nedeniyle dosya işlemden kaldırılıyor.

İşte bu çok gördüğümüz zaman aşımı nedeniyle kurtulma operasyonu sırasında Akkuzu’nun avukatı Taha Akyol’dur. Akyol, Üniversite yıllarında MTTB içindeki ülkücü grubun başını çekenlerden birisidir. İstanbul MHP Gençlik Kolu Başkanı, ama MHP içindeki Şamanist eğilime kızıp bir süre parti dışında kalıp Milli Mücadele Birliği içinde çalışıyor. Hukuk’u bitirince memleketi Yozgat’a dönüp avukatlık yapıyor, tekrar MHP’ye dönüyor ve Genel İdare Kurulu’na giriyor. 1976’da 30 yaşındayken, Türkeş tarafından bizzat Ankara’ya davet ediliyor ve MHP’nin avukatı olarak maaş verilmeye başlanıyor. MHP tarafından çıkarılan Hergün gazetesinde de yazmaya başlıyor.

9-10 Mart 1977 tarihlerinde Hergün’de Türkeş’le röportaj yapıyor. “Efendim” diye başlayan sorularından birisinde şöyle demiş: “Başka bir deyişle, devlet güvenliğini, vatan bütünlüğünü ve demokrasimizi tehdit eden akımlara karşı alınacak tedbirlerin ruhu nasıl olmalıdır?” Kuşkusuz böylesine çanak sorularla Türkeş’in mesaj vermesi sağlanıyor. Cevap malum, asalım keselim mealinde sözler. Soru görünümündeki “boş kaleye al da at” cinsinde bir pası da şöyle: “Efendim, Türkiye’deki terörist, bölücü ve komünist hareketlerin yurt dışındaki benzer şebekelerle irtibatı var mıdır? Özellikle, son günlerde aktüalite kazanan Ermeni komitacılığını bu bakımdan nasıl değerlendiriyorsunuz?” Hem komünizmin, hem bölücülüğün hem de Ermeni düşmanlığının üçünün bir soruda yer alması elbette tesadüf değil. MHP’nin resmi ideolojisi yansıtılıyor.

Hergün’ün Genel Yayın Yönetmeni ve Başyazarı Enver Altaylı’dır. “Büyük Oyundaki Türk: Enver Altaylı” kimdir? Özbek asıllı Enver Altaylı kendi sitesinde biyografisini şöyle vermiş: “1958 senesi Bursa Işıklar Askeri Lisesi’nde okumaya başladı. Ancak Talat Aydemir’in darbe girişimi sonucuyla 1439 Harp Okulu öğrencisiyle birlikte tutuklandı. Harp Okulu’ndan ayrılan Altaylı Ankara Hukuk Fakültesi’nden 1967 yılında mezun oldu. 1968’de General Fuat Doğu tarafından MİT’e alındı ve Milli İstihbarat’ın ilk Sovyetoloğu olarak eğiltildi. 1977 – 1980 yıllar arasında Hergün Gazetesi’nin baş yazarı olarak çalıştı. 90’lı yılların başında Sovyetler Birliği’nin dağılmasiyle birlikte yeni Orta Asya cumhuriyetlerin kurulması ve yapılandırmasında etkin bir rol oynadı.” Uğur Mumcu’nun hakkında epey yazıp çizdiği Enver Altaylı, bizatihi kendi kaleminden işte budur.

