Tandoğan’dan doğan güneş

Tandoğan’dan doğan güneş

0
PAYLAŞ

Sistematik olarak tekrarlan bu söylemler insanlara ‘öğrenilmiş çaresizlik’ duygusu aşılar. Ve sonuçta; sorunlar karşısında sorumluluk almaktan kaçınan, ilgisiz, duyarsız, herşeyi başkalarından bekleyen, umutsuz, örgütsüz, herşeyi eleştirip hiçbirşey yapmayan, tepki vermeyen insan profilleri oluşur. 


Daha düne kadar siyasallaşmış islam karşısında “toplumda ciddi bir arayış ve bulamayış hakimdi”.  Cumhuriyet değerlerinin hızla aşındığını görenler: “Saptamalar güzel de, atılacak bir adım söyleyin”, “Ne yapmamız gerekir?” diye yakarıyordu. Başlangıçta insanlar, cevabı “kendileri” dışında hemen her mercide aradı. Denize düşen yılana sarılır misali, AB’den, TSK’ya kadar kimlerden medet ummadılar ki? Cumhurbaşkanlığı makamından anıtkabire kadar kimlere sığınılmadı? Bir ‘mucize’, bir ‘kahraman’, hatta bir ‘diktatör’ bekleyenler bile vardı.


Ne zaman ki bıçak kemiğe dayandı, herşeyin üzerine bir de “cumhurbaşkanı” dayatıldı, o zaman insanlar asıl “güvence”nin kendileri olduğunu anladı. Tehlikeyi sezen hayvan sürüleri misali “içgüdüsel” olarak Ankara’da toplandılar. Herşey biraz spontane gelişti aslında. Hiçbir siyasi partiden, dernekten, oluşumdan, platformdan medet ummadan, medyadan destek almadan, geniş katılımlı bir “halk toplantısı” kotarıldı. Örgütleyenlerin vizyonunun çok ötesinde, “ortak endişelerini” haykırmak için geldi insanlar. İktidardan yana olmayan herkes için, ortak payda: ‘cumhuriyeti, demokrasiyi ve laikliği korumak’tı.


Kuruluşundan sonra 10 yıl boyunca Atatürk’ün öğretmeye çalıştığı ve son 50 yıldır da unutturulmaya çalışılan cumhuriyet değerlerine “halk“, ilk kez, sahip çıkıyordu. İnsanlar ‘Bu cumhuriyet benim’ diyorlardı.  ”Demokrasi” cilalı bir sözcük olmaktan çıkıp halkın hizmetine sunuluyordu o gün; ‘düşüncelerini özgürce ifade etme hakkı’ ve ‘toplanma’ hakkı olarak. Hem de tarihin en barışçıl, en sakin, düzeyli, keyifli, güleryüzlü, coşkulu mitingiyle… Dinciliğe, gericiliğe karşı demokratik tepkiler vererek. Sesi yükseltip, tansiyonu yükseltmeyerek:


“CUMHURİYET DÜŞMANI, OLMAZ CUMHURBAŞKANI”
“ÇANKAYA’NIN YOLLARI ŞERİATA KAPALI”
“TÜRKİYE LAİKTİR, LAİK KALACAK”
“GELDİKLERİ GİBİ GİDECEKLER”
“İSLAM DEVLETİ İSTEMİYORUZ”
“MOLLALAR İRAN’A”


Meydanda bulunan parti başkanları anons edilirken: “CHP Genel Başkanı Deniz Baykal….DSP Genel Başkanı Zeki Sezer….. BCP Genel Başkanı Mümtaz Soysal da bugün aramızdalar…“ kalabalıkların haykırışları duyuldu: “BİRLEŞİN!!! BİRLEŞİN!!! BİRLEŞİN!!! BİRLEŞİN!!!“ Herkes avazı çıktığı kadar bağırıyordu: “BİRLEŞİN!!! BİRLEŞİN!!! BİRLEŞİN!!! BİRLEŞİN!!!“ Miting boyunca en çok atılan slogan oldu: “BİRLEŞİN!!! BİRLEŞİN!!! BİRLEŞİN!!! BİRLEŞİN!!!“ Kalabalık tek vücut olmuş, neredeyse yalvarıyordu: “BİRLEŞİN!!! BİRLEŞİN!!! BİRLEŞİN!!! BİRLEŞİN!!!“


Atilla İlhan’ın, Kurtuluş Savaşı gibi tabandan doğan milli hareketlere yakıştıran “dip dalgası” kavramı, 1980’lerden sonra ilk kez Tandoğan’da kendisini gösterdi. “Cumhur” meseleye el koydu. Dip dalgası, tsunami oldu.  İnsanlar sağında solunda yürüyenlere baktı… Onların sesine kulak verdi… ”Onlarda benim gibi, yalnız değilmişim. Bu kadar kalabalıksak bir şeyleri değiştirebiliriz” inancı gelişti.


Daha çok orta sınıftan, okumuş, son derede düzeyli, cumhuriyet değerleriyle büyümüş, aydınlık yüzlü, sade, saygılı, sağduyulu, fedakar, sizin benim gibi insanlar… mühendis, mimar, akademisyen… Ortak kaygıları paylaştıkları, omuz omuza durdukları köylü, esnaf, memur… en ücra beldelerden koşup yetişmişler… tüm çilelere rağmen gülebilmişler… İki elleri kanda olsa gelebilmişler…Bu yoksulluk denizinde yüzük/bilezik satıp bilet almışlar. Hep birlikte olmanın, dayanışmanın gücüyle bir meydan okuma yayılmış meydanlara:


“ÇI…..KA…..MAZ….SIN TAYYİP, ÇIKAMAZSIN TAYYİP…”
“SATTIRMAYIZ VATANI, KASIMPAŞA İMAMI”
“ÇANKAYA’YA DEĞİL, YÜCE DİVANA”
“TAYYİP, BİZE DE DAVA AÇSANA”
“TÜRKİYE AYILDI, İMAM BAYILDI“


Rejim kaygısıyla haykıran bir ulus haber değeri taşımanın çok ötesinde tarihsel bir başlangıca işaret ederken karteller üç maymunu oynadılar: Görmedim – Duymadım – Konuşmadım. Haber kanalıyız diye geçinen NTV ve CNNTurk’e susturucu takılmıştı. TRT, öğle namazı dolayısıyla kapalı. Ancak, uyuşturucu niteliğindeki ‘dizileri’, ‘yarışmaları’ bile Ankara’yı gizlemeye, görmezden gelmeye yetmedi. Sağduyusunu kaybetmemiş bir-iki kanal bu dirilişi gözler önüne sermeye yetti. İnsanlarsa kendilerine bu denli “yabancılaşmış” medyanın notunu zaten çoktan vermişti:


TAYYİP’İ ALANA AYDIN DOĞAN BEDAVA….
SATILMIŞ MEDYA, BUNLARI DA YAZSANA….


14 Nisan’da Ankara’da olmak bir ayrıcalıktı. Ortamdaki o müthiş “enerji”yi hissetmek bile yeter. “Benim gibi düşünenler var’ sözü bile mutlu eder.  Birbirine kenetlenmiş, statükoyu değiştirecek güçlü ve bilinçli bir kamuoyunun oluşumuna şahit olmak bile yüreklere su serper. Ancak esas özveri, özellikle “muhalefet cephesinde”, bundan sonra gerekecek. Bakalım bu tepkiyi sandığa yansıtabilmek adına “egolarını” askıya alabilecekler mi? Bize ise geleceğimizi kaybetmemek için, bağımsız, özgür bir Türkiye’de yaşamak eskisinden daha gür sesle bağırmak düşecek. 


 


 

BİR CEVAP BIRAK