Tanrı’nın geri dönüşü

Dinin politika’ya alet edilmesi konusu Türkiye’de eski bir konudur. Konu batı gündeminde de ağırlığını her geçen gün daha fazla duyuruyor. Ancak batıdaki boyut, Türkiye’den farklı. Orada, “politikacılar, oy toplamak için dini araç olarak kullanıyor mu? Kullanıyorsa, başarılı olabiliyorlar mı? Başarılılarsa neden?” sorularının yanıtı aranıyor.

Konuya önce Avustralya’dan başlayalım.

2006 yılında, o zamanın İşçi Partili milletvekilerinden biri, parlamento kürsüsünde yaptığı konuşmada, kiliseleri politikayla daha çok ilgilenmeye davet ediyordu. O milletvekili, bugün Avustralya’nın başbakanı. Yani Kevin Rudd.
Batı dünyasında Tanrı’yı politikada kullanmakta Amerikalıların üzerine kimse yok. 2006 yılında Kevin Rudd, daha partinin lideri bile değilken, ABD Başkanı George W. Bush’un hristiyan oylarını çekmedeki başarısından esinlenerek, aynı Avantajdan Avustralya’da İşçi Partisi’nin de yararlanmasını planladı. “Hristiyan oyları Liberaller’in tekeline bırakamayız” diyordu Rudd. O yıl, Noel’de seçmenlerine kutlama kartı gönderen İşçi Partili milletvekillerinin bazıları, kartta (tesadüfen!) kilise önünde çekilmiş fotograflartını kullanıyorlardı.

Kevin Rudd, 2 Ekim 2006’da Hristiyanlara sıcak mesajlar gönderen politikasını ABC Televizyonu’na şöyle açıklamıştı:

“Geçen seçimlerde Family First Partisi’nin (hristiyan ve muhafazakar değerleri öne çıkaran bir parti) tercihlerini Liberal ve Ulusal pratiye vermesi bizi endişelendirdi. Çok iyi İşçi Partililer Queensland’da seçimi kaybetti. Amerika’da da Cumhuriyetçilere kiliselerden güçlü bir destek geldiğini gördük. Sesimizi yükseltmenin zamanı gelmişti. Parti meclisinin de desteğiyle ben de konuşmaya başladım.”

İşçi Partisi’nin hristiyan oyların peşine düşmesi, bu ülkede hristiyanların bileğini kimsenin bükemediği anlamına gelmesin sakın. Bir kere Avustralya, her dört kişiden birinin inançsız olduğu, yalnız dünyanın geri kalanına değil, Tanrı’ya da epeyce uzak duran bir ülke. Geleneksel olarak Avustralya’da din, Amerika’da oldugu gibi kolay kolay politika’ya çekilemez, Avustralya halkı bundan hoşlanmaz. Bunun en iyi kanıtı çıkan yasalarda görülebilir. Kilisenin bu güne kadar geçmesini istediği hiç bir yasa, parlamentoda kabul edilmedi. En azından kilisenin istediği şekilde…
Öte yandan, Belki Avustralya dinin politikada Amerika gibi kolayca oynandığı bir ülke değil, ancak yeni yapılan bir araştırma, politikacıların din unsurunu gün geçtikçe daha çok kullandığını gösteriyor.

Melbourne Üniversitesi siyaset bilimcisi Anna Crabb, 2000 – 2006 yılları arasında önde gelen 60 federal milletvekilinin yaptığı 2 bin 422 konuşmayı içerdikleri dini referanslar bakımından incelemiş. Bu konuşmalarda hristiyanlığa gönderme yapanların başında muhafazakar siyaasetçiler değil, İşçi Partili Kevin Rudd geliyor. Başbakanı eski Maliye Bakanı Peter Cosletto, onu da şimdiki Maliye Bakanı Wayne Swan izliyor.

Crabb’ın araştırmasına gore 2000 yılında yapılan konuşma metinlerinin yüzde 9’unda tanrı, hristiyanlık, kilise, dua, Hazreti İsa, İncil, inanç gibi dini terimler kullanılmış. ,Dini referanslar içeren konuşmaların oranı 2005’de yüzde 25’le zirveye ulaşmış, 2006’da yüzde 22’ye düşmüş. 1990’larda Avustralyalı önde gelen politikacılar arasında dini referans gösteren politikacı ise neredeyse yok. 2004 yılına kadar yapılan konuşmalarda Ulusal Parti (kırsal kesimi, çiftçileri temsil ettiğine inanılır) milletvekilleri bu terimleri bu daha cok kullanmış, 2004’den sonra liderliği İşçi Partili vekiller ele geçirmiş.

Bu araştırmanın sonuçları yayınlandıktan sonra, eski İşçi Partili Federal Bakan Carmen Lawrence, The Age gazetesine “Tanrıyı demokrasinin dışında tutalım” başlıklı bir makale yazdı. Lawrence yapılan araştırmaya konu olan konuşma metinlerinin daha çok 11 Eylülü takip eden dönemde, anti terörizm yasasının çıkarılması sürecinde yapılan konuşmalar olduğuna dikkat çekti ancak eklemeyi de ihmal etmedi. “Bu süreçte bir çok milletvekilinin, dönemin Liberal Başbakanı Howard’ın Irak’a asker gönderme kararını haklı çıkarmaya çalışırken, Hristiyan kimliklerine gönderme yapmasını dehşete kapılarak izledim.”

Şimdi Batı Avustralya’da bir üniversitede ders veren Lawrens’in kendi tecrübelerinden yola çıkarak milletvekillerinin dini referans göstermesinin nedeni konusundaki açıklaması şöyle:

“Siyasi fikirler arasındaki farklar erezyona uğruyor. Pazar ekonomisi, partileri birbirine daha çok benzer hale getiriyor. Seçilmiş milletvekileri, oylarını belli bir yönde neden kullandıklarını açıklamakta gün geçtikçe daha zorlanır hale geliyor. Bu durumda din, onlara bu zor durumdan kurtulma şansı veriyor.”

***

John Micklewait, ünlü The Economist Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni. Yeni kitabının adı: “God Is Back: how the global revival of faith is changing the world” (Tanrı’nin geri dönüşü: İnancın küresel düzeyde canlanması, dünyayı nasıl değiştiriyor.

Din olgusuna küresel düzeyde bakan yazar, Batı Avrupa ve Avustralya hariç, dinin bütün dünyada büyük bir ilerleme içinde olduğunu öne sürüyor. Kuzey ve Latin Amerika, Asya ve Afrika’da Tanrı’nın işleri iyi gidiyor. Modernite arttıkça, Tanrı silinir, laiklik artar teorisi Batı Avrupa ve Avustralya hariç, günümüze uymuyor, diyor yazar.

Yazar Çin örneğini vermiş. Bu ülkede Komünist Parti’nin üye sayısı 70 milyon. Hristiyan sayısı ise 100 milyon. Çin, yani organize dinin teşvik edilmediği bir ülkeden bahsediyoruz.

Dinin Çin’de büyümesinin nedeni yasaklar. Eski Roma, Hristiyanlığı yasaklayarak bu dini nasıl canlandırmışsa, Çin’de de aynı şey oluyor.

Çin hükümeti bir yerde 25’den fazla kişinin bir araya gelmesine izin vermiyor. Evlerde toplanan hristiyanlar, 25 rakamına ulaşınca grup bölünüyor ve ikinci grup başlıyor. Amip gibi bölünerek çoğalıyorlar. Çin diyor yazar, dünyanın en büyük hristiyan ülkesi ve en büyük Müslüman ülkesi olmaya da aday. Bu ulkedeki müslüman sayısı, Suudi Arabistan’dan fazla.

Çin’de kırlarda katolizm, kentlerde protestanlık hakim. Kentlerde en modern insanlar, sosyal statü elde etmek ve ilerlemek için dini kullanıyor. Yeni burjuvaziye mensup kök hücre araştırmaları yapan profesör protestanlığı seçiyor. Kırsal alanda yoksullar, küreselleşme fırtınasından kurtulmak için din şemsiyesi altına giriyor.

Yazara göre başka bir neden daha var insanların dine yönelmesinde. Neden ilginç: “Dine inanan insanlar daha sağlıklı, daha zengin ve daha akıllı, diğerlerine göre daha uzun yaşamaları söz konusu, daha iyi eğitimli. En azından Amerikada durum bu.”

Yazara göre dine dönüş 1970’lerde başladı. Bugünkü en büyük din savaşları, o zaman oldukça laik kavgalardı. Sözgelimi bugünkü İsrail – Filistin çatışmasına bakın. O zamanlar Israil’in başında laik Ben Gorion vardı. Filistin Kurtuluş Örgütü ise hristiyanların çoğunlukta olduğu bir örgüttü.

1970’lerde ne oldu? İran devrimi, Vatikan’da 2. Jan Paul, Amerika’da Jimmy Carter laisizmi sarstı. 1974 petrol krizi kapitalizmi tözkezletti. Komünizmin özgürlükçü söyleminin üzerindeki pullar döküldü. İnsanlar bunlara sırtlarını döndü. Din kazandı ve bu durum 1990’lara kadar anlaşılamadı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.