“Büyük Oyun”un kahramanlarından Enver Altaylı 24.6.1976 tarihinde Almanya’dan Türkeş’e yazdığı mektupta şöyle demektedir: “Dr. Kannapni ile ilişkilerimiz; Alman güvenlik kuruluşları nezdinde bizleri himaye etmekte ve bu kuruluşları çalışmalarımıza engel değil, destek olması için teşebbüslerde bulunmaktadır…. İyi niyetinin ve gösterdiği çabaların karşılığı olarak kendisinin memnun edilmesi gerektiğini düşündüm… Faruk Bey de Dr.Kannapin’i 1 haftalık gezi için Kıbrıs Türk Kesimine davet ettirdi. Dr. Kannapin’e Faruk Bey vasıtasıyla gidiş-dönüş uçak biletlerini hediye ettirdim. Bir haftalık otel, yemek, vs. masrafları da arkadaşımız kanalıyla Türk Hava Yolları tarafından karşılanacaktır. Dr. Kannapin 7 temmuz günü Frankfurt’tan uçacak, bir hafta Kıbrıs’ta kalacak, 15 temmuz’la 22 temmuz arasında Amerika’da olacaktır. Mesele bizim Türkiye’de gelecekte büyük bir güç olacağımıza yabancıları inandırmaktır. (…) Federal Almanya Büyükelçiliği Çalışma Müşaviri Dr.Kengerli’den bizzat edindiğim bilgilere göre… Dr. Mehmet Kengerli Azerbaycan’lıdır. 1940’da Almanlara esir düşmüştür, daha sonra Türkistan lejyonunda görev yapmıştır. (Azerbaycanlı olduğu halde!) harpte SS subayı idi, harp sona erdiğinde binbaşı rütbesi taşıyordu. Bize büyük sempatisi vardır. Hiçbir ricamızı kırmaz. Ülkücü arkadaşlarımızın en ufak dertlerine dahi koşmaktadır.”
Bahsedilen Dr. Kannapin kimdir? Uğur Mumcu bunu 4 Aralık 1988 tarihinde Cumhuriyet’te şöyle yazmış: “ Türkiye’nin en ünlü sahte pasaport yapımcısı Timur Hanoğlu, İstanbul Mali Polisi’nde gazetecilere yaptığı açıklamada ‘Ben devlete de çok sayıda pasaport yaptım’ demiş! Devlet adına Hanoğlu’ndan sahte pasaport yapılmasını kimler ister? Herhalde Diyanet İşleri Başkanlığı değil… Kimler öyleyse ben sorayım: – Abdullah Çatlı’ya devlet adına sahte pasaport düzenlenmesini isteyenler oldu mu? Oral Çelik için?… Ve Ağca için?… Kimler kaçırdı bu ülkücü eylemleri yurtdışına? Kimler korusu bu adamları İsviçre’de? Federal Alman istihbarat örgütü BND’de bir Dr. Kkanapin vardı. Dr. Kannapin ile ilişki kuran ülkücü Enver Altaylı da eski bir MİT görevlisi idi.”

Kannapin neden temmuz sıcağında Kıbrıs’a götürülmüş acaba? Elbette bunu Enver Altaylı bilebilir ancak. Enver Altaylı bir de Rauf Denktaş’ın Oral Çelik’in düğününe neden çiçek gönderdiğini, nereden tanıştıklarını da bilir mi acaba? Kutlu Adalı sağ olsaydı ona sorardık belki de ama maalesef öldürüldü. Türkeş’e, Taha Akyol’un söyleyişiyle Türkeş Bey’e, mektup yazmak pek modadır. Ağca da Münih’ten Türkeş’e yazdığı mektupta şöyle demektedir: “Sayın Başbuğum, Önce en derin hürmetlerimle ellerinizden öper, pek sıcak ve babacan ilgilerinize sonsuz şükran borcumu ifade etmek isterim, beni bağrına basan ülkücü kardeşlerimin her türlü yardımı sayesinde hiçbir şeyden zorum yoktur. Türk olmanın gururu ile yüce dava uğrunda üzerime düşen her görevi şerefle yerine getirmenin huzuru içindeyim. Tanrı Türkü korusun ve yüceltsin. En derin saygılarımla, Mehmet Ali Ağca”

Taha Akyol, 12 Eylül’de bir diğer MHP’li Agâh Oktay Güner’in deyişiyle fikirleri iktidardayken kendisi de 14 ay cezaevinde kalır. Hergün’ün Enver Altaylı’dan sonraki önemli ismi olan Yaşar Okuyan’la aynı hücrede kalır. Okuyan, Akyol ve Namık Kemal Zeybek aynı yatağı da paylaşırlar. Ancak burası Türkiye, “sağdan git cüzdan bulursun” diye bilinen amiyane söz siyaset-ikbal-para ilişkisi açısından doğrudur. 12 Eylül’de bir asılanlar vardır, bir de beslenenler. “Netekim” Taha Akyol da hemen Kemal Ilıcak tarafından himaye altına alınır ve Tercüman’da yazar ve genel yayın yönetmeni yapılır.

