Taş deyip geçme!

SEDAT YILDIRIM SARICI / LONDRA – İnsanlık tarihinde taşlara yazılı olan en uzun metinler muhtemelen Antik Mısır döneminden kalan piramitler ve çevrelerindeki yapıtlar olmalı. Antik Mısır medeniyeti mimaride ve taş işçiliğinde öylesine ileri gitmiş ki, bugün Mısır’da sergilenen onbinlerce eserin yanı sıra, Londra’dan New York’a sayısız müzede, Antik Mısır kökenli binlerce taş esere rastlamamız mümkündür.

Anıtkabir yurdumuzun dört tarafından getirilen değerli taş ve mermerlerle yapılmış. Sadelik ve ustalığın emsallerinden biri olan anıt, Cumhuriyet tarihimizin en güzel ve en büyük mimari eserlerindendir. Şeref Holü’nde bulunan Atatürk’ün lahdinin yapımı için Gavur Dağları’ndan getirilen iki adet 40 tonluk yekpare kırmızı mermer kullanılmıştır.

Türk dili edebiyatının ilk abideleri olarak, Orhun Kitabeleri’ni kabul edecek olduğumuzda 8. asırdan bahsetiyor oluruz. Taş üzerine yazılan Orhun Kitabeleri’nden 3800 yıl öncesinde İngiltere’deki Stonehenge var. Stonehenge, 290 kilometre uzaklıktan taşınan mavi renkli göz taşları ve kimisi 25 ton ağırlığındaki taşlarla hatırlanır.

Tamam, Stonehenge çok eski ama daha öncesinde Antik Mısır var. Mısır’ın da öncesinde yine Anadolu var. Şanlıurfa – Göbeklitepe’nin tarihi MÖ 12bin yıl öncesine dayandırılıyor. 20 ton ağırlığında taşların da kullanıldığı insanlık tarihinin bilinen ilk tapınakları bulundu. Göbeklitepe’yle Stonehenge’deki asma taş mimari benzerliğini ilişkilendirip İngiltere’ye ilk Türk ziyaretini 3 bin yıl öncesine dayandıran tarihçiler de var!

Bitlis’de bulunan Urartu ve Osmanlı eski yerleşimi, Ahlat Mezar Taşları’ndaki 8 bin 169 mezar taşı ise üzerindeki işlemelerle taş yontu sanatının en ileri örnekleri arasında gösteriliyor. 2000 yılında UNESCO’nun Dünya Mirası Geçici Listesindeki Alanları arasına da girmiş durumda.

Bu taşların ağırlıklarını açıklarken, Atatürk’ün lahitinin 40 tonluk iki kırmızı mermerden yapıldığını yazmıştım ya, Lübnan – Baalbek’de MÖ 27 yılına tarihlenen dünyanın en büyük insan yapımı 1650 tonluk yekpare bir taş bloğu bulunduğunu da eklemeliyim. Bu taşın nasıl taşınabildiğini bilim insanları hala çözebilmiş değil. Ben bile çözemedim. Çözsem yazardım. Neden saklayayım?

Biz konuyu taşa getireceğiz de, hiç bir iddiamızın olamayacağı, ispatlayamayacağımız konularda okura “vallaha, cahil değiliz” demeye çalışıyoruz, ama nafile bir çaba. Bilgilerin çoğu Google’dan toplama. Herkes anlamıştır.

Derken, bir taş şaheseri daha ekleyeyim. Çanakkale Şehitler Anıtı sadeliği ve 41.7 metre yüksekliğiyle muhtemelen dünyanın en görkemli şehitlik abidelerindendir. Madem Çanakkale şehitlerinin adı geçti Atatürk’ün Türkiye topraklarına gömülen Anzak askerlerinin annelerine 1934’te  yazdığı mektubu da hatırlayalım:

“Bu memleketin toprakları üstünde

Kanlarını döken kahramanlar!

Burada dost bir vatanın toprağındasınız

Huzur ve sükun içinde uyuyunuz

Sizler Mehmetçiklerle yan yana

Koyun koyunasınız.

Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar!

Gözyaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız

Bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler

Ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır

Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra

Artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Atatürk’ün bu mektubu Çanakkale Şehitler Anıtı ve Sidney Hyde Park’ta taşlara kazıldı.

Yani ne demeye çalışıyorum iki saattir?

Taş demek acı, sızı demek

kadim sır demek,

görkem, asalet demek,

edebiyat, ebediyet demek.

Edebiyattan ve dilimizden “taş kalpli” deyimini silmeli.

Edebiyat denilince memleketimizin en büyük şairini anmadan olmaz.

Nazım Hikmet, Vasiyet şiirinin sonunda diyor ki,

“Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani, 

– öyle gibi de görünüyor – 

Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni 

ve de uyarına gelirse, 

tepemde bir de çınar olursa 

taş maş da istemez hani…” 

Ustam,

bir gün mutlaka Anadolu’yla kucaklaşacaksın, mısralarının kucaklaştığı gibi. Tepende de bir çınar olacak.

Kaldi ki, değil “Anadolu’da bir köy mezarlığı”, “ipek bir halıya benzeyen” bu memleketin tamamı senin. Ama vasiyetinin son mısrasını yerine getirmeyeceğiz. Dünyanın en sade, en kalender, en kudretli, en zarif ve en asil şairine ne yaraşırsa, öylesine görkemli taş abidelere mısralarını işleyeceğiz.

____________

Sedat Yıldırım Sarıcı, 5 Haziran 2020, Londra

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.