Takatakara Mankara*

Geçen hafta, Bitez Belediyesi’nin düzenlediği şiir gününü kaçırdım; keşke orada olaydım.

Oysa, ne zamandır yüksek sesle şiir dinlememiştim, kulağımın pası açılırdı, gönlüm ferahlardı. Son dinlediğim şair bir Amerikan edebiyatçısıydı da gelgelelim, vallahi, adını şimdi anımsamıyorum bile… Demek şiir o zaman bana gerekli değilmiş!

Şiir insana sıkıntılı zamanlarında lazım olur, Lokman Ruhu gibidir, her iç daralmasına uygun bir şiir vardır.

Bitez’in Arapçavuş kahvesinde düzenlenen etkinliğe 200 civarında şiir-edebiyat sever katılmış; ne güzel… Konuklar arasında İtalyan şair ve romancı Giuseppina Amodei, tiyatro sanatçısı Ergin Ocaklı ve Bodrumlu şair-yazar Zübeyir Batur vardı. Kendi seslerinden şiirlerini okumaları Bitez’in şiir gereksinmesini bir süreliğine karşılamış olmalı. Şiir bir gereksinmedir!

Fransız şair Jean Cocteau der ki, “Şiirsiz edemem, ama onun ne işe yaradığını da bilemem!”

Şiir aslında sözcüklerin sihirli bileşimidir. Sıkça anlatılan bir fıkrayla örneğini verirler: Hani, bir parkta iki dilenci yanyana duruyormuş da bir tanesinin önünde tek metelik yokken, ötekisinin önü darphane kapısı gibiymiş… Meraklısı gidip bakmış, meteliksiz dilencinin boynuna bir kâğıt asılı: “Sadakalarınızla dokuz çocuk okutacağım, şöyle hastayım, böyle ustayım, kel, kör ve topalım!”

Meraklısı, ötekine, hani önünde bozuk para tepesi oluşmuş olana gitmiş, boynuna asılı kâğıdı okumuş: “Mayıs ayındayız ve ben körüm!”

İşte şiir budur. Mayıs’ın güzelliklerini göremeyen bir göze acındıran sözcüklerdir. Anlamı da Mayıs ve körlüktür. Ama şiirde her zaman anlam aranmıyor…

Şiirde anlamı ortadan kaldıran, gereksiz bulan şairler vardı, bir vakitler… Fransa bu tür acaipliklerin memleketidir ya, ilkin orada başlamıştı bu şiir akımı: Lettrisme adı verildi buna; Türkçemizle söylenirse, harfçilik…

Bizde de hemen meraklısı şairler görüldü; 1940’lı yılların şiirinde…

‘Şiir bir anlatım ve hissettirme sanatı ise’, diyordu bunlar, ‘sözcüklerin anlamlı olması gereksizdir, yeter ki kulağa hoş gelsinler ve dinleyen ona dilediği anlamı versin’, ya da diyorlardı, ‘kimin umruna, hiç vermesin bize ne!’

Onların yazdıklarında güncel ya da eski dilden sözcükler yoktur; ama varsayılırlar.Heceler anlamsız sesler çıkarmaya yarar. Bu harfçilik akımını Romanyalı şair İsidora İsou başlatmıştır, ardından ciddi ciddi bir sürü şair abuk subuk sözcükler üreterek şiir yazar; Allah akıl fikir versin dedirten…

İşte bir örnek size:

“Takatakara mankara

vele lulike kurike yav yav püf

Fese yese yesnen

fekkede bekkey tübüküm ha

Hü Hû Hu

Maskiti Ranâ

Ateşi tanüm beyki tanim tavâ

Hompa da limpampa da limpampâ

Kubidip dibi yâ!”

Bu şiirse, ben de Arabım!

Bana kalırsa, şiir şimdi, bence can çekişiyor; öldü ölecek…

Şöyle bir bakının şiir dünyasına, kaç şair kaldı geriye… Refik Durbaş’a şair baba deyin ve Ataol Behramoğlu’nu elinizden bırakmayın, Süreyya Berfe’yle Haydar Ergülen’i siz baştacı yapın; ardından şiir kapısının mandalını tutacak isim mi kalıyor?
Sanırım, şiire yapılan en büyük kötülük, aslına bakılırsa, şair olmayıp da şair hırsıyla yazan birtakım kendini tanımazların şiir diye ortaya çıkardığı takatuka gibi döküntülerdir. Onlardan bir ayıklansa şiirimiz?Var mı artık İlhan Berk, Cemal Süreyya, Edip Cansever, Turgut Uyar, Oktay Rıfat; ya Melih Cevdet, Ece Ayhan, Tahsin Saraç, Gülten Akın, a durun durun bitmedi, Salâh Birsel, Kemal Özer, Attilâ İlhan, Necati Cumalı, Can Yücel…

Bitez Belediyesi’nin öncülüğündeki şiir gününü, gecikmiş bir tebrikle kutlamamız gerekir. Hatta, bir sonrakini Bodrum’un duyarlı insanları iple çekiniz, aranızda İlhan Berk gibi bir ozanı yaşatmış, Halikarnas Balıkçısı gibi bir edebiyat çınarını sulamış Bodrumlular olarak alkışlarla destekleyiniz.

Bitez Belediyesi’ne, Reis beye, ne kadar teşekkür edilse azdır!

*Bu yazı GazeteKent’te de yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.