24 Ocak 1980 “yapısal uyum” kararlarının gerçekleştirilmesi için uygulanan 12 Eylül faşizmi, kararların arkasındaki isim olan Özal’ı perde arkasından öne alarak bakan yapmıştı. Emeğe karşı iktisadi neo-liberalizm, siyasi olarak ancak açık faşizmle sağlanıyordu. Askeri faşizm üniformalı, liberal söylemli bu dönemde Özal öne çıkarken Taha Akyol da hızlı bir Özalcı oluyordu. Gerçi Hergün’de “kapitalizm kötüdür” türünden yazılar da yazmıştı, ama kurnazdı ve “transformasyonu” çabuk görmüştü. Hep güce, iktidara yakın durmuştu zaten. Görece özerk olan askeri bürokrasi, MHP’ye de şöyle bir dokunma zorunluluğu içindeydi çünkü kitlenin gözünde iç savaşın doğrudan açık bir tarafı olamazdı. MHP türü bir partinin en azından bir süre açık olarak hükümetten uzak duracağını hissedecek kadar “sağ duyulu”ydu.

Tercüman batınca açıkta kalmaz elbette, Aydın Doğan kendisini önce Meydan’a alır ki orada biraz alışsın, millet de ona alışsın diye ne de olsa namlı bir ülkücüdür. Zaten Hürriyet Simavi’nin elindeyken de Hürriyet için teklif almıştır. Meydan’da kısa süren bir ısınma turundan sonra Milliyet’e geçer. Milliyet’le özdeşleşen Abdi İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca’nın derin ilişkide bulunduğu Feridun Akkkuzu’nun avukatı Milliyet’e geçer. Aydın Doğan, Namık Kemal Zeybek’in bacanağıdır. “Komando Namık” olarak bilinen Namık Kemal Zeybek, 99 seçimlerinden sonra Bahçeli ile Aydın Doğan’ı yemekte buluşturdu. MHP’yi yeterince sert bulmayıp en son BBP’ye geçen Namık Kemal Zeybek, Gün Sazak’ın zamanında müsteşar yaptığı isimdir. Zeybek önce ANAP milletvekili sonra Demirel tarafından DYP Milletvekili, sonra da bakan yapıldı. Ağca’nın bir üst amiri Oral Çelik’e Panama Pasaportu’nu veren kişi ise “hayali ihracatın babası” Yahya Demirel’dir.

Taha Akyol başına geçtiği CNN Türk’ün yerlerde sürünmesine rağmen uzun süre kanalın başında kalabildi. Sonunda kendi ayrıldı, ayrılmak zorunda kaldı ya da neyse… Kendi ideolojik ve kültürel dünyasına göre biçimlendirdiği kanalı Yozgat esnaf tv haline getirdi. Ülkücülükle bağını hiçbir zaman tam olarak koparmadı zaten. Post-ülkücü durumunda Türkeş’e karşı da hep saygısını korudu. Vefatından sonra “Türkeş’e Saygı” başlıklı yazsında şöyle dedi: “Çeşitli algılamalarda farklı esinler ve çağrışımlar oluşturan ‘Başbuğ’un, beşerî münasebetlerinde son derece kibar ve sıcak bir insan olduğunu da belirtmeliyim. (…) Türkeş özellikle 12 Eylül’den sonraki dönemde, tecrübelerine yakışan bir siyasî olgunlukla ve ‘Devlet adamı’ tavrıyla daima ortamı yumuşatmaya çalışmış, solla sıcak diyaloglar kurmaktan çekinmemiş, sağın birleşmesi için “bir siyaset bilgesi” üslûbuyla büyük çaba sarf ederek büyük bir saygı kazanmıştır. (…)Türkeş’i saygıyla anıyor, Allah’tan rahmet diliyorum.”
Kendisi Ağca’yı “Eğrisi Doğrusu” programına davet etmeli, bunun için hiçbir masraftan çekinmemeli ve eski müvekkili Feridun Akkuzu ile maceralarını sormalıdır. Sormalıdır ki şimdiye kadar hep eğrisi söylendi bir de doğrusu bilinmelidir. Taha AK Yol artık bir “demokrat” ve derin devletin üzerine gidiyor… Birileri bizim ya belleğimizi ya asabımızı sınıyor ya da biz 500 sene yaşadık da her şey unutuldu… Tanrı Türk’ün aklını korusun!

Aldatıldığımız önemli değildi yoksa
Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
(Turgut Uyar)

TAYFUN ER
http://birgun.net/actuels_index.php?news_code=1280483411&year=2010&month=07&day=30

BİR CEVAP BIRAK