Tarikatlar ve halk yaşamı!

Tarikatlar ve halk yaşamı!

0
PAYLAŞ
Tahir Canan
Tahir Canan

“Bindiği belediye otobüsünde şort giydiği için Abdullah Çakıroğlu’nun tekmeli saldırısına uğrayan hemşire Ayşegül Terzioğlu psikiyatrik tedaviye başladı. Ayşegül Terzioğlu, saldırganın Serbest kaldıktan sonraki o gülen suratı hep aklımda “ diye konuştu.

Bu türden bir olay İstanbul’un göbeğinde bir genç kadının başına geliyor! Bunun izahı dahi mümkün değil. Bu genç kadının başına gelen, yaşadığı olay, trajik vaka insanı düşündürmesi gerekir! Kadın, o gün şortla otobüse bininmiş. Bindiği de Belediye otobüsü!. Kamunun malı olan bir otobüste tanımadığı bir meczup tarafından adeta öldürürsüye dövülmüş! Bu türden saldırılar yeni de değil.Dindarlar ve kindar insan yetiştirmenin ulaştığı yer burası. Bu serseri güruhlar, bu ülkede kendilerini birinci sınıf vatandaş sayarak, çeşitli gerekçelerle insanlara saldırmayı hak görüyorlar. Buna benzer bir kaç olay da Kocaeli de gerçekleşmişti.

“KOCAELİ’nin Başiskele İlçesi’nde halk otobüsünde cinsel organını çıkararak tacizde bulunan 34 yaşındaki A.E.A. kadınlardan ardı ardına tekme tokat yerken, otobüste kadınların yaşadığı korku cep telefonuyla görüntülendi.(5 Mayıs 2016)” Bu zevatların çoğunluğu Müslüman geçinmekteler.

Bu kimi zaman şort olur! Kimi zaman oruç olur! Kimi zaman ezan olur.Kimi zaman kılık, kıyafetini beğenmedikleri erkek ya da kadın olur! Ama hep dışladıkları kesime saldırmak için gerekçe bulurlar.Alevi, alevi olduğu için, Kürt, Kürt olduğu için, Ermeni, Ermeni olduğu için, Çingene, Çingene olduğu için saldırıya uğrayabilir.

Tabi ki devlet katlarında makbul vatandaşlar olarak sayılmayan, makbul vatandaş olmayanlar bu saldırıları hedefidir. Bu ayrıştırmayı devlet yaptığı için saldırılar da devlet güdümlü yaşanır! 6-7 Eylül olayları gibi olayların derinliğin de bu devletin derinleri olduğu artık su götürmez gerçekler olarak karşımıza çıkar.

Maraş’ta, Çorum da, Sivas’ta, Malatya da vuku bulan olaylarda devlet katlarında örgütlenerek hayata geçirilen olaylar olduğu artık tartışmasız olaylardır. Bunu benzeri olayları tek tek bireyler nezdinde de görebiliriz. Ergenekon tutuklamaları da, Feto darbe girişimi de derin devlet hareketi olarak karşımıza çıkmakta. Devletin ihtiyaçları toplumun ihtiyaçları gibi sunularak her türlü zulüm uygulanır.

Devletin bireylerin haklarını koruma şeklinde değil de devletin alimenfaati için eylemler mubah sayılır. O nedenle de devletin derinliği kirin, pisin en Billurlaşmış hali olarak karşımıza çıkar. Bunun üzerine neler yapılıp edildiği çok da önemli değil önemli olan devlet eliyle insanlara yaşatılan acılardır. Bireysel ya da toplumsal olması acının dağılımının nerelere ulaştığını gösterir. Onun dışında hiç bir farklılığı yoktur. Ayşe Terzioğlu’nun yaşadığı acıyla toplumun yaşadığı acının ortak noktası birinin birey olması diğerinin daha geniş bir alanı kapsamasından ibarettir.

Yaşanan ızdıraplar ve acılar aynıdır. Bir devlet din üzerinden hareket ederek toplumu olabildiğine politize etmesiyle doğru orantılı olarak bu olaylar meydana geliyorsa, olaylar yaşanıyorsa oturup düşünmek gerekiyor. Devletin din üzerinden hareket etmesi insanları belli noktalar da fanatikleştirirse oradan çıkan sonuç hiçte içaçıcı olmadığı ortada.Toplumu bir birine düşmanlaştıran anlayış sürekli kaşınarak ayakta tutuluyorsa oradan doğru şeylerin çıkmayacağı da bilinmeli.

Bu gibi durumlarda saldırganlıkların ya da düşmanlıkların nereler de nasıl patlayacağı çokta belli olmuyor. Toplum olarak bilinmezliğin içinde debelenip kalıyoruz. Her dönemde bir bilen çıkıp konuşuyor. Etrafa salyasını akıtarak bağırıp çağırmaktalar. İş zora geldiğinde de yanıldık deyip işin içinde sıyrılmaktalar.

Birileri hata yaptığında bedelini ödemekte. Bunlar topluma derin yaralar açmasına rağmen kandırıldı dediklerinde mesele kapanmakta. Bazen, o inançlar, insanları, inandığı dinin esiri haline gelerek kendi evinin içine bile zulüme yöneliyor! Bazen de o inançlarını sokağa, otobüse, evin dışına taşıdıkları için herkes bedel öder hale geliyor! Bazen de bunlar toplumsal bir kesime yönelerek düşmanlıklarını gerçekleştirmiş oluyorlar. Bilinç altına yerleşmiş algılar harekete geçiyor. Bu türden sapıklıklar her yerde, her mekanda kendini göstermekte.

Toplumu kendi anlayışına göre dizayn etme eylemi olarak karşımıza çıkmakta. Bu türden sapıklıkları toplum da kanıksamış! olup biteni sessizce izlemekte. Belediye otobüsünde vuku bulan olayın altında yatan da bu toplumsal sessizliktir. Herkes görüp de hiç kimse görmemiş gibi bunlar günlük olarak yaşanır.

Devletin toplumu dincileşmesiyle olaylar ve olgular doğru orantılı gelişir.Bu türden eylemler hakkında epeyce soru sorup düşünülmesi gerekmekte! Bunu yaşayan Ayşe Terzioğlu “Benim yaşadığımı Allah düşmanımın başına vermesi.Benim bu yaşadığımı hiç bir kadın yaşamasın” derken çok haklı da. Bu onun ne kadar acı çektiğini gösterir. Eşi tarafından doğranarak öldürülen Zekiye Bakırcı düşünebilecek durumda olsaydı acaba ne derdi diye de sormak yerinde olur.

Zekiye Bakırcı da, Malatya’nın Yeşilyurt kazasında, eşi tarafından öldürülen bir kadın. Bu türden olayların altı kazınsa altından din denen o malum değerler çıkar! Kadına saldıran adam tutuklanmış ama kadının korkusu geçmemiş! Önüne gelen her türlü yorum yapmış! Herkes kendine göre bir ahlak zabıtası olarak o mağdur kadının karşısına çıkmış! Karşısındakini yargılar halde efelenmekte! Sıra kendisine gelinceye kadar sağa-sola böğürmekteler. İnternet ortamının insan olgusundan uzak o ekran camında ahkam kesmekteler.

O kadını yaşadığını yargılama da onlara düşer! İnsanlar kendi ekranlarından coşa gelerek eser gürülderler. O içinde büyüdükleri o değerler üzerinden verip veriştirmiş de olurlar. Vicdanlar orada rafa kaldırılarak yorumlar haliyle saldırıya uğrayan kadına yöneltilmiş olur. Kadının acısını böylece büyütmüş olurlar. Devlet dediğimiz o aygıt elini tarikatlardan çekmediği sürece bu durum devam eder.

Durumdan vazife çıkaran yığınla adam ahlakçı kesilerek sokaktaki kadınlara, kızlara ahlak dersi vermeye kalkışabilir! Bu gibi durumlar da bireyden çok devlet sorgulanması gerekir. Çünkü laiklik ilkesi çiğnendikçe o serseri güruh kendini ahlak zabıtası saymaya devam ederler. Bu tür olayların önüne geçmek de haliyle devlete düşer. Devlet devletliğini bilmesiyle olaylar asgari seviyeye inmiş olur.

Yanılan devlet değil topluma karşı sorumluluk duyan bir devlete ihtiyaç var. Yani tarikat devleti değil laik bir devlet… Tarikatların özgürlüğü değil de halkın özgürlüğünü devletin temel olgu olarak ele almalı.

BİR CEVAP BIRAK