Tarihi doğru öğrenmek. Sevr’den Lozan’a

İSMAİL BAYER –  Tarihi doğru öğrenmek gerekiyor. Belgesiz, gerçeklere aykırı açıklamalar ya da saptırmalar ve yabancılaştırmaya, günümüzde çok rastlanıyor. Geçtiğimiz ekim ayı sonunda, İstanbul Gedik Üniversitesi’nin düzenlediği konferansdan bahsetmek istiyoruz. “Sevr’den Lozan’a Türkiye Cumhuriyeti Devleti Değerleri”
25 Ekim 2018 de İstanbul’da gerçekleşen, gün boyu süren toplantıda dile getirilen gerçekleri, yeniden yeniden genç nesile değil, tüm topluma yeniden, yanlışları, eksiklikleri aktarmak, giderek sadece bir görev değil zorunluluk oluyor.
İstanbul Gedik Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Falültesi ile İnsan Hakları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin düzenlediği bir toplantı. Bilim insanlarınca sunulan sekiz ayrı sunumda, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e geçerken,  Atatürk’ün adeta yaşamında izlediği, planlama ve strateji sürecini, bize canlı tarih gibi yaşatmaya çalıştılar. Günümüze ışık tutan gelişmeleri de gündeme getirdiler.
Programda ele alınacak konular ve sunumları, kimlerin hangi sıra ile yapacaklarına kadar, düzenlemedeki büyük emek ve katkısı olan, Prof. Dr. Berin Ergin’in açış konuşması ile gün başladı. Sevr’e giden yolda, şu cümlesinin altını yeniden yeniden çizmek istiyorum. “Yeni tarih yazmanın yanlışlığı”. Bu Konferans düzenlemesi, bu yanlışlığı gidermeye yönelik açık bir bilimsel duruş olarak tanımlanabilir. Tabii anlayanlara. Ama yanlışlıkları anlatmak ve farkında olunmasını sağlayark bilinç yaratmak gerekiyor.
Dr. Selim Sezer, “Osmanlı’nın Çöküşündeki İç ve Dış Sebaplar, 1.Dünya Savaşını Sonlandıran Antlaşmalar ve Osmanlının Toprak Kaybı” sunumuyla, bizi savaşın son dönemlerine götürerek bir durum saptaması yaptı. Çöken bir Osmanlı İmparatorlu’nun, geldiği noktayı açıklıkla gösterdi. Saray’ın adeta içine kapanmışlığı altında paylaşılan ve işgal edilen Osmanlı toprakları. Hatta sarayın burnuna kadar gelinmesini de.
Türkiye ve Osmanlı dönemi ile bir çok eser veren, günümüzde de Yeditepe Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Dr. Feroz Ahmad, “İttihat Terakki ve Dönemin Politik Durumunu” çizdi. Bir anlamda sarayın dışında oluşmaya başlayan yeni örgütlenme ve iktidar ortağının yapısını, Enver Paşa ve diğer kişiler ve gelişim sürecini aktardı.
Sabah, “Sevr Antlaşmasına Giden Yolda Osmanlı İmparatorluğu” başlıklı ilk oturumunun tamamlanmasından sonra, ikinci oturuma geçildi. Bu oturumda, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Yıkılışı Mondros ve Sevr” başlığı aitında, iki ayrı sunum gerçekleştirildi.
İlk sunum, “Osmanlı İmparatorluğu Politikası ve Mondros Ateşkes Antlaşması ve Sevr Barış Antlaşmasının Anlamı ve Önemi” üzerine gerçekleşti.. Büyük bir ilgi ile adeta bir ilkokul öğrencisi gibi izlediğimi ve geçmişimiz ile ilgili çok değerli bilgilere ulaştığımı belirtmek isterim. Sunumun süresi sona erip konuşmasını tamamlamak isteyen, Dr. Orhan Çekiç’e, Prof. Dr. Berin Ergin müdahale ederek, devam etmesini istedi. Ve konuşma aynı ilginç anlatımı ile büyük bir dikkatle izlendi. Sonuçta şu düşünceye vardığımı içtenlikle belirtmek istiyorum. Dr. Çekiç bu konuşmasını, özellikle TBMM’nde de yapmalı diye düşünmekten kendimi alamadım.
Bu bölümde ikinci konuşmayı, “Türkiye’de  Parlayan Yıldız Misak-ı Milli’yi Hzırlayan Kongreler ve Meclis Kurulumu” sunumuyla, Prof. Dr. Mehmet Karayaman, Sevr sonrası gelişmelere, Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit ilişkilerini de değindi.
