İtalyan bakışı ile Attila, Ankara’da

Büyük Hun İmparatoru ATTİLA’nın yaşamı da, bu farklı bakışlardan çokça nasibini almıştır. İki asır öncesinde, İtalyan müzisyen bakışı ile notalara dökülen ATTİLA’nın yaşamından bir kesit, günümüzde, İtalyan ve Estonyalı sanatçıların yorumlamaları ile bizden seslerle Ankara sahnelerine taşındı.

Geçtiğimiz yıl Verdi ve Wagner, doğumlarının 200.yılı nedeniye, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, tüm dünya da eserleri, daha etkin olarak sahnelere taşınarak anıldı. Bu süreçte ülkemiz de, çok sınırlı programlarla yerini aldı. Ancak bu sanatçıların eserleri, yine sahnelenmeye tüm dünya da devam ediyor.

Ankara Devlet Opera ve Balesi 2013 / 2014 sezonunda, İtalyan besteci Giuseppe VERDİ’nin ATTİLA Operasını, geçtiğimiz şubat ayı sonundan itibaren, Ankara’da sahnelemeye başladı. Ülkemizde, İstanbul Devlet Opera ve Balesi bu eseri, 1982 / 1983 sezonunda İstanbul’da sahneye taşımıştı. 20 yılı aşkın bir süre sonunda, şimdi Büyük Hun İmparatoru Attila, Ankara’da sahneleniyor.

Milattan sonra 4.Yüzyılda Hunların, Orta Asya’dan Avrupa sınırlarına ulaşmaları, Avrupalıların Moğollara karşı savaşları, 5.Yüzyılda da sürmüştür. Avrupa’nın, bu yüzyıldan başlayarak, geliştirdiği barbarlar yaklaşımının izleri, günümüzde de ne yazık ki sürmektedir.

Bu savaşlarda, Attila’nın kazanımları efsaneleşmiş, masal ve deştalarda kahraman olarak yer almıştır. Günümüzde de, Attila isminin çocuklara hala verilmesinde ki yaygınlık da buradan kaynaklanmaktadır. Alman destanlarından, macar edebiyatına uzanan geniş çizgide, Attila’ya bakış ve farklı yorumlar getirilmiştir. Bu farklı yorumların başında da Attila’nın ölümündeki sır perdesidir. Ölmüşmüdür, öldürülmüşmüdür. Dehşet saçan bir adam, kibirli bir insan, savaşı seven bir kahraman, bazen zalim bazen insancıl, ya da üstün vasıflı sakin bir lider.

Toplumumuzda ve bizim dışımızda farklı değerlendirmelerle, günümüze kadar ulaşan tarihi bir kimlik.

Bu tarihi kimliği, opera diliyle, notalara dökerek, sahnelere iki asır öncesi taşıyan bir sanatçı müzisyen, İtalyan besteci VERDİ. Librettosu da yine bir İtalyan’a, Temistoçle Solera’ya ait, iki yüzyıla yaklaşan süreç te Attila, opera sahnelerin de, Verdi’nin notaları ile yaşam bulmayı sürdürüyor. 20 yıl önce İstanbul’a geldikten sonra, şimdi de Ankara’da, bu sene perde dedi.

Opera deyince, küçük bir Baltık ülkesi olan Letonya hemen öne çıkıyor. Riga, Letonya’nın başkenti. Burada yetişen bir çok opera sanatçısı, dünyanın değişik ülkelerinde sahnede, ya da sahneye konulmasında, görev yapıyorlar. İtalyan Verdi’nin Attila Operası, Letonya Riga doğumlu Andrejs Zagars yorumuyla, Ankara’da sahneye konuluyor. Kostümler de Letonyalı bir sanatçının, Kristine Pasterka’ni elinden çıkma. Yardımcı rejisör ise, yine Baltık kıyılarından Litvanya’dan gelen Gediminas Sedükis.

Benim izlediğim, 5 Nisan cumartesi akşamı, orkestrayı da bir İtalyan yönetiyordu. Alessandro Cedrone, orkestra şefi olma kimliğinin yanısıra, keman sanatçısı olma ve koro şefi kimliğini de taşıyor. 2007-2012 yılları arasında da, Ankara’da bir çok operanın sahnelenmesinde görev alan, Ankaralılarca tanıdık bir isim olma özelliğini de taşıyor.

Sahnede yer alan sanatçılar ise bizden sanatçılar. Attila rolünde Tuncay Doğu, bir kahraman kimliği ile karşımızda. Sert açımasız bir savaşçı olduğu kadar, duygusal ve yumuşak kimliğini de sahneye taşıyor. Savaşçı olması ile aşık olması arasındaki farklılığı, insanın bütünlüğünü canlandırıyor. Sesi ile sahnede duruşu ile vücud dilini kullanımı ile de, Attila kimliği üzerine oturuyor. Eserde sahnede ölümü, fethettiği ülkede, aşık olduğu ve evlendiği, Ödebella’nın intikam alması sonucu, onun elinden gerçekleşiyor. Bu yorumlama ile de, aşkının ve sevgisinin, intikam duygusuyla kurbanı oluyor. İki saati aşan opera suresince Attila’nın, liderliği, kahramanlığı, duyguları, insancıl yönü ve kaderi, Tuncay Doğu ile yaşam buluyor.

Ödebella’nın nişanlısı Foresto’yu geçtiğimiz yıl Verdi ve Wagner yılı nedeniyle, yorumuyla, Avrupa sahnelerinde de yer alan, Ünüsan Kuoğlu sahneye taşıyor. Hunlara esir düşen nişanlısını kurtarmak isteyen aşık. Adriyatik kıyılarında Hunlara karşı zafer kazanmak isteyen, toplumun bu beklentilerine yanıt vermesi beklenen lider. Nişanlısı tarafından kendisine sadık mı, yoksa aldatılıyor mu çelişkisini, sürekli taşıyan bir insan. Bu gelgitleri sahnede duruşuyla da, çelişkisinin içine bizi çekiyor. Verdi yorumlamada ki ustalığını da, sergilemeyi sürdürüyor.

Roma Elçisi Ezio. Opera da önemli bir işlev yükümlenen diğer bir karakter. Serkan Kocadere, Attila, Foresto ve Ödebella arasındaki üçgende, değişik tutumları ile sahnede yer alıyor. Daha önce, başka Verdi operalarında izlediğim ve bu sütunda paylaştığım izlenimlerimi, bir kez daha yinelemek isterim. Sesi ile fiziği ile sahnede duruşu ile, taşıdığı rolün hakkını veren ve seyirciyi sürükleyen bir sanatçı.

Ve Ödebella, esir düşmüş, ezik, ancak onurlu ve dirençli bir kadın, Babasının intkamını alma düşüncesi ile yaşıyor. Attila’ya yakın görünürken, onun güvenini kazanırken, nişanlısı Foresto’nun kıskançlığını gidermeye çalışırken, sahnede bir kimlikden diğer bir kimliğe sürekli geçiş içinde. Acısı ve ıntıkam hissi, on planda ve Attila’nın sonu onun kılıcı ile oluyor. Sesi ile olduğu kadar zarif görüntüsü ile de, Ödebella, Seda Aracı ile sahnede yaşam buluyor. Son vuruş, onun vuruşu. Bu ölümde az da olsa, sevgi hiç yer almadı mı acaba. Bunu hissettiriyor doğrusu.

Attila’nın kölesi Üldino da Metin Turan, Leona da ise Serkan Sevinç, o akşam sahnede yer alan sanatçılardı. İtalyan Emanuela Aymone, Türk Mustafa Erdoğan ve Bulgar Lyubomıra Aleksandrova olmak üzere, üç ayrı koro şefinin çalıştırdığı koro sanatçıları da, bu bütünlük içinde yer aldılar.

Savaş Camgöz’ün, dekorunu beğendiğimi ve sahnelemeye uyum kazandırdığını da, özellikle belirtmek isterim. Değişik yorum getirme amacı ile dekor üzerinde farklı yorumlamaların, bazen oyunun bütünlüğüne uymadığını gördüğümden, bu kez sahnede dönemin yansıtılmasın da, başarılı olduğu görüşündeyim.

Attila Operası, yarından sonra çarşamba akşamı, sezonun son temsili olarak sahnelenecek. Gelecek yıl da devam edecek. Yaz aylarında ülkemizdeki festivallerde yer alıp almayacağını bilemiyorum. İstanbul’dan, Karadeniz ve Marmara kıyılarından Avrupa’ya seslenir mi bakalım. Aspendos’da sahne alması halinde çok farklı duygular yaşatacağını düşünüyorum. Verdi yılına bir yıl sonra da olsa, Akdeniz kıyılarından selam göndermek de farklı olacaktır.

___________________________

Ankara. 14 Nisan 2014. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 × 4 =