Tak kapı ben geldim

Tak kapı ben geldim

0
PAYLAŞ
Kerahat vakti gelip gönül rahatlığıyla ilk yudumu almaya davrandığınızda kapı çalar. Ben geldim. Rahatsız etmiyorum ya. Vakitsiz oldu biliyorum ama buralara gelmişken uğramadan edemedim. Ne olur siz benim için düzeninizi bozmayın, yüzünüzü görüp gideceğim. Yok, bir şey yemem, ama madem ısrar ediyorsun bir kadeh rakını içerim. Ben geldim diye yenge huzursuz oldu galiba. Yengeciğim gel öyle gel, giyinmeye mi gitti şimdi, yahu biz yabancı mıyız? Su soğuksa buz istemem. O peynir bana yeter, yanına iki parça hıyar koy. Yahu akşam akşam düzeninizi bozdum. Pekiyi sofraya geliyorum…
Gücünü doğulu içtenliğinden alan buna benzer sahnelerin kentlerden kasabalara kadar birçok yerde çokça yaşandığını biliyoruz. Sorun avantacılık sorunu değildir, zaman zaman öyle olsa bile. Sorun gerçekten içtenlik sorunudur, doğulu içtenliği sorunudur. Siz yahu bu adam bu saatte nereden çıktı derken bu gelişten hoşnut görünürsünüz. Oysa o akşam bu bacadan düşme eylemi sizin için hiç uygun olmamıştır. Gündüz sağda solda çarşıda pazarda dolaşıp gelmiş olan karınıza yemekte surat edeceksiniz ya da okuldan kaçtığını öğrendiğiniz oğlunuza zılgıt çekeceksiniz. Bunu tasarladınız tasarlamasına ama o durumda yapamazsınız. O durumda mutlu aile babasını oynamak zorundasınız.
Bendeniz bu tür içtenlikli yaklaşımlara kapıyı tümden kapamış bir kişi olarak bu geliş gidiş oturuş kalkış rahatlıklarının uzağındayım. Oğlumun evine bile kırk yılda bir giderim, o da kırk kere çağırıldığımda olur ancak. Birkaç gün önceden haberli giderim. Torununu görmeye gelmiyorsun diye sitem eder oğlum bana, vaktim olmuyor derim. Onlar bize geleceği zaman enaz birkaç gün önceden sözleşiriz. Bunu anlamakta güçlük çekenler olabilir. Ama insanlar şimdi biri çıkar gelirse korkusuna kapılmadan yaşamalılar. Öyle zamanlar olur ki kişi kendi yüzünü bile görmek istemez. Hele yoğun bir çalışma düzeni tutturduysanız.
Bizde insanlar gündelik yaşadıkları için, bu yüzden vakit yetmezliği gibi bir kaygıları olmadığı için, tersine vakit öldürmek diye bir sorunları olduğu için, okumakla araştırmakla çokça işleri olmadığı için düşecek yer ararlar. Yüzergezer kent bilgeleri çalçene dost koşullarında ağızlarından bal akıtarak gezerken birbirlerinin kapılarını özlem giderme bahanesiyle sık sık çalar ve içlerini boşaltırlar, bu arada şakalarıyla birilerini hayran bırakırlar ya da bıraktıklarını sanırlar. İşin kolay yanı şuradadır: kimsenin doğru dürüst fikri olmadığı için herkesin çok önemli fikirleri vardır. Ağzı çokça söz yapmayan adamların hanımları kocalarının ağzı söz yapan arkadaşlarına hayran olurken, kadın hakları konusunda aşırı duyarlı hanım kardeşlerimiz kocalarının arkadaşlarına altın değerinde söylevler çekerken, bu arada kulak ansiklopedisi yoluyla herkes birbirinden yalan yanlış bir şeyler öğrenirken günler öylece geçer gider.
Adam akşam vakti kardeşinin evine damdan düşer gibi düşüyor. Gerekçe hep aynı: geçiyordum uğradım. Şöyle yüzünüzü görüp gideceğim, ne olur benim için düzeninizi bozmayın. Beş dakikalığına uğramış olan adam dört saat sonra kalkmaya niyetlenir. Eh hadi ben gideyim artık. Gidecektir ama poposu koltuğa yapışmış olduğu için bir türlü kalkamaz. Dört saatin üstüne bir buçuk saat daha koyun. Eh artık ben gideyim, sizin de uykunuz gelmiştir. Yemek çok nefisti, bak onu söylemeden gitmek istemem. Yengemin ellerine sağlık. Kapıda yani ayakta bir on beş dakika daha cila ya da yolluk kabilinden ek muhabbet. Herifçioğlu ne kadar beliğ olduğunu altı saate yakın gösterip gittiğinde bitkin düşmüşsünüzdür. Neyse ikinci bir gelişe kadar rahatsınız.
Bir iki kere çok oturma konusunda sabrımı deneyenler oldu, görüşmemiz bitmiştir kalkıp gidebilirsin dediğimde düş kırıklığına uğramışlardır. Kimsenin aptallıklarını çekemem doğrusu. Canım kadar sevdiğim insanlar bile aptallık ettiklerinde tepkimi gösteririm. Bir saat bilemedin iki saat görüşmeden sonra ayaklarım karıncalanmaya başlar. Sen benim yaşamımdan beş saati altı saati nasıl çalarmışsın. Senin için zamanın önemi yok. Senin için zaman bitirilmesi tüketilmesi geçirilmesi gereken bir şey. Benim için öyle değil. Meyhanelerde geçen zamanlara çok acırım. Sokaklarda çarşılarda evlerde hatta derslerde boş geçirilen zamanlara çok acırım. İnsanlar zamanı iyi kullansalardı dünyamız böylesine dağınık böylesine verimsiz bir dünya olur muydu? Gerçekte bir yoksunluklar dünyasında yaşıyoruz. Dünyamızda aşk yok sevinç yok. Altmış yıl öncelerden kalma eski dostunuz belli ki yıllarını yalnız küçük şeyler elde etme yolunda geçirmiş, gelmiş durmadan konuşuyor. Dayanılır şey mi!

BİR CEVAP BIRAK

sixteen + 18 =