Öğleden sonraki ilk oturumun başlığı, “Türkiye Cumhuriyet’ine Giden Yol”. Bu oturumun ilk konuşmasını yine Dr. Çekiç, “Kurtuluş Savaşı Lozan Konferansı ve İç Siyasi Çekişmeler” başlığı altında gerçekleştirdi. Adeta bir günlüğü okur gibi değil, yaşatarak, coşkulu bir şekilde o günlere bizleri taşıdı. Atatürk ve saray ilişkileri, Samsun’a uzanan yol. Erzurum da yaşananlar, Sivas’a geliş ve Ankara’ya ulaşım süreci. Ve sonrası adım adım İstiklal Savaşı. Vahdettin’in, “Ege’yi Kemalistlere teslim etmeyin” çağrısı ve bir dizi açıklamalar. Saray ve Anadolu’da ayrı ayrı yürüyen haraket.
Lozan’da gerçekleşen diplomatık süreç. İnönü olayı. Musul konusu dahil bir çok gelişmeler bir sinema şeridi gibi gözler önüne serilerek aktarıldı. Dr. Çekiç, kanımca bu konuşmasını ve bilgilerini değişik kent ve platformlarda, değişik izleyicilere karşı sürdürmeli. Bu bilgiler, üniversite çatısı altında ve sadece kitaplarında da kalmamalı. Anlatmalı. Günümüzde, yabancılaştırmaya, tarihi gerçekleri saptırarak farklı yerlere çekmeye çalışanlara karşı, geçekler açıklanmalı, anlatılmalı ve yanlışlıklar sergilenmeli. Doğru bilgilenmeye gereksinim var.
Atatürk’ün Lozan görüşmelerini izlerken, yaşadıklarını anlatımı sürecinde duygulanmamak da mümkün değildi. Teşekkürler. Dr. Çevik.
Tarihimizi doğru öğrenemezsek, günümüzü de doğru değerlendirebilmek olası değil. Geleceğimiz açısındam ise, o zaman pek iç acıcı gelişmeleri beklemek de zorlaşacak demektir.
Prof. Dr. Cüneyt Akalın, “Sancak Meselesi ve Hatay’ın Anavatan’a katılması” sürecini aktardı. Fransızların tutumunu, Atatürk’ün strateji belirleyip, risk alma kararını, zamanlama sürecini aktarıp, bilgilendirdi. Tek kurşun atılmadan. sorunun nasıl barış içinde çözümlenmesini vurguladı.
Öğleden sonraki ikinci oturumun başlığı, “Türkiye ve Dünya Siyaseti” üzerineydi. İlk sunumu, Prof. Dr. Adnan Şişman gerçekleştirdi. “1923-1938 Dönemi Türkiye Cumhuriyeti Devleti Politikasının Çağdaşlık Bağlamında Değerlendirilmesi” nı yaparken, “Halifelik” konusunu da değerlendirdi. Ermeni katliamı yorumları ile igili açıklamalrını sürdürürken,  bunun nedeninin “Batı” olduğunu açıklıkla aktardı.
Bu bölümün son sunumunu Prof. Dr. Süha Aktüre, “Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Günümüze Etkileri” üzerine gerçekleştirdi. Günümüzde ki bazı uygulamaların, sonra bir çok sorunlara gebe olduğunun altını çizdi. Motrö’yü Lozan’dan sonra ki diplomatik zaferin siyasi belgesi olarak değerlendirdi. Adnan Menderes dönemine de uzandı. Patrik ve Heybeliada gelişmeleri ile ilgili bilgiler verdi.
Günü son oturumu, “Dünya Ülkelerinin Türkiye’ye Bakışı ve Politikaları” üzerine gerçekleştiridi. Sunum yapan tüm bilim insanlarının katılımı ve Prof. Dr. Berin Ergin’in de,  izleyicilerin de soruları ve açıklamalarının bütünlük içinde gerçekleştirilmesini sağlamasıyla sonuçlandı. Bu son kısa bir özet olmanın ötesinde, yeni açıklamalarla geleceğe de bir ışık tutma olarak değerlendirilebilir.
Sunum yapan bilim insanlarının, son görevli oldukları üniversiteleri dikkate aldığımız da şu sonuca varıyoruz. İstanbul Gedik Üniversitesi, İstanbul Yeditepe Üniversitesi, Maltepe Üniversitesi, Uşak Üniversitesi, Arel Üniversitesi gibi kamu ve özel geniş bir yelpazenin çizilmiş olduğunu görüyoruz.
Böylesi dolu dolu bir toplantının organizasyonu, katılanların sunumları, izleyicilerin katkıları elbette önemli. Ancak unutulmaması gereken bir durum ise, buna olanak sağlayan İstanbul Gedik Üniversitesi’ni kutlamadan geçemeyiz.
Mütevelli Heyet Başkanı Hülya Gedik’in, konferansın açılışında yapığı konuşmada belirttiği, iş adamı babasının Üniversite’yi oluşturma sürecinde verdiği bir bilgiyi de, aktarmadan geçmiyelim. O da Eskişehir’de 60 sonrası gerçekleştirilen, “Devrim” aracının yapımındaki ekibin içinde yer almasını belirtmesiydi.
Hülya Gedik’in, bu konferansın gerçekleşmesine yol açması ve katkısı için de, devamı dileğini belirterek, teşekkür ederek, yazımızı noktalayalım.
__________________

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here