Talat’ın Londra ziyareti ardından

Talat’ın Londra ziyareti ardından

0
PAYLAŞ

Cumhurbaşkanı Talat’ın Londra ziyaretinin ardından on gün geçti. Ama öyle gösteriyor ki ziyaretin yankıları uzun zaman sürecek. İngiltere’de yaşayan biz Kıbrıslıtürkler bu ziyareti uzun zaman konuşacağız.

Öncelikle Cumhurbaşkanının ziyaret programını hazırlayanları kutlamak gerekir. KKTC Londra Temsilciliğinin ziyaretin başarısındaki önemli rolü de küçümsenemez. Şimdiye kadar KKTCden çok siyasiler İngiltere’yi ziyaret ettiler. Ama şimdiye kadar hiçbir siyasinin Talat’ın bu ziyareti kadar etkili bir ziyaret yaptığı iddia edilemez.

Ne kadar da sayın Talat “ben İngiliz Başbakanını değil, sizleri görmeye geldim” dese de Birleşik Krallık Başbakanı ile görüşen ilk Cumhurbaşkanı olması açısından bu görüşme çok önemli bir dönüm noktasıdır. Gordon Brown ile görüşmek için ister arka kapıdan, ister ön kapıdan ister Noel Baba gibi bacadan girsin!

Geçen haftaki yazımda Talat’ın halka açık toplantısından uzun uzun bahsettim. Küçük bir grubun ona karşı saygısız, provokatif tavırlarına değindim. Sayın Talat’ın bunlara karşı ne kadar vakur, sakin ve hatta esprütel cevaplar verdiğini anlattım. O toplantıda Talat İngiltere’de yaşayan Kıbrıslıtürklere şimdiye kadar alışık olmadığımız çok açık ve net mesajlar verdi. Özellikle seçme ve seçilme konusundaki olumsuz ve bana göre haklı düşüncelerini üzerine basa basa vurguladı. Ama ertesi gün Londra Türk Radyosundaki söyleşide bu ülkede yaşayanların KKTCdeki temsiliyeti konusunda pozitif mesajlar vererek halkın tepkisini bir nebze gidermeye çalıştı. Gel gör ki ona karşı önyargılı olanları ikna etmesinin olanağı yoktur. Çünkü bu ‘hakkı’ savunanlar diğer siyasilerin hiç gerçekleşmeyeceği kesin olan sözleri ile aldatılmışlardır.
Bana göre ziyaretin diğer önemli etkinliği dünyaca ünlü London School of Economics Üniversitesi salonunda gerçekleşti. Talat’ın halka açık toplantıda söyleyeceklerinin aynını bu sefer İngilizce söyleyeceğini bile bile o toplantı için davet almayı başararak toplantıya katıldım. Ertesi gün Facebook’daki sayfamda attığım başlık şöyle idi: “Akşam gençler LSEde bazı “Avrupa’lı” Kıbrıslıtürklere ‘medeni nasıl olunur’ konusunda güzel bir ders verdiler”. Hakikaten de LSE konferansında aynen bu şekilde bir durum yaşadık.

Konferans salonuna epeyce önceden gittim ve Kıbrıslırum gençlerinden oluşan küçük bir grubun protestosuna şahit oldum. Pankart açıp bildiri dağıtan gençlerin yanına gidip bildirilerini aldım ve pankartlarını okudum. Malum şeyler. Onlar da bizim tarfataki devekuşları gibi yıllarca aynı şeyleri ezber etmiş tekrarlıyorlar. Tamamıyle tek yanlı, objektiflikten uzan bir yaklaşım.

Sıkı güvenlik kontrollerinden geçerek salona ilk girenlerden olduğumdan protokolün hemen arkasında bir yere oturdum. Zaten oturacağın yeri seçme şansın yok. Nereye gösterilirse oraya oturman gerekiyordu. Çok da iyi oldu. Çünkü doğal olarak insan tanıdıkları ile oturur ve çene çalar bu tür etkinliklerde. Sol tarafımda işletmecilik üzerine master yapmak için Londra’da bulunan Türkiyeli bir genç vardı. Kıbrıs konusunda oldukça bilgili, çok gerçekçi görüşlere sahip aydın gençle epeyce konuştuk. Sağ tarafımda ilginç bir çift. Yanımda Yunanistan’lı bir Rum genci, onun yanında ise Türkiye’li Türk kız arkadaşı. İkisi de LSE’de okuyorlar. Onlarla yaptığım uzun sohbetten büyük bir zevk aldım. Her ikisi de konulara tamamen hakim. Zaten hocaları toplantıyı yöneten Profesör Şevket Pamuk.

Salon gerek LSE gerekse diğer üniversitelerde eğitim gören Kıbrıslıtürk, Kıbrıslırum, Türkiyeli, Yunanistan’lı, İngiliz öğrenci ve değişik etnik kökenlerden gelen eğitimcilerle dolu. Konferansın en sevindirici yanı izleyiciler arasındaki gençlerin çoğunlukta olması idi.

Konferans dünyaca ünlü professor Şevket Pamuk tarafından açıldığında salonda tıs yoktu. Profesör konuşurken istemeden küçük kardeşi, Nobel Literatür Ödülü sahibi Orhan Pamuk’un ‘İstanbul’ kitabında onunla ilgili yazdıkları aklıma geldi.
Önceleri biraz heyecanlı olan Talat’ın, dakikalar ilerledikçe kendine has rahat, samimi uslübü ile salondaki izleyicilerin takdirini topladığını gözlemlememek için çok önyargılı olmak gerekirdi. Konferansa en fazla Kıbrıslı, Yunanistan’lı Rum izleyicilerin Talat’a karşı tavırlarını izlemek için gitmiştim. Zaman zaman çaktırmadan bu izleyicilerin yüz ifadelerini etüt ettim. Hepsi de pür dikkat Talat’I dinlediler. Soru cevap kısmında bazılarının sordukları sorulardan doğal olarak Talat’ın görüşlerine karşı oldukları anlaşılsa dab u gençlerin ona karşı sergiledikleri saygılı davranış hakikaten bizim ‘Avrupa’lı’ Kıbrıslıtürkler için bir ders niteliğindeydi. Talat’ın konuşması bittiğinde onu alkışlamaları da görülmeye değerdi. Sanırım tüm konferans boyunca söz almadan ayağa kalkıp sinirli sinirli sözler sarfeden bizim toplumdan yaşlıca birisi oldu!
Konferans sonunda yanımda outran çifte görüşlerini sorduğumda Rum genç şöyle dedi ‘Doğrusu Talat’ın bu kadar rahat, samimi cevaplar vermesini beklemiyordum. Gösteriyor ki barış arayışında çok isteklidir. Umarım Kıbrıslırum liderler de aynı isteği ve kararlılığı gösterirler de bir an önce adanıza çözüm gelir”. Birkaç Rum genci ile de konuştum. Onlar da yanımdaki gencin görüşlerine katıldılar. Bir tanesi iki toplum arasındaki bu tür buluşmaların daha sık yapılması temennisinde bulundu. Onlara LSE’de ortak bir öğrenci grubu olup olmadığını sordum. Cevap olumsuzdu. “Belki bu şekilde bir başlangıç yapabilirsiniz” dedim ve yanlarından uzaklaştım. Biraz sonra hararetli hararetli konuştuklarını gördüm. Kimbilir belki de…
LSE Konferans bana gösterdi ki, gençler arasında beyinleri açık, önyargısz dinlemeye, öğrenmeye hazır hatırı sayılır bir zümre var. Buna şaşmadım tabii ki. Şaştığım şu. Kıbrıs’ın çözümünde ilerideki nesil, şimdiki Kıbrıslı gençler arasında niye köprüler kurulması için çaba harcanmıyor? Çözüm için bu şarttır. Yoksa???!!!

BİR CEVAP BIRAK