Tango Europa ve politika…

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 21 Mayıs’ta, sezonun son bale eseri olan Tango Europa ile bahara merhaba dedi. Eserin  promieri de harikaydı.
Avrupa’ya yolculuk serüveninin sanatsal mesajlarını anlattığını sandığım- herkes öyle algılar mi bilemem-Tango Europa eseri gerçekten görülmeye değer.
Özellikle de politikacıların görmesi gerekir.
Avrupa’ya yolculuktan öte, sanat, sanatcı, bale ve opera açısından nereden nereye gelindiğinin göstergesi olan bu oyundan bazı dersler çıkarmak çok mümkün.
Gelelim eserin içeriğine.
Tangol Europa üç perde. Birbirinden bağımsız. Ama tümünü dikkate aldınız mı, birbirine tamamlayan ve Avrupa’ya yolculuğu,  üç perdede üç önemli aşamasını görebilirsiniz.
Birinci perde: Oyunun adı, “İn light and Shadow” Koreografi Polonyalı Krzysztof Pastor’a ait. Sahneye Ewe Lawson koymuş. Eser sorumlusu: Zeynep Odabaşı. Repetitör : Armağan Davran. Kondüvit: Aslı Öngören- Murat Saydam. Dekor: İsmail Dede, kostüm: Nursun Ünlü ve ışık Fuat Gök. Müzik J.S. Bach’a ait.
Bach eşliğindeki birinci sahne biraz ritmik cimnastiği andıran görüntüleri ile önce hayal kırıklığı yaratır gibi oluyor. Koreograf  umarız  daha başlangıçta“19 Mayıs gösterileri” etkisinde kalmamış olsun. Kalmış olsa daha iyi ama bu kadar monotonluk haksızlık sayılır. Oysa eser daha sonra öylesine açılıyor ki, neo-klasik örtüşme bu kadar olabilir.
Gerçekten sanat eleştirmeni değilim ama içimden geldiğince ve neler hissediyorsam onları yazmaya çalışıyorum. Duygularımı tahlile çalışırsam, klasik bale ile modern dansın böylesine sevdalanabileceğini aklımın ucunda dahi geçiremezdim. Belki benden  başkası da geçirmemiştir o  da ayrı.
Gelelim siyasi mesaja: Bana göre klasik balenin modernle entegre olması (bütünleşmesi) cumhuriyetin demokrasi ile kucaklaşmasını simgeleyebilir. Alınan yolu, ya da yol haritasını çağrıştırabilir.
Esere “müzikal” yüklemeler yapılmış. İyi de olmuş. Bale ve müzikal unsur kaynaşmış.
Gelelim ikinci perdeye: Eserin adı Mozart Sinfonia. Koreograf: Mauro Bigonzetti. Sahneye Karl Burnet koymuş. Eser sorumlusu Armağan Davran. Repetitörler: Armağan Davran-Anjelik Uygan. Kondüvit: Aslı Öngören-Murat Saydam.
İkinci perdenin durum-vaziyeti: Tabii klasik ve modern balenin kucaklaşması burada da hakim unsur. Ancak erkek, yani baletlerin, biraz da birbirine benzer sololarının uzunluğu sıkıcı gelebilir bazılarına. Eğer “metroseksüel erkek” imajı ve ayrımcılığı mesajı verilmek istenmişse delikanlıları (!)  “bozar” gibi.
Ama bazı bazı erkeklere, baletlere pozitif ayrımcılık yapılmış gibi. Tabii burada yoğunluk kazanan  “bale ruhu” Mozart Senfonia’da çok güzel ortaya konmuş. Belerinlerin cisimleri (bedenleri) adeta görünmüyor, sanki ruhları dansediyor gibi. (Kadınlar, balerinler için pozitif ayrımcılıkı yapma hakkımı kullanıyorum)
Gelelim siyasete: Bu sahnede demokrasinin faziletleri sergilenmek isteniyor gibi. Tabii ki cumhuriyet ve ulusalcılık ögeleri ihmal edilmiş değil ama klasik-modern kaynaşması, demokratik sistemde mutluluğa giden yolun kolay olmadığını da anlatmaya çalışıyor.
(Nasıl yazıyorum-atıyorum ama)
Şimdi sıra son perdede: Eser: Just One Of Those Things. Koreograf: Christopher D’amboise. Sahneye Koyan: Christiana Latr’e. Eser sorumlusu: Zeynep Odabaşı. Müzik: Irvıng Berlın-Cole Porter. Repetitörler.Ayfer Alpman-Hülya Dizmen- Özlem Kuru Kofalı.
Finaldeki renkler: Caz müziği ile modern bale, ya da caz ile klasik bale nasıl harmanlanır, nasıl tadından doyulmaz hale sokulur gelin görün. Bu kadar mı olur içe geçmek, bu kadar mı olur  seyirciyi oyuna katabilmek. En vurucu sahne bu.
Tek kelimeyle: hem üçüncü sahne, hem eserin tümü “Olmuş”…
Finalde ne isterseniz değil, ne gerekiryorsa ortaya konmuş. Kabare çağrışımı desek var. Muzikal unsur harika. Tabii Hisseli Harikalar Kumpanyası değil burası ama modern bale-caz, müzikal kıvamında bu kadar güzel sergilenebilir. Ponponlu kızlar eksik diyenler bile çıkabilir. Hatta tavşan kızları bekleyenler bile olmuştur. Ama bale bu. Saanat dışında, görsellik dışında, esttetik dışında başka beklentileri olanlar avucunu yalasın.
Siyasi mesaj: Modern Batı toplumunun artık “muhafazakar- tutuculuk” ikiliminden sıyrıldığını, liberal demokratlığın dünyanın yükselen değeri olabileceği vurgulanıyor adeta (ben bu hayalden yazma işini kavradım galiba)
Son söz: Dokuzuncu Senfoni değil ama 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel,  katıldığı klasik müzik konseri sonrasında elinde şapkası sahneye fırlayıp marşı çalan orkestra ile dinleyicilere “İşte çağdaş Türkiye” dediği günden bu yana 10 yıl Marşı simge haline gelmişti.
Demirel gelsin burada da sahneye çıksın: “Çağdaş Türkiye” dediği ülkemiz kendisinden sonra nerden nereye gelmiş, görsün.
Görsün de eseri ayakta alkışlamasın…

Önemli Not: Devlet Opera ve Bale Genel Müdürü-Genel Sanat Yönetmeni Meriç Sümen Kanan, koltuğunu bırakmadan önce bir iyilik yapsın da şu salondaki koltukları bir elden geçirsin. Yani yenilesin. Hem sanat ve sanatcıya, hem de sanata tutkun Başkentli seyirciye haksızlık yapılıyor galiba… Bel fıtığı hastalığı kapımızı çalmadan  pamuk eller cebe atılsın, ortopedik koltuklar dönemi açılsın yani